AKP ARTIK 'DEVLET BENİM' DİYOR


MEHMET SALTOĞLU


7 Ekim 2010


AKP tek başına hükümran olmak istiyor. Tüm toplumsal kuvvetlere “yanıma gel, gelmezsen yok olursun” diyor. Tehditle, korku politikalarıyla, her türlü komplolarla “ya sev ya da öl” diyor.

TC devletinin yeni versiyonu AKP, artık devlet benim, ben devletim, güç bende diyor.

Artık TC devleti benden sorulur, derin devleti ben kurarım, “demokrasiyi” de, gerekirse komünizmi de ben getiririm diyor. İstediğime istediğimi yaparım. Çamuru atarım. Gücünüz yetiyorsa temizleyin diyor. Bir taraftan halk desteğini yitiriyor, saldırganlaşıyor. Diğer taraftan devlet gücünü kullanarak “imparatorluk” yaratmaya çalışıyor.

Eski, statükocu, Kemalist devletin yıpranmış, kullanılamaz kurumlarını tasfiye ederken sömürü sistemini sürekli hale getirecek, baskı, şiddet ve korku toplumunun başka bir versiyonunu kuruyor.

Hedef belli, yanına aldığı liberal, aydın kesimler dışında gerçek demokrasiyi isteyen, radikal tavır ve çözüm üretmeye çalışan herkes. Tüm devrimci demokrasi ve sosyalist güçler.

90 yıllık cumhuriyet tarihinde ilk yıllarda CHP “imparatorluğu”ndan sonra ilk defa onu da aşan bir yerden AKP (ekonomik olarak güçlü, siyasallaşmış cemaatler topluluğu) “imparatorluğunu” kuruyor. Hem de bunu 2002 yılından beri halka verdikleri hiçbir sözü tutmayan, söylediklerinin arkasında durmayan bir parti olarak gerçekleştiriyor.

AKP, bu gücü nereden alıyor? Önce tüm aldatmacalarıyla halkın desteğinden aldı. Sonra ABD’ye ve AB’ye sadakat göstererek sağladı. Şimdi de polis, savcı, hakim ve devletin diğer kurumlarına yerleştirdiği kadrolardan alacak. Artık tüm güç onda olacak.

Bugün gelinen noktayı, komplo ve saldırılarını daha iyi anlamak için 2002’den beri uygulanan politikalara ve değişime kısaca bakmak yeterlidir.

AKP, 2002 yılından önce anti ABD’ci, Ortadoğu’da İsrail’e karşı, söylemleriyle halkın ulusal ve dini duygularını okşayarak, sömürerek iktidara geldi. Ama ne yaptı? Gazze’de öldürülen binlerse insan ve çocuklar için sahte gözyaşları dökerken, İsrail’in Ortadoğu’daki zorbalıklarına mahalle kabadayısı edasıyla sözde tavır alırken İsrail’e karşı hiçbir fiili yaptırım uygula(ya)madı. Gazze’yi bombalayan uçaklar Konya’dan kalktı. İsrail’le hiçbir anlaşmayı iptal etmedi. İsrail’le kavgaları ABD emperyalizminin bölgede bir numaralı ortağı olma kavgasıydı. Bölgede ABD yanında önemli güç ben olacağım kavgasıydı. Bu gayretlerini halktan gizleyerek Gazze’de ölenler için timsah göz yaşları dökerek gerçekleri halktan gizledi.

AKP, seçim meydanlarında benim işçim, memurum, emeklim…diye başlayan sözlerinde iş güvencesi sözü verdi. Uyguladıkları yeni liberal ekonomi politikalarıyla işsiz sayısı (resmi rakamlar %14 diyor) %20’lere dayandı. Özelleştirmelerle, 4/b, 4/c ile çalışanların önemli bir kesiminin iş güvencelerini ortadan kaldıran uygulamalar yaptı. Hangi tarikatın müritlerinin güvence altına alındığını, iş imkanlarının kimlere sağlandığını biliyoruz. İşçi, çiftçi, memur, emekli umurlarında olmadı. Utanmadan özelleştirmeleri, 4/b, 4/c’leri halk için yaptıklarını anlatmaya çalıştı. Tekel işçileri ön kesmese bir çok iş kolunda çalışanların iş güvenceleri ellerinden alınmaya devam edilecekti. Halen yürürlükte olan 4/b ve 4/c uygulamalarının sadece hızı kesildi. Sekiz yıldır uygulanan ekonomi politikanın işçi, memur, emeklinin lehine olmadığı, cemaatlerinin, müritlerinin kapitalist işletmeler kurmasını, sermayedar olmasını sağladığı görüldü. Önümüzdeki genel seçim çalışmalarında halkın karşısına çıkıp işçisi, memuru, emeklisi için ne söyleyecek. Söyleyeceği demagoji ve yalandan başka bir şey değildir.

AKP, demokrasi havarisi kesildi. Ülkenin ne kadar sorunu varsa, Kürt sorunu da dahil çözeceğini söyledi. Açılımlar yaptı. Kürt açılımı, Alevi açılımı, Demokrasi açılımı adı altında yıllarca toplumsal dinamikleri oyaladı. Umut yarattı. Hiçbir toplum kesimini dikkate almadan, kendi perspektifleri doğrultusunda içi boş açılımlar, sorunların muhatapları tarafından sahiplenilip, “ciddiyseniz gelin taleplerimiz doğrultusunda çözümleri birlikte üretelim” dediklerinde anında çark edip açılımlarına “milli birlik projesidir” dedi. Amaçlarının Kürt sorununu çözmek olmadığı, Kürt hareketini tasfiye etmek ve Kürt bölgelerinde cemaatlerinin etkisini arttırmak olduğu, Alevi sorununu çözmek olmadığı, ulusalcı zemine yığılmış Alevileri kendilerine çekmek için politik bir manevra olduğu ortaya çıktı. Demokratik açılımlarının da ne olduğu yapılan anayasa değişikliği ve referandumla ortaya çıktı. Bu değişikliklerin 12 Eylül anayasasının bir devamı ve devletin kurumlarında polis teşkilatında, yargıda ellerini daha da güçlendirme girişimi olduğu anlaşıldı. Demokratik çözüm bekleyen temel meselelerde samimi olmadığı görüldü.

AKP 2002’den beri elde ettiği gücü halk için kullanmayı aklının ucundan bile geçirmemiştir. Hiçbir zaman bu zihniyette olmamıştır. Ama bu coğrafyada yaşayan halkların çözüme kavuşturulması gereken ciddi sorunlarının olduğunu çok iyi biliyor ve bu sorunların sadece lafını ederek, halkı kandırarak gücünü sürdürmeye çalışıyor. Tek derdi var. O da devleti temsil ettiği cemaatleri üzerinden yeniden yapılandırmak. Demokratlığı da, halkçılığı da bu amaç için kullandı. Ve tüm komplo ve yalanlarıyla bu amacını gizledi.

Anayasa referandumu da diğer bir aldatmacaydı. Demokratikleşme, ileri demokrasi adı altında 12 Eylül anayasasının devamını sağladı. Aldatmaca bununla bitmedi. Anayasa değişikliği referandumunda oylamaya katılanların %58’i Evet, %42’si Hayır dedi. Bu sonucu AKP ve yandaş medyası büyük başarı olarak ilan etti. Oy kullananlar üzerinden ortaya çıkan bu yasal tablonun arkasında gerçek durum farklıydı. Bu durum AKP ve yandaş medya tarafından gizlendi. Referandum sonuçlarını 2007 genel seçim sonuçlarıyla kıyaslayarak bakıldığında gerçek tablo ortaya çıkmaktadır. YSK’nın açıklamasına göre referandumda toplam seçmen sayısı yurtdışı, cezaevleri dahil yuvarlak 52 milyondur. Evet oylarının toplamı 21,8 milyon, yüzdesi de 41,9’dur. Hayır oylarının toplamı 15,9 milyon yüzdesi 30,5’dir. Sandığa gitmeyenlerin toplamı 13,7 milyondur. Yüzdesi 26,3 olmuştur. 2007 genel seçimlerde AKP ve Selamet Partisinin aldığı toplam oy %49, CHP, MHP ve diğer hayır diyen partilerin toplamı da %41,5’dir. DTP ile “Biz de Varız, Birlikte Başaracağız” platformlarıyla devrimci, sosyalist güçlerin aldığı oy ise %5,3’dür. Bu sonuçlarla değerlendirildiğinde referandumdan kim başarılı çıkmıştır? Boykot cephesi dışında ne Evet, ne de Hayır başarılı olamamıştır. Her konuda olduğu gibi referandumun yasa ile belirtilen sonuçları dışında AKP, CHP ve MHP’nin oy kayıpları halktan gizlenmiştir. Hiçbir görsel ya da yazılı medyanın üzerinde durmadığı bu gerçeği AKP hepimizden daha iyi bilmektedir. Referandum akşamı büyük başarı elde ettik aldatmacasıyla halka seslenen Erdoğan, gerçek tablo karşısında önlemler almanın hesaplarını yapmaya başlamıştı bile…

Referandum akşamı ülkenin “ileri demokrasiye” geçtiğini ilan eden Erdoğan 2007 genel seçimlerinin yapıldığı günün akşamında halka yaptığı konuşmaya benzer bir konuşma daha yaptı. Bu konuşmayı yaparken gerçeği gören ve bilen insanlar “eyvah hepimizi kucaklayan, kapsayıcı bir konuşma daha, yarından sonra hepimiz, özellikle de boykotçular hapı yuttuk!” demiştir. Çok geçmedi öyle de oldu. Halkevleri, BDP, ESP gibi demokrasiden, sosyalizmden yana örgütlere yönelik saldırılarını referandumun hemen sonrasında SDP, TÖP ve yasal dergi çevresinden sosyalistlere yöneltti. Hem de örneğine az rastlanır komplolarla…

Referandumdan 9 gün sonra, “ileri demokrasinin” ilk günlerinde sabah 05:00’te üç ilde 21 noktada kar maskeli, ağır silahlı polis timleri operasyon yaptı. Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) Genel Başkanı Rıdvan Turan, Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP) sözcüleri Oğuzhan Kayserilioğlu ve Tuncay Yılmaz, SDP Genel Başkan Yardımcısı Günay Kubilay, SDP Genel Başkan Yardımcısı Ecevit Piroğlu, SDP MYK Üyesi Ulaş Bayraktaroğlu, SDP PM Üyesi ve İHD İstanbul Şube yöneticisi Sultan Seçik, SDP Üyesi Özgür Cafer Kalafat, Toplumsal Özgürlük dergisi okurlarından Semih Aydın, Demokratik Dönüşüm dergisinin yazıişleri müdürü Özgür Aytukum, RED dergisi yazarı Hakan Soytemiz ve Bilim ve Gelecek dergisi editörü Baha Okar’ın da aralarında bulunduğu 17 kişi evleri, işyerleri basılarak göz altına alındı.

24 Eylül’de sabah saat 04:30’a kadar süren savcı sorgulaması ve mahkeme kararı sonucunda SDP Genel Başkanı, yardımcıları, TÖP sözcüleri başta olmak üzere 13 kişi tutuklandı.

Adı Sosyalist Demokrasi Partisi, Toplumsal Özgürlük Platformu olan, yasal zeminde mücadele veren örgütlerin genel başkanı ve üst düzey yöneticilerin, adresleri, yerleri, üye oldukları örgütleri biliniyor ve belliyken, kar maskeli ağır silahlı timlerle sabaha karşı evleri basılarak alınmaları hangi demokrasi anlayışına sığar? Gerçekleri gizlemede maharetli iktidar halka yasal zeminde demokrasi ve sosyalizm mücadelesi veren örgütleri ve mensuplarını uydurma senaryolar ve komplolarla “terörist” olarak gösterdi. Başka türlü, açıkça ben sizin demokrasi mücadelenizi, sosyalizm mücadelenizi engelleyeceğim diyen bir ileri demokrasi olamayacağı için, tezgahlar kurulmalıydı. Daha öncede hiç birbirine benzemez, alakasız kişileri gözaltına alıp, tutuklayarak “Devrimci Karargah” isimli örgüte üye olmaktan tutuklamışlardı. Yasa dışı örgüt davası olan mahkeme bir komediydi. Ben silahlı mücadeleye karşıyım diyen İGD üyesi bir kişi halen bu davadan tutuklu bulunmaktadır. Hiç birbirleriyle alakası olmayan, Denizli’den İstanbul’a kız arkadaşını görmeye gelen, özel sorunlarını çözmeye çalışan öğrenci gençler “Devrimci Karargah” örgütünün üyeleri oldular. Tarih ilk defa böyle bir yasadışı örgüt davasına tanık oldu. Bostancı’da polis tarafından öldürülen Orhan Yılmazkaya ile birlikte öğrendiğimiz “Devrimci Karargah” polis tarafından yine sosyalistlere karşı kullanılmaktadır. 12 Eylül tim ve işkencecilerine şapka çıkarttıracak senaryo ve komplolarla, sapla saman birbirine karıştırılıp halkın önüne aynı tepside servise sunulmaktadır. H. Avcı gibi 12 Eylül döneminin işkencecisiyle devrimciler aynı gizli örgütte buluşturulmaktadır. Bu çirkin aldatmacaya karşı demokrasi veya halkçı anlayışlar falan değil, ahlak ve haysiyet sorgulanmalıdır.

AKP için artık temel meselelerin çözümü üzerine demagojileri tükenmiş, sona doğru gidilmektedir. Toplumu değiştirecek, dönüştürecek güçlere, devrimci demokratlara, sosyalistlere saldırmaktan başka çaresi kalmamıştır. AKP önümüzdeki süreçte devrimci demokrasi ve sosyalist güçlere karşı komplolarını arttıracaktır.

Saldırıların hedefi bu ülkede gerçek demokrasiden yana olanların, sosyalistlerin birlik ve dayanışmasının, istedikleri kendi dili, dini, kültürüyle yaşamak olan, özgürlük diyen Kürtler ve diğer azınlıkların birlikte, ortak yaşayacağı demokratik bir toplum için demokratik birlikler kurulmasının önünü kesmektir.

AKP tek başına hükümran olmak istiyor. Tüm toplumsal kuvvetlere “yanıma gel, gelmezsen yok olursun” diyor. Tehditle, korku politikalarıyla, her türlü komplolarla “ya sev ya da öl” diyor.

Başarılı mı? Evet başarılı. Çünkü karşısında bugün acil çözüm bekleyen sorunları çözme kavuşturulması noktasında gericileşmiş bir burjuvazinin devletine karşı, halk demokrasisini gerçekleştirecek bir birleşik gücün olamamasıdır. Ya birleşik cepheyi kurarız. Ya da kurarız. Başka çare yok. Bu noktada demokrasiden, sosyalizmden yana güçlerin defalarca düşünmesi gerekmektedir.

Tutsak SDP, TÖP ve diğer sosyalistlerin bir an önce özgürlüğe kavuşması için mücadelemiz sürecektir.

 


Loading