![]() |
|
|
|
|
||
|
'KORKU İMPARATORLUĞU'NA TESLİM OLMAYACAĞIZ HALİT ELÇİ 28 Ekim 2010 Bir sabah, saat 5 sularında kapınız çalınıyor. Uyku sersemliğiyle kapıyı açıyorsunuz ve karşınızda size doğrultulmuş silahlar, kar maskeli adamlar görüyorsunuz. Adamlar önce sizi “etkisiz hale” getirdikten sonra büyük bir hızla gürültüler ve homurtular (evet, homurtu şeklinde sesler) çıkararak eve dağılıyor. Uyumakta olan insanlar gürültünün etkisiyle uyandıklarında, tepelerinde kendilerine yöneltilmiş silahlarıyla kar maskeli adamları görüyorlar. “Kim bu adamlar? Neler oluyor?” demeye fırsat bulamadan yere yatırılıyorsunuz, sertçe üzeriniz aranıyor. Bir süre sonra Amerikan aksiyon filmlerinden çıkmışa benzeyen bu insan mı, robot mu olduğu anlaşılmayan yaratıklar, yerlerine daha insan görünümlü birilerini bırakarak evi terk ediyorlar. Bu kez başka bir eziyet başlıyor. Ev, köşe bucak, didik didik aranıyor. Önce bilgisayarlarınız, ardından kameralarınız, ses kayıt cihazlarınız “ele geçiriliyor”. Evinizin duvarları, kapıları, masaları (parmak izi aramasında kullanılan) spreyle sıkılan boya benzeri bir maddeyle kirletiliyor. İç çamaşırı çekmecelerinize, çocukluk/gençlik fotoğraflarınızın olduğu kutulara el atılıyor; bebeğinizin yattığı oda ve eşyaları dahil bütün odalar sıkı bir aramadan geçiriliyor; yıllardır satır satır yazıp sakladığınız defterleriniz, notlarınız, şiirleriniz “suç kanıtı” olarak götürülmek üzere resmi kayıtlara geçiriliyor. *** Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) Genel Başkanı Rıdvan Turan, Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP) sözcüleri Oğuzhan Kayserilioğlu ve Tuncay Yılmaz ile bu iki siyasi örgütün yönetici ve üyeleri; yanı sıra aralarında çeşitli yasal yayınların çalışanları ve 70 yaşındaki eski bir sendikacının bulunduğu toplam 17 kişi, muhtarlık kayıtlarında bulunan ikametgah adreslerinde gözaltına alındı ve 4 günlük gözaltı süresinden sonra kelepçelenerek Adliye’ye götürüldü. 17 kişiden ikisi savcılık tarafından, ikisi de mahkeme tarafından serbest bırakılırken, 13 kişi tutuklanarak hapse kondu. Bir Taşla Birkaç Kuş Yasal bir partinin genel başkanının, açık siyasi faaliyet yürüten, adresleri, işyerleri belli olan bu insanların evleri neden sabahın saat 5’inde kar maskeli, çelik yelekli kişiler tarafından basılır? Bütün faaliyetlerini açık alanda yürüten, kendi siyasi hareketlerinde yöneticilik ve aktif militanlık yapmış olan bu insanlar, yaşamları boyunca savundukları ideolojik-politik görüşleriyle hiçbir ilgilisi olmayan illegal bir örgütün üyesi olmakla nasıl suçlanabilir? Bunun tek bir adı vardır: Komplo. Cumhurbaşkanlığı seçiminden 12 Eylül Referandumuna kadar çeşitli hamlelerle artık statükocu güçler karşısında üstün duruma geçen ve “devletleşen” AKP ile özellikle onun içindeki Fethullahçı yapılanmanın bir komplosudur bu. Daha önce AKP ve Cemaatle ilişkili olduğu görülen Hanefi Avcı’nın son dönemlerde (egemen güçler arasındaki) diğer kanada yanaştığı ve “Haliçte Yaşayan Simonlar” kitabıyla saldırıya (ya da kimine göre savunmaya) geçtiği biliniyor. Cemaat yayınları bundan sonra Avcı’ya karşı harekete geçmiş ve özel yaşamına varana kadar zayıf noktalarından vurulmaya çalışılmıştı. Sorguda sorulan sorulardan ve (gizlilik kararı nedeniyle) sınırlı ölçüde edinilen dosya bilgilerinden anlaşıldığına göre TÖP ve SDP’ye yönelik operasyonun hazırlıklarının başlangıcı 1,5 yıl öncesine kadar gidiyor. Bundan da anlaşılıyor ki, Emniyet’teki Cemaatçi yapılanma, Avcı’ya yönelik kampanyaya, onu TÖP- SDP operasyonu üzerinden illegal bir sol örgütle ilişkilendirerek yıpratma/baskı kurma hamlesiyle katıldı. Sosyalist ve demokratik güçlere yönelik gözaltı/tutuklama/mahkumiyet dalgaları son 1 yıldır giderek yoğunlaşıyor. 1700 kişilik KCK davasının yanı sıra ESP’ye yönelik dalgalar halinde operasyonlar yapılıyor; Halkevleri ve Sosyalist Parti üyelerine, Odak dergisi okurlarına, TAYAD’lılara yönelik tutuklamalar birbirini izliyor. Yakın zamanda kimi gençler sırf Kızıldere şehitlerini andıkları için mahkum edildiler. TÖP ve SDP’ye yöneltilen saldırı ise, genel hedeflerin yanı sıra, bu iki yapının bir birlik sürecini başlatmış olmasının ve Kürt halk hareketiyle geleneksel yakın ilişkilerinin yaratabileceği potansiyel tehlikeye yönelik olarak görülebilir. Saldırı Hepimize Oğuzhan Kayserilioğlu, Rıdvan Turan, Tuncay Yılmaz, Günay Kubilay… Sol kamuoyu bu kişileri yakından tanıyor. Onlar siyasi görüşlerini sokaklarda, meydanlarda, kürsülerde açıkça savundular. Kendi örgütlerinin dışında bir illegal örgütün üyesi oldukları şeklindeki iddia, böylesine ağır sonuçları olmasa, komik bulunabilirdi ancak. Ancak bu arkadaşlarımız polisin hazırladığı senaryo doğrultusunda mahkeme tarafından tutuklandı. Ortada büyük bir yalan var. Bu yaşananlar, AKP’nin
“ileri demokrasi”sinde bundan sonra neler olabileceğinin bir
göstergesidir. Bu saldırı hepimizedir. Bu saldırı tüm muhalifleredir. Yaratılan psikolojik ortam, insanların telefonda sıradan konuları konuşurken bile kendisini kontrol etmesine, hiç olmadık yere kaygılar duymasına neden oluyor. Çünkü “suçlanmak” için “suçlu” olmanız gerekmiyor. Birileri, sırf sizi kendi çıkarlarına aykırı görüşler savundunuz diye hapse atabiliyor ve kamuoyu nezdinde “suçlu” olarak gösterebiliyor. Bu Korku İmparatorluğu kurma planını bozmak elimizde. TÖP ve SDP’ye yönelik saldırıya karşı sosyalist ve muhalif güçlerin gösterdiği güçlü dayanışma, ardından başlayan kampanya sürecinde ve protesto eylemlerinde gerçekleşen geniş katılım umut vericidir. Egemenlerin yaratmak istediği korku bulutlarını ancak tüm sosyalizm ve demokrasi güçlerinin ortak aklı ve gücüyle dağıtabiliriz.
Birgün, 28 Ekim 2010 |
||
|
Loading
|