TC devletinin yeni versiyonu AKP, artık devlet
benim, ben devletim, güç bende diyor.
Artık TC devleti benden sorulur, derin devleti
ben kurarım, “demokrasiyi” de, gerekirse komünizmi de ben getiririm
diyor. İstediğime istediğimi yaparım. Çamuru atarım. Gücünüz
yetiyorsa temizleyin diyor. Bir taraftan halk desteğini yitiriyor,
saldırganlaşıyor. Diğer taraftan devlet gücünü kullanarak
“imparatorluk” yaratmaya çalışıyor.
Eski, statükocu, Kemalist devletin yıpranmış,
kullanılamaz kurumlarını tasfiye ederken sömürü sistemini sürekli
hale getirecek, baskı, şiddet ve korku toplumunun başka bir
versiyonunu kuruyor.
Hedef belli, yanına aldığı liberal, aydın
kesimler dışında gerçek demokrasiyi isteyen, radikal tavır ve çözüm
üretmeye çalışan herkes. Tüm devrimci demokrasi ve sosyalist güçler.
90 yıllık cumhuriyet tarihinde ilk yıllarda CHP
“imparatorluğu”ndan sonra ilk defa onu da aşan bir yerden AKP
(ekonomik olarak güçlü, siyasallaşmış cemaatler topluluğu)
“imparatorluğunu” kuruyor. Hem de bunu 2002 yılından beri halka
verdikleri hiçbir sözü tutmayan, söylediklerinin arkasında durmayan
bir parti olarak gerçekleştiriyor.
AKP, bu gücü nereden alıyor? Önce tüm
aldatmacalarıyla halkın desteğinden aldı. Sonra ABD’ye ve AB’ye
sadakat göstererek sağladı. Şimdi de polis, savcı, hakim ve devletin
diğer kurumlarına yerleştirdiği kadrolardan alacak. Artık tüm güç
onda olacak.
Bugün gelinen noktayı, komplo ve saldırılarını
daha iyi anlamak için 2002’den beri uygulanan politikalara ve
değişime kısaca bakmak yeterlidir.
AKP, 2002 yılından önce anti ABD’ci,
Ortadoğu’da İsrail’e karşı, söylemleriyle halkın ulusal ve dini
duygularını okşayarak, sömürerek iktidara geldi. Ama ne yaptı?
Gazze’de öldürülen binlerse insan ve çocuklar için sahte gözyaşları
dökerken, İsrail’in Ortadoğu’daki zorbalıklarına mahalle kabadayısı
edasıyla sözde tavır alırken İsrail’e karşı hiçbir fiili yaptırım
uygula(ya)madı. Gazze’yi bombalayan uçaklar Konya’dan kalktı.
İsrail’le hiçbir anlaşmayı iptal etmedi. İsrail’le kavgaları ABD
emperyalizminin bölgede bir numaralı ortağı olma kavgasıydı. Bölgede
ABD yanında önemli güç ben olacağım kavgasıydı. Bu gayretlerini
halktan gizleyerek Gazze’de ölenler için timsah göz yaşları dökerek
gerçekleri halktan gizledi.
AKP, seçim meydanlarında benim işçim, memurum,
emeklim…diye başlayan sözlerinde iş güvencesi sözü verdi.
Uyguladıkları yeni liberal ekonomi politikalarıyla işsiz sayısı
(resmi rakamlar %14 diyor) %20’lere dayandı. Özelleştirmelerle, 4/b,
4/c ile çalışanların önemli bir kesiminin iş güvencelerini ortadan
kaldıran uygulamalar yaptı. Hangi tarikatın müritlerinin güvence
altına alındığını, iş imkanlarının kimlere sağlandığını biliyoruz.
İşçi, çiftçi, memur, emekli umurlarında olmadı. Utanmadan
özelleştirmeleri, 4/b, 4/c’leri halk için yaptıklarını anlatmaya
çalıştı. Tekel işçileri ön kesmese bir çok iş kolunda çalışanların
iş güvenceleri ellerinden alınmaya devam edilecekti. Halen
yürürlükte olan 4/b ve 4/c uygulamalarının sadece hızı kesildi.
Sekiz yıldır uygulanan ekonomi politikanın işçi, memur, emeklinin
lehine olmadığı, cemaatlerinin, müritlerinin kapitalist işletmeler
kurmasını, sermayedar olmasını sağladığı görüldü. Önümüzdeki genel
seçim çalışmalarında halkın karşısına çıkıp işçisi, memuru, emeklisi
için ne söyleyecek. Söyleyeceği demagoji ve yalandan başka bir şey
değildir.
AKP, demokrasi havarisi kesildi. Ülkenin ne
kadar sorunu varsa, Kürt sorunu da dahil çözeceğini söyledi.
Açılımlar yaptı. Kürt açılımı, Alevi açılımı, Demokrasi açılımı adı
altında yıllarca toplumsal dinamikleri oyaladı. Umut yarattı. Hiçbir
toplum kesimini dikkate almadan, kendi perspektifleri doğrultusunda
içi boş açılımlar, sorunların muhatapları tarafından sahiplenilip,
“ciddiyseniz gelin taleplerimiz doğrultusunda çözümleri birlikte
üretelim” dediklerinde anında çark edip açılımlarına “milli birlik
projesidir” dedi. Amaçlarının Kürt sorununu çözmek olmadığı, Kürt
hareketini tasfiye etmek ve Kürt bölgelerinde cemaatlerinin etkisini
arttırmak olduğu, Alevi sorununu çözmek olmadığı, ulusalcı zemine
yığılmış Alevileri kendilerine çekmek için politik bir manevra
olduğu ortaya çıktı. Demokratik açılımlarının da ne olduğu yapılan
anayasa değişikliği ve referandumla ortaya çıktı. Bu değişikliklerin
12 Eylül anayasasının bir devamı ve devletin kurumlarında polis
teşkilatında, yargıda ellerini daha da güçlendirme girişimi olduğu
anlaşıldı. Demokratik çözüm bekleyen temel meselelerde samimi
olmadığı görüldü.
AKP 2002’den beri elde ettiği gücü halk için
kullanmayı aklının ucundan bile geçirmemiştir. Hiçbir zaman bu
zihniyette olmamıştır. Ama bu coğrafyada yaşayan halkların çözüme
kavuşturulması gereken ciddi sorunlarının olduğunu çok iyi biliyor
ve bu sorunların sadece lafını ederek, halkı kandırarak gücünü
sürdürmeye çalışıyor. Tek derdi var. O da devleti temsil ettiği
cemaatleri üzerinden yeniden yapılandırmak. Demokratlığı da,
halkçılığı da bu amaç için kullandı. Ve tüm komplo ve yalanlarıyla
bu amacını gizledi.
Anayasa referandumu da diğer bir aldatmacaydı.
Demokratikleşme, ileri demokrasi adı altında 12 Eylül anayasasının
devamını sağladı. Aldatmaca bununla bitmedi. Anayasa değişikliği
referandumunda oylamaya katılanların %58’i Evet, %42’si Hayır dedi.
Bu sonucu AKP ve yandaş medyası büyük başarı olarak ilan etti. Oy
kullananlar üzerinden ortaya çıkan bu yasal tablonun arkasında
gerçek durum farklıydı. Bu durum AKP ve yandaş medya tarafından
gizlendi. Referandum sonuçlarını 2007 genel seçim sonuçlarıyla
kıyaslayarak bakıldığında gerçek tablo ortaya çıkmaktadır. YSK’nın
açıklamasına göre referandumda toplam seçmen sayısı yurtdışı,
cezaevleri dahil yuvarlak 52 milyondur. Evet oylarının toplamı 21,8
milyon, yüzdesi de 41,9’dur. Hayır oylarının toplamı 15,9 milyon
yüzdesi 30,5’dir. Sandığa gitmeyenlerin toplamı 13,7 milyondur.
Yüzdesi 26,3 olmuştur. 2007 genel seçimlerde AKP ve Selamet
Partisinin aldığı toplam oy %49, CHP, MHP ve diğer hayır diyen
partilerin toplamı da %41,5’dir. DTP ile “Biz de Varız, Birlikte
Başaracağız” platformlarıyla devrimci, sosyalist güçlerin aldığı oy
ise %5,3’dür. Bu sonuçlarla değerlendirildiğinde referandumdan kim
başarılı çıkmıştır? Boykot cephesi dışında ne Evet, ne de Hayır
başarılı olamamıştır. Her konuda olduğu gibi referandumun yasa ile
belirtilen sonuçları dışında AKP, CHP ve MHP’nin oy kayıpları
halktan gizlenmiştir. Hiçbir görsel ya da yazılı medyanın üzerinde
durmadığı bu gerçeği AKP hepimizden daha iyi bilmektedir. Referandum
akşamı büyük başarı elde ettik aldatmacasıyla halka seslenen
Erdoğan, gerçek tablo karşısında önlemler almanın hesaplarını
yapmaya başlamıştı bile…
Referandum akşamı ülkenin “ileri demokrasiye”
geçtiğini ilan eden Erdoğan 2007 genel seçimlerinin yapıldığı günün
akşamında halka yaptığı konuşmaya benzer bir konuşma daha yaptı. Bu
konuşmayı yaparken gerçeği gören ve bilen insanlar “eyvah hepimizi
kucaklayan, kapsayıcı bir konuşma daha, yarından sonra hepimiz,
özellikle de boykotçular hapı yuttuk!” demiştir. Çok geçmedi öyle de
oldu. Halkevleri, BDP, ESP gibi demokrasiden, sosyalizmden yana
örgütlere yönelik saldırılarını referandumun hemen sonrasında SDP,
TÖP ve yasal dergi çevresinden sosyalistlere yöneltti. Hem de
örneğine az rastlanır komplolarla…
Referandumdan 9 gün sonra, “ileri demokrasinin”
ilk günlerinde sabah 05:00’te üç ilde 21 noktada kar maskeli, ağır
silahlı polis timleri operasyon yaptı. Sosyalist Demokrasi Partisi
(SDP) Genel Başkanı Rıdvan Turan, Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP)
sözcüleri Oğuzhan Kayserilioğlu ve Tuncay Yılmaz, SDP Genel Başkan
Yardımcısı Günay Kubilay, SDP Genel Başkan Yardımcısı Ecevit
Piroğlu, SDP MYK Üyesi Ulaş Bayraktaroğlu, SDP PM Üyesi ve İHD
İstanbul Şube yöneticisi Sultan Seçik, SDP Üyesi Özgür Cafer
Kalafat, Toplumsal Özgürlük dergisi okurlarından Semih Aydın,
Demokratik Dönüşüm dergisinin yazıişleri müdürü Özgür Aytukum, RED
dergisi yazarı Hakan Soytemiz ve Bilim ve Gelecek dergisi
editörü Baha Okar’ın da aralarında bulunduğu 17 kişi evleri,
işyerleri basılarak göz altına alındı.
24 Eylül’de sabah saat 04:30’a kadar süren
savcı sorgulaması ve mahkeme kararı sonucunda SDP Genel Başkanı,
yardımcıları, TÖP sözcüleri başta olmak üzere 13 kişi tutuklandı.
Adı Sosyalist Demokrasi Partisi, Toplumsal
Özgürlük Platformu olan, yasal zeminde mücadele veren örgütlerin
genel başkanı ve üst düzey yöneticilerin, adresleri, yerleri, üye
oldukları örgütleri biliniyor ve belliyken, kar maskeli ağır silahlı
timlerle sabaha karşı evleri basılarak alınmaları hangi demokrasi
anlayışına sığar? Gerçekleri gizlemede maharetli iktidar halka yasal
zeminde demokrasi ve sosyalizm mücadelesi veren örgütleri ve
mensuplarını uydurma senaryolar ve komplolarla “terörist” olarak
gösterdi. Başka türlü, açıkça ben sizin demokrasi mücadelenizi,
sosyalizm mücadelenizi engelleyeceğim diyen bir ileri demokrasi
olamayacağı için, tezgahlar kurulmalıydı. Daha öncede hiç birbirine
benzemez, alakasız kişileri gözaltına alıp, tutuklayarak “Devrimci
Karargah” isimli örgüte üye olmaktan tutuklamışlardı. Yasa dışı
örgüt davası olan mahkeme bir komediydi. Ben silahlı mücadeleye
karşıyım diyen İGD üyesi bir kişi halen bu davadan tutuklu
bulunmaktadır. Hiç birbirleriyle alakası olmayan, Denizli’den
İstanbul’a kız arkadaşını görmeye gelen, özel sorunlarını çözmeye
çalışan öğrenci gençler “Devrimci Karargah” örgütünün üyeleri
oldular. Tarih ilk defa böyle bir yasadışı örgüt davasına tanık
oldu. Bostancı’da polis tarafından öldürülen Orhan Yılmazkaya ile
birlikte öğrendiğimiz “Devrimci Karargah” polis tarafından yine
sosyalistlere karşı kullanılmaktadır. 12 Eylül tim ve
işkencecilerine şapka çıkarttıracak senaryo ve komplolarla, sapla
saman birbirine karıştırılıp halkın önüne aynı tepside servise
sunulmaktadır. H. Avcı gibi 12 Eylül döneminin işkencecisiyle
devrimciler aynı gizli örgütte buluşturulmaktadır. Bu çirkin
aldatmacaya karşı demokrasi veya halkçı anlayışlar falan değil,
ahlak ve haysiyet sorgulanmalıdır.
AKP için artık temel meselelerin çözümü üzerine
demagojileri tükenmiş, sona doğru gidilmektedir. Toplumu
değiştirecek, dönüştürecek güçlere, devrimci demokratlara,
sosyalistlere saldırmaktan başka çaresi kalmamıştır. AKP önümüzdeki
süreçte devrimci demokrasi ve sosyalist güçlere karşı komplolarını
arttıracaktır.
Saldırıların hedefi bu ülkede gerçek
demokrasiden yana olanların, sosyalistlerin birlik ve
dayanışmasının, istedikleri kendi dili, dini, kültürüyle yaşamak
olan, özgürlük diyen Kürtler ve diğer azınlıkların birlikte, ortak
yaşayacağı demokratik bir toplum için demokratik birlikler
kurulmasının önünü kesmektir.
AKP tek başına hükümran olmak istiyor. Tüm
toplumsal kuvvetlere “yanıma gel, gelmezsen yok olursun” diyor.
Tehditle, korku politikalarıyla, her türlü komplolarla “ya sev ya da
öl” diyor.
Başarılı mı? Evet başarılı. Çünkü karşısında
bugün acil çözüm bekleyen sorunları çözme kavuşturulması noktasında
gericileşmiş bir burjuvazinin devletine karşı, halk demokrasisini
gerçekleştirecek bir birleşik gücün olamamasıdır. Ya birleşik
cepheyi kurarız. Ya da kurarız. Başka çare yok. Bu noktada
demokrasiden, sosyalizmden yana güçlerin defalarca düşünmesi
gerekmektedir.
Tutsak SDP, TÖP ve diğer sosyalistlerin bir an
önce özgürlüğe kavuşması için mücadelemiz sürecektir.