21 Eylül sabahı Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP)
ve Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) yönetici ve üyelerinin evleri, SDP
binaları kar maskeli, çelik yelekli kolluk kuvvetleri tarafından
basıldı. Yoldaşlarımız, polisin senaryosu çerçevesinde alınan kimi başka
kişilerle birlikte tutuklandı.
Bu operasyon, baştan sona bir komplodur. Burjuvazi
kendi hukukunu hiçe saymış ve tamamen düzmece bir senaryo uydurarak
yoldaşlarımızı hapse atmıştır. Yoldaşlarımız, uzun yıllar içinde
mücadele ettikleri siyasi hareketlerinin faaliyetlerinden dolayı değil,
Devrimci Karargah adlı örgütün üyesi olmakla suçlanarak tutuklandı.
Bunun düpedüz bir yalan olduğu açıktır. Gerek TÖP gerekse SDP’nin
tarihlerinden bu yana izledikleri ideolojik-politik çizginin sözkonusu
örgütün çizgisiyle hiçbir ilişkisinin ve yakınlığının olmadığı da
politikayı az çok izleyen herkes tarafından net biçimde bilinmektedir.
Ama bu büyük yalan, yaygın medyada ve özellikle
AKP’ye yakın ve Fethullahçı çeteye ait TV kanalları, internet siteleri
ve gazetelerde, yanı sıra yaygın medyada binbir türlü yalan ve
çarpıtmayla karıştırılarak sunuldu; tam bir psikolojik harekat
yürütüldü. Daha savcılık sorguları tamamlanmadan (Mahkeme kararının
açıklanmasından yaklaşık 12 saat önce) Fethullahçı medyada
yoldaşlarımızın tutuklandığı haberleri çıktı. Keza Emniyet’in servis
ettiği bir video, yaygın medyada günlerce yayımlandı.
Gözaltı süresinde bu operasyona ilginç bir isim
eklendi. Geçtiğimiz haftalarda bir kitap yayımlayarak devlet içindeki
Fethullahçı örgütlenmeyi anlatan, kendisi de yakın zamana kadar bu
cemaatin ve AKP’nin yandaşı olarak tanınan, devletin ve Emniyet
teşkilatının önemli isimlerinden olan -yakın zamana kadar- Eskişehir
Emniyet Müdürlüğü yapan, hayatını devrimcilere ve Kürtlere karşı
işkence, baskı ve yıkım operasyonlarıyla geçirmiş olan Hanefi Avcı,
medyada, operasyonda gözaltına alınan bir kişi (Necdet Kılıç) üzerinden
Devrimci Karargah’a yardımcı olmakla suçlandı. Ardından da gözaltına
alınıp tutuklandı. Bu öylesine büyük bir saçmalıktı ki, bu senaryonun
yazarları burjuva medyanın yazarlarını, yorumcularını bile buna
inandıramadılar. Avcının kirli adının yoldaşlarımızla birlikte anılması
her ne kadar incitici olsa da, onun sözkonusu örgütle ilişki içinde
olduğu suçlaması, bu davanın mantıksızlığını, saçmalığını ve hukuk
dışılığını gösterme bakımından iyi bir göstergedir.
Belli ki bu operasyonun yapılmasına karar veren
karanlık güçler, bir taşla birkaç kuş vurmak istiyorlar. Bir yandan
komünist güçlere darbe vururken, diğer yandan kendi iç hesaplaşmaları
için bu davadan yararlanmayı amaçlıyorlar.
21 EYLÜL KOMPLOSU NEDEN YAPILDI?
Bu operasyonun siyasi sorumluluğu kuşkusuz AKP
Hükümetine aittir. AKP iktidarı içinde de Fethullah Gülen uluslararası
çetesinin bu operasyonda özel olarak öne çıktığı görülüyor. Cemaatin
devlet içindeki ilişkilerini (kendi çıkarına uyduğu ölçüde) deşifre eden
Hanefi Avcı’nın ezilmesi amacına yönelik olarak TÖP ve SDP’ye yapılan
operasyondan yararlanılmıştır. Ancak TÖP ve SDP’ye yönelik düzenlenen bu
komplo, çok daha geniş bir resmin bir parçasını oluşturmaktadır.
AKP, egemen sınıf içindeki iktidar mücadelesinde
asıl olarak gücünü Anadolu sermayesinden alan ama genel olarak tekelci
sermayeyi temsil eden bir parti olarak yer almaktadır. AKP Hükümeti,
Ordu ve genel olarak “devlet sınıfı” ile köklü bir çatışmaya girmiyor
ama arkasını dayadığı küresel ve yerel burjuvaziden aldığı güçle devlet
iktidarını ele geçirmek için hamle üstüne hamle yapıyor. AKP önce
hükümet oldu, sonra cumhurbaşkanlığı makamını ele geçirdi, sonra YÖK’e
hakim oldu, son Askeri Şura’da Ordu’nun içine müdahale etti ve en son 12
Eylül referandumu ile yargı kurumunda önemli mevziler kazandı.
İktidar mücadelesi sürmekte, statükocu güçler de
çeşitli hamleler yapmakta, eski güçlerine kavuşmaları mümkün olmasa da
konumlarını korumaya çalışmaktadırlar. (Örneğin, Hanefi Avcı’nın egemen
sınıf içinde taraf değiştirmesinin nedeni henüz açık değilse de, bu kişi
yayımladığı kitapla birlikte statükocuların cephesinden bir hamle
yapmıştır.) Ancak artık AKP/burjuvazi iktidar mücadelesinde üstün duruma
geçmiştir ve üstte güreşmektedir. AKP, hükümet olmaktan iktidar olmaya
geçmekte ve “devletleşmektedir.” Devlet reflekslerini üstlenmektedir.
TÖP ve SDP’ye yönelik saldırıda bu refleksin önemli bir payının olduğu
görülüyor.
Sermaye sınıfının AKP eliyle yürüttüğü iktidarlaşma
çabası, aynı zamanda egemen sınıfın toplumu/devleti mevcut dünya ve
Türkiye koşullarına, kendi sınıf çıkarlarına uygun olarak yeniden
örgütleme, biçimlendirme girişimidir. Devlet, Avrupa’daki devletlere
benzer biçimde, emekçileri ve ezilenleri yönetmede şiddeti geri plana
iterken, “kontrol”ü ön plana çıkaracak şekilde yeniden örgütlenmektedir.
(Elbette devlet şiddet tekelini elinde tutma konusunda “hassas” olmaya
devam edecek ve kontrolün yetmediği noktalarda acımasız şiddetini
kullanmaktan kaçınmayacaktır.) Bu, Türkiye koşullarında bir bakıma
“asker devleti”nden, “polis devleti”ne geçiş demektir. Gözaltında artık
işkenceye fazlaca gerek görülmemektedir. Çünkü teknik olanaklar
sayesinde insanlar öylesine sıkı biçimde kontrol edilmekte ki, telefon
dinlemeleri, şehirlerin bütün caddelerini hatta sokaklarını 24 saat
kaydeden kameralar, banka kartları, ulaşım kartları (bilet yerine),
hastane kayıtları, vergi kayıtları vb. onlarca yolla hedef alınan
kişinin özel/genel hayatının bütün ayrıntılarına ulaşılabilmekte ve
bunlardan arzu edilen her türlü “suç kanıtı” sağlanabilmektedir.
Kurulmakta olan yeni siyasi düzen,
liberallerin/sol-liberallerin pompaladığı hayallere uygun biçimde
“demokratik” bir düzen değildir. Hele Erdoğan’ın referandum sonrasında
söylediği gibi “ileri demokratik düzen” hiç değildir. Tersine, yukarıda
anlatıldığı gibi genel olarak bireyi, özel olarak işçi ve emekçileri ve
ezilenleri en rafine “bilimsel ve teknik” yöntemlerle tam denetime
sokmayı, felç etmeyi amaçlayan otoriter, “modern gerici” bir polis
düzeni kurulmaktadır.
AKP eliyle yürütülen bu devletin/toplumun yeniden
örgütlenmesi girişimi, küresel sermayenin dünyayı yeniden biçimlendirme
amacına ve ABD’nin bölgede Türkiye’ye yeni bir misyon verme
politikasıyla da uyum içindedir. Türkiye, ABD’nin himayesi altında kendi
bölgesinin (Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu) liderliğine soyunmaktadır.
Bu durumda Türkiye’nin emekçi ve ezilenlerinin
kontrol altında tutulması daha da önem kazanmaktadır.
NEDEN SDP ve TÖP?
TÖP ve SDP’ye yönelik saldırının temel
nedenlerinden biri, bu iki yapının Kürt halk hareketiyle dayanışma
içinde olmaları ve iki halkın mücadele birliğini ısrarla ve kesintisiz
biçimde uzun zamandır savunmaları, bu görüşlerini samimiyetle hayata
geçirmeleridir. İki yapı, Türkiye’nin emekçi ve ezilenleriyle Kürt
halkının birliğini savunan Demokrasi İçin Birlik Hareketi’nin oluşması
ve yürümesinde oldukça etkin roller üstlenmiştir. Bunun ötesinde de her
türlü dayanışma ve ortak mücadele deneyimini yaşamıştır. 21 Eylül
komplosunda tutuklanan Rıdvan Turan ve Tuncay Yılmaz, 2009 Mart yerel
seçimlerinde Demokratik Toplum Partisi listesinden İstanbul Sancaktepe
ve Sarıyer ilçelerinde belediye başkan adayı olmuştur.
AKP Hükümeti ve derin devlet Türkiyeli
sosyalistlerin Kürt halkıyla bağ kurmasından son derece rahatsızdır. Bu
bağı kurmakta ısrarlı davranan sosyalistler bu nedenle hedef tahtasına
konmaktadır. Türkiyeli sosyalistler henüz bir toplumsal güç olmamalarına
rağmen, potansiyel bir tehlike olarak görülmektedir. Bu durum, özellikle
Kürt sorununda kimi adımların hazırlıklarının yapıldığı bugünlerde önem
arz etmektedir.
TÖP ve SDP’ye vurarak hem bu yapılara hem de Kürt
Özgürlük Hareketiyle dostluk ve dayanışma içindeki diğer sosyalist
güçlere, “Kürtlerden uzak durun” mesajı verilmektedir. Kürtler ile
sosyalistlerin bağını kopararak, Özgürlük Hareketinin batıdaki bağları
ve meşruiyeti zayıflatılmak isteniyor. Ayrıca siyasi iktidar, bu
ilişkinin ulusal cephe niteliğindeki Kürt hareketi içindeki
emekçi/sosyalist damarı güçlendirdiğini, liberal eğilimleri ise
zayıflattığını fark etmekte, bunu önlemeye çalışmaktadır.
İşte bu gibi nedenlerle TÖP ve SDP’ye
saldırılmıştır. Ayrıca DBH bileşeni güçlerden Sosyalist Parti’nin MYK
danışmanı Mahir Sayın’a yönelik soruşturma açılması ve Demokrasi ve
Özgürlük Hareketi üyesi (aynı zamanda BDP İstanbul YK üyesi) Yaman
Yıldız’ın evinin basılması da bu görüşü güçlendirmektedir.
21 Eylül komplosunun bir diğer nedeni, SDP ve
TÖP’ün bir örgütsel birlik sürecini başlatması ve bu yönde bir etki
alanı yaratmasıdır. Gerek TÖP gerekse SDP son dönemlerde enerjik ve
militan bir mücadele hattı izlemekte, ortak eylemlilikleriyle de dikkat
çekmektedir. Ortak mücadele alanları üzerinde güçlerini birleştirmeye
başlayan SDP ve TÖP’e Sosyalist Birlik Hareketi (SBH) de katılmıştır.
Ayrıca birlik zemini olarak görülen alandan pek çok birey ve grup da
sürece katılma eğilimine girmiştir. Türkiyeli enternasyonalist
sosyalistlerin güçlü bir kolektif devrimci özne yaratma olasılığı,
siyasi iktidarı rahatsız etmiş ve daha başlangıcında bu birliği
yapabiliyorsa dağıtma, yapamıyorsa hiç olmazsa sınırlandırma amacıyla
saldırmaya itmiştir.
SALDIRI TÜM MUHALİF GÜÇLERE
TÖP ve SDP’ye yönelik bu saldırının bu iki yapıya
ilişkin özel nedenleri olsa da, aynı zamanda bu saldırı tüm sosyalist ve
yurtsever güçlere yapılan saldırının bir parçasını oluşturmaktadır.
2009 baharından bu yana Kürt halkının seçilmiş
belediye başkanları ve meclis üyelerine, politik temsilcilerine yönelik
dalga dalga yürütülen KCK operasyonları çerçevesinde 1700 kişi halen
tutuklu bulunmaktadır. Son günlerde bu operasyonun yeni dalgasıyla
Urfa’da onlarca Kürt siyasetçi gözaltına alınmıştır.
Türkiyeli sosyalist güçlere yönelik
gözaltı/tutuklama/mahkumiyet saldırıları da hız kesmeden sürmektedir.
Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne yönelik operasyonlar dalgalar halinde
devam etmektedir. En son geçtiğimiz haftalarda yeni bir
gözaltı/tutuklama operasyonu yapılmıştır. Son aylarda Halkevleri
üyelerine, Odak dergisi okurlarına, TAYAD üyelerine yönelik bu tür
operasyonlar yapılmıştır.
Diğer sosyalist ve yurtsever güçlere yapılanların
yanı sıra TÖP ve SDP’ye yönelik bu operasyon, AKP Hükümeti tarafından
muhalif olarak görülen tüm sosyalistlerin, demokratların, hatta emek
örgütlerinin uydurma senaryolarla suçlanarak kriminalize
edilebileceğini, yönetici ve üyelerinin asılsız iddialarla yıllarca
hapiste tutulabileceğini göstermiştir. Saldırı hepimizedir; sadece TÖP
ve SDP’ye değil, sadece sosyalist ve yurtsever güçlere değil, tüm
muhalifleredir.
Düşman bize bir darbe vurdu. Gerilemeyeceğiz.
Düşmanın saldırısından dersler çıkaracağız; hata ve eksiklerimizi açık
yüreklilikle tespit edip bunları en kısa zamanda aşacağız. Bu saldırıya,
meşru mücadele zemininde işçi ve emekçilerle, ezilenlerle daha sıkı
bağlar kurarak, kitleler içindeki mevzilerimizi güçlendirerek,
ideolojik-politik hattımızı hayata geçirerek, birlik/yeniden kuruluş
sürecini derinleştirerek ve Kürt halkının mücadelesiyle dayanışmamızı
yükselterek cevap vereceğiz.
Bir yandan komünist çizgimizin gerektirdiği
görevleri yerine getirirken, diğer yandan yoldaşlarımızı düşmanın
elinden koparıp almak için bütün gücümüzle mücadele edeceğiz. AKP
Hükümeti ve emrindekilerin tezgahladığı komployu halkımıza ve dünyaya
teşhir etmek için -en geniş demokrasi ve sosyalizm güçleriyle birlikte-
bütün gücümüzle çalışacağız.
Gün, daha büyük bir enerji ve kararlılıkla ileri
atılma günüdür.