21 EYLÜL KOMPLOSUNU BOŞA ÇIKARACAĞIZ


HALİT ELÇİ


7 Ekim 2010


21 Eylül sabahı Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP) ve Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) yönetici ve üyelerinin evleri, SDP binaları kar maskeli, çelik yelekli kolluk kuvvetleri tarafından basıldı. Yoldaşlarımız, polisin senaryosu çerçevesinde alınan kimi başka kişilerle birlikte tutuklandı.

Bu operasyon, baştan sona bir komplodur. Burjuvazi kendi hukukunu hiçe saymış ve tamamen düzmece bir senaryo uydurarak yoldaşlarımızı hapse atmıştır. Yoldaşlarımız, uzun yıllar içinde mücadele ettikleri siyasi hareketlerinin faaliyetlerinden dolayı değil, Devrimci Karargah adlı örgütün üyesi olmakla suçlanarak tutuklandı. Bunun düpedüz bir yalan olduğu açıktır. Gerek TÖP gerekse SDP’nin tarihlerinden bu yana izledikleri ideolojik-politik çizginin sözkonusu örgütün çizgisiyle hiçbir ilişkisinin ve yakınlığının olmadığı da politikayı az çok izleyen herkes tarafından net biçimde bilinmektedir.

Ama bu büyük yalan, yaygın medyada ve özellikle AKP’ye yakın ve Fethullahçı çeteye ait TV kanalları, internet siteleri ve gazetelerde, yanı sıra yaygın medyada binbir türlü yalan ve çarpıtmayla karıştırılarak sunuldu; tam bir psikolojik harekat yürütüldü. Daha savcılık sorguları tamamlanmadan (Mahkeme kararının açıklanmasından yaklaşık 12 saat önce) Fethullahçı medyada yoldaşlarımızın tutuklandığı haberleri çıktı. Keza Emniyet’in servis ettiği bir video, yaygın medyada günlerce yayımlandı.

Gözaltı süresinde bu operasyona ilginç bir isim eklendi. Geçtiğimiz haftalarda bir kitap yayımlayarak devlet içindeki Fethullahçı örgütlenmeyi anlatan, kendisi de yakın zamana kadar bu cemaatin ve AKP’nin yandaşı olarak tanınan, devletin ve Emniyet teşkilatının önemli isimlerinden olan -yakın zamana kadar- Eskişehir Emniyet Müdürlüğü yapan, hayatını devrimcilere ve Kürtlere karşı işkence, baskı ve yıkım operasyonlarıyla geçirmiş olan Hanefi Avcı, medyada, operasyonda gözaltına alınan bir kişi (Necdet Kılıç) üzerinden Devrimci Karargah’a yardımcı olmakla suçlandı. Ardından da gözaltına alınıp tutuklandı. Bu öylesine büyük bir saçmalıktı ki, bu senaryonun yazarları burjuva medyanın yazarlarını, yorumcularını bile buna inandıramadılar. Avcının kirli adının yoldaşlarımızla birlikte anılması her ne kadar incitici olsa da, onun sözkonusu örgütle ilişki içinde olduğu suçlaması, bu davanın mantıksızlığını, saçmalığını ve hukuk dışılığını gösterme bakımından iyi bir göstergedir.

Belli ki bu operasyonun yapılmasına karar veren karanlık güçler, bir taşla birkaç kuş vurmak istiyorlar. Bir yandan komünist güçlere darbe vururken, diğer yandan kendi iç hesaplaşmaları için bu davadan yararlanmayı amaçlıyorlar.

21 EYLÜL KOMPLOSU NEDEN YAPILDI?

Bu operasyonun siyasi sorumluluğu kuşkusuz AKP Hükümetine aittir. AKP iktidarı içinde de Fethullah Gülen uluslararası çetesinin bu operasyonda özel olarak öne çıktığı görülüyor. Cemaatin devlet içindeki ilişkilerini (kendi çıkarına uyduğu ölçüde) deşifre eden Hanefi Avcı’nın ezilmesi amacına yönelik olarak TÖP ve SDP’ye yapılan operasyondan yararlanılmıştır. Ancak TÖP ve SDP’ye yönelik düzenlenen bu komplo, çok daha geniş bir resmin bir parçasını oluşturmaktadır.

AKP, egemen sınıf içindeki iktidar mücadelesinde asıl olarak gücünü Anadolu sermayesinden alan ama genel olarak tekelci sermayeyi temsil eden bir parti olarak yer almaktadır. AKP Hükümeti, Ordu ve genel olarak “devlet sınıfı” ile köklü bir çatışmaya girmiyor ama arkasını dayadığı küresel ve yerel burjuvaziden aldığı güçle devlet iktidarını ele geçirmek için hamle üstüne hamle yapıyor. AKP önce hükümet oldu, sonra cumhurbaşkanlığı makamını ele geçirdi, sonra YÖK’e hakim oldu, son Askeri Şura’da Ordu’nun içine müdahale etti ve en son 12 Eylül referandumu ile yargı kurumunda önemli mevziler kazandı.

İktidar mücadelesi sürmekte, statükocu güçler de çeşitli hamleler yapmakta, eski güçlerine kavuşmaları mümkün olmasa da konumlarını korumaya çalışmaktadırlar. (Örneğin, Hanefi Avcı’nın egemen sınıf içinde taraf değiştirmesinin nedeni henüz açık değilse de, bu kişi yayımladığı kitapla birlikte statükocuların cephesinden bir hamle yapmıştır.) Ancak artık AKP/burjuvazi iktidar mücadelesinde üstün duruma geçmiştir ve üstte güreşmektedir. AKP, hükümet olmaktan iktidar olmaya geçmekte ve “devletleşmektedir.” Devlet reflekslerini üstlenmektedir. TÖP ve SDP’ye yönelik saldırıda bu refleksin önemli bir payının olduğu görülüyor.

Sermaye sınıfının AKP eliyle yürüttüğü iktidarlaşma çabası, aynı zamanda egemen sınıfın toplumu/devleti mevcut dünya ve Türkiye koşullarına, kendi sınıf çıkarlarına uygun olarak yeniden örgütleme, biçimlendirme girişimidir. Devlet, Avrupa’daki devletlere benzer biçimde, emekçileri ve ezilenleri yönetmede şiddeti geri plana iterken, “kontrol”ü ön plana çıkaracak şekilde yeniden örgütlenmektedir. (Elbette devlet şiddet tekelini elinde tutma konusunda “hassas” olmaya devam edecek ve kontrolün yetmediği noktalarda acımasız şiddetini kullanmaktan kaçınmayacaktır.) Bu, Türkiye koşullarında bir bakıma “asker devleti”nden, “polis devleti”ne geçiş demektir. Gözaltında artık işkenceye fazlaca gerek görülmemektedir. Çünkü teknik olanaklar sayesinde insanlar öylesine sıkı biçimde kontrol edilmekte ki, telefon dinlemeleri, şehirlerin bütün caddelerini hatta sokaklarını 24 saat kaydeden kameralar, banka kartları, ulaşım kartları (bilet yerine), hastane kayıtları, vergi kayıtları vb. onlarca yolla hedef alınan kişinin özel/genel hayatının bütün ayrıntılarına ulaşılabilmekte ve bunlardan arzu edilen her türlü “suç kanıtı” sağlanabilmektedir.

Kurulmakta olan yeni siyasi düzen, liberallerin/sol-liberallerin pompaladığı hayallere uygun biçimde “demokratik” bir düzen değildir. Hele Erdoğan’ın referandum sonrasında söylediği gibi “ileri demokratik düzen” hiç değildir. Tersine, yukarıda anlatıldığı gibi genel olarak bireyi, özel olarak işçi ve emekçileri ve ezilenleri en rafine “bilimsel ve teknik” yöntemlerle tam denetime sokmayı, felç etmeyi amaçlayan otoriter, “modern gerici” bir polis düzeni kurulmaktadır.

AKP eliyle yürütülen bu devletin/toplumun yeniden örgütlenmesi girişimi, küresel sermayenin dünyayı yeniden biçimlendirme amacına ve ABD’nin bölgede Türkiye’ye yeni bir misyon verme politikasıyla da uyum içindedir. Türkiye, ABD’nin himayesi altında kendi bölgesinin (Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu) liderliğine soyunmaktadır.

Bu durumda Türkiye’nin emekçi ve ezilenlerinin kontrol altında tutulması daha da önem kazanmaktadır.

NEDEN SDP ve TÖP?

TÖP ve SDP’ye yönelik saldırının temel nedenlerinden biri, bu iki yapının Kürt halk hareketiyle dayanışma içinde olmaları ve iki halkın mücadele birliğini ısrarla ve kesintisiz biçimde uzun zamandır savunmaları, bu görüşlerini samimiyetle hayata geçirmeleridir. İki yapı, Türkiye’nin emekçi ve ezilenleriyle Kürt halkının birliğini savunan Demokrasi İçin Birlik Hareketi’nin oluşması ve yürümesinde oldukça etkin roller üstlenmiştir. Bunun ötesinde de her türlü dayanışma ve ortak mücadele deneyimini yaşamıştır. 21 Eylül komplosunda tutuklanan Rıdvan Turan ve Tuncay Yılmaz, 2009 Mart yerel seçimlerinde Demokratik Toplum Partisi listesinden İstanbul Sancaktepe ve Sarıyer ilçelerinde belediye başkan adayı olmuştur.

AKP Hükümeti ve derin devlet Türkiyeli sosyalistlerin Kürt halkıyla bağ kurmasından son derece rahatsızdır. Bu bağı kurmakta ısrarlı davranan sosyalistler bu nedenle hedef tahtasına konmaktadır. Türkiyeli sosyalistler henüz bir toplumsal güç olmamalarına rağmen, potansiyel bir tehlike olarak görülmektedir. Bu durum, özellikle Kürt sorununda kimi adımların hazırlıklarının yapıldığı bugünlerde önem arz etmektedir.

TÖP ve SDP’ye vurarak hem bu yapılara hem de Kürt Özgürlük Hareketiyle dostluk ve dayanışma içindeki diğer sosyalist güçlere, “Kürtlerden uzak durun” mesajı verilmektedir. Kürtler ile sosyalistlerin bağını kopararak, Özgürlük Hareketinin batıdaki bağları ve meşruiyeti zayıflatılmak isteniyor. Ayrıca siyasi iktidar, bu ilişkinin ulusal cephe niteliğindeki Kürt hareketi içindeki emekçi/sosyalist damarı güçlendirdiğini, liberal eğilimleri ise zayıflattığını fark etmekte, bunu önlemeye çalışmaktadır.

İşte bu gibi nedenlerle TÖP ve SDP’ye saldırılmıştır. Ayrıca DBH bileşeni güçlerden Sosyalist Parti’nin MYK danışmanı Mahir Sayın’a yönelik soruşturma açılması ve Demokrasi ve Özgürlük Hareketi üyesi (aynı zamanda BDP İstanbul YK üyesi) Yaman Yıldız’ın evinin basılması da bu görüşü güçlendirmektedir.

21 Eylül komplosunun bir diğer nedeni, SDP ve TÖP’ün bir örgütsel birlik sürecini başlatması ve bu yönde bir etki alanı yaratmasıdır. Gerek TÖP gerekse SDP son dönemlerde enerjik ve militan bir mücadele hattı izlemekte, ortak eylemlilikleriyle de dikkat çekmektedir. Ortak mücadele alanları üzerinde güçlerini birleştirmeye başlayan SDP ve TÖP’e Sosyalist Birlik Hareketi (SBH) de katılmıştır. Ayrıca birlik zemini olarak görülen alandan pek çok birey ve grup da sürece katılma eğilimine girmiştir. Türkiyeli enternasyonalist sosyalistlerin güçlü bir kolektif devrimci özne yaratma olasılığı, siyasi iktidarı rahatsız etmiş ve daha başlangıcında bu birliği yapabiliyorsa dağıtma, yapamıyorsa hiç olmazsa sınırlandırma amacıyla saldırmaya itmiştir.

SALDIRI TÜM MUHALİF GÜÇLERE

TÖP ve SDP’ye yönelik bu saldırının bu iki yapıya ilişkin özel nedenleri olsa da, aynı zamanda bu saldırı tüm sosyalist ve yurtsever güçlere yapılan saldırının bir parçasını oluşturmaktadır.

2009 baharından bu yana Kürt halkının seçilmiş belediye başkanları ve meclis üyelerine, politik temsilcilerine yönelik dalga dalga yürütülen KCK operasyonları çerçevesinde 1700 kişi halen tutuklu bulunmaktadır. Son günlerde bu operasyonun yeni dalgasıyla Urfa’da onlarca Kürt siyasetçi gözaltına alınmıştır.

Türkiyeli sosyalist güçlere yönelik gözaltı/tutuklama/mahkumiyet saldırıları da hız kesmeden sürmektedir. Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne yönelik operasyonlar dalgalar halinde devam etmektedir. En son geçtiğimiz haftalarda yeni bir gözaltı/tutuklama operasyonu yapılmıştır. Son aylarda Halkevleri üyelerine, Odak dergisi okurlarına, TAYAD üyelerine yönelik bu tür operasyonlar yapılmıştır.

Diğer sosyalist ve yurtsever güçlere yapılanların yanı sıra TÖP ve SDP’ye yönelik bu operasyon, AKP Hükümeti tarafından muhalif olarak görülen tüm sosyalistlerin, demokratların, hatta emek örgütlerinin uydurma senaryolarla suçlanarak kriminalize edilebileceğini, yönetici ve üyelerinin asılsız iddialarla yıllarca hapiste tutulabileceğini göstermiştir. Saldırı hepimizedir; sadece TÖP ve SDP’ye değil, sadece sosyalist ve yurtsever güçlere değil, tüm muhalifleredir.

Düşman bize bir darbe vurdu. Gerilemeyeceğiz. Düşmanın saldırısından dersler çıkaracağız; hata ve eksiklerimizi açık yüreklilikle tespit edip bunları en kısa zamanda aşacağız. Bu saldırıya, meşru mücadele zemininde işçi ve emekçilerle, ezilenlerle daha sıkı bağlar kurarak, kitleler içindeki mevzilerimizi güçlendirerek, ideolojik-politik hattımızı hayata geçirerek, birlik/yeniden kuruluş sürecini derinleştirerek ve Kürt halkının mücadelesiyle dayanışmamızı yükselterek cevap vereceğiz.

Bir yandan komünist çizgimizin gerektirdiği görevleri yerine getirirken, diğer yandan yoldaşlarımızı düşmanın elinden koparıp almak için bütün gücümüzle mücadele edeceğiz. AKP Hükümeti ve emrindekilerin tezgahladığı komployu halkımıza ve dünyaya teşhir etmek için -en geniş demokrasi ve sosyalizm güçleriyle birlikte- bütün gücümüzle çalışacağız.

Gün, daha büyük bir enerji ve kararlılıkla ileri atılma günüdür.


Loading