AMAÇ ÖÇ ALMAK, SÜRÜNDÜRMEK


MAHMUT EŞİTMEZ


4 Ekim 2010


SDP ve TÖP operasyonunu sonrasında yapılan basın toplantısında, Ertuğrul Kürkçü, “Yetmez ama evet diyen arkadaşlara sormak lazım“  diyordu “Yetti mi?”Ertuğrul Kürkçü’nün bu sorusu sol siyasi ve aydın çevrelerinin ne denli büyük bir duygusal bölünme içerisinde olduğunu gösteriyordu.

İçinde yaşanılan dönemin tarifi konusunda sol çevrelerde görüş birliği sağlamak her zaman güç olmuştur. Ancak fikir ayrılığı daha çok muhalefet edilen sistemin gericiliğinin şiddeti üzerinedir; açık/gizli faşizm tartışmalarında olduğu gibi. Yoksa hiçbir zaman, solda bir kesim “Türkiye’nin büyük bir değişim geçirdiğini”, “Demokrasinin güçlendiğini vesayet rejimin geriletildiğini”, “Devrimsi” bir sürecin yaşandığını ilan ederken, diğer kesimin de “yeni bir gericilik çağının yaşandığını” iddia ettiği kadar, derin farklığın ortaya çıktığı bir dönem olmamıştı. Sol bu kez çok ciddi bir duygusal bölünmenin eşiğindedir. Belki bu topraklardaki uzun tarihi boyunca ilk kez “barikatın farklı tarafında yer alma” tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Gerçi, iki yıldır mahkemeye çıkarılmayı bekleyen KCK davası sanıklarının durumunu görmezden gelmeden, Türkiye’nin güllük gülistanlık olduğunu iddia etmek pek mümkün değildi. Ama biraz mantık ve etik sınırlarınızı zorlarsanız, KCK sürecini “harp koşullarının olağanüstülüğü” ile ya da “iktidar klikleri arasındaki çatışmayla” filan açıklamaya girişebilirdiniz. Ama SDP/TÖP operasyonun açıklanacak hiçbir tarafı yok; çünkü ortada baştan sona kurmaca olan bir senaryo var.  Yasal, meşru ve şiddete bulaşmamış, güya Anayasanın koruması altında olan bir siyasi parti, günlerdir malum kanallarda bir suç örgütüymüş gibi gösteriliyor, uydurma/montaj görüntülerle yargısız infaza tabi tutuluyor. Bu bile tek başına çok ciddi bir demokrasi ihlali iken, bununla da yetinilmiyor; bir dönemin işkenceci polis şefi ile işkence yaptığı insanların aynı örgütte olduğu iddia ediliyor. Bu en az anayasa mahkemesinin “cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 367 oy gerekir” yönlü kararı kadar, gülünç bir hukuk marifeti ile şapkadan tavşan çıkarma operasyonudur. Operasyonu planlayanlar ve yürütenler iddialarının bir yere varmayacağını çok iyi biliyorlar büyük ihtimalle. Ancak buradaki amaç, yasal olarak mahkûm etmek yerine medya aracılığı ile mahkûm etmek ve “demokratikleşen Türkiye’nin” klasiklerinden birine dönen uzun tutukluluk süreci ile bir tür öç almak, sindirmek, süründürmekmiş gibi görünüyor.

Öne sürülen iddiaların çürüklüğü bizi, “buradan bir şey çıkamaz” rehavetine düşürmemeli. Diktatörlüklerin ithamlarında hiç de mantık sınırları ile kendilerini sınırlamak zorunda olmadıklarını hatırlatalım.

Çanların sosyalistler için çalmaya başlaması, hem yeni bir diktatörlük dönemine girdiğimizin hem de yıllardır bazı çevrelerin iddia ettikleri gibi sosyalistlerin toplumda hiçbir etkiye sahip olmadığı iddiasının çürütülmesi olarak okunabilir. Şimdi zaman dayanışma zamanıdır, yoldaşlarımızı bir an önce çekip zindanlardan çıkarma zamanıdır. Dimitrov’un yaptığı gibi, diktatörlüğün gülünç iddialarını suratına çarpma zamanıdır…

Yazımızı Sevim Belli’nin her kelimesine katıldığımız samimi çağrısı ile bitirelim : “Boykotçusuyla, evetçisiyle, hayırcısıyla tüm demokrasi güçlerinin ve sosyalistlerin ilk görevi, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti eliyle uygulamaya sokulan, sosyalistlere yönelik bu tezgâhı bozmak için güç birliğiyle harekete geçmek ve sosyalistler üzerinde oynanan bu oyunu boşa çıkarmaktır”


Loading