MARTILARI TUTUKLADINIZ


HAKAN ÖZTÜRK


18 Ekim 2010


Onlar genç bir insan olarak devrimcilikle tanıştıklarında, önceki kuşağın hepsi cezaevindeydi.

Kendi kendilerine çalan bir davulla zurnaydılar. Hudayinabittiler. Ama bir kere bitti mi kökü kurutulamayan ayrık otu cinsinden.

Sosyalizmin şen şarkılarını içlerine çekmeden, ağabey ve ablalarının işkence anılarında kendini saklayan iniltiyi dinlediler.

İlk teorik kitapları “Adressiz Sorgular”dı, “Sanık Ayağa Kalk’tı.

Sırf bir insana böyle azgınca işkence yapılabilen bir dünyayı ortadan kaldırmak üzere yemin ettiler, yumruklarını sıktılar.

Mor külhaniydiler. “Köklerini kazıdık” dedikçe televizyonlar, kendilerini hınçla en dibe ekiliyorlardı.

12 Eylül en çok onları yetim bırakmıştı.

Ama alıştılar, ama öğrendiler isyana davet eden bildirilerin imlasını yavaş yavaş.

Korksalar da kaçmıyorlardı artık köpeklerden.

Sokaklarda, gecekondularda, kampuslarda kontrolsüz konuşuyor, ufak ufak ilişmeye başlayan poliste susuyorlardı.

Onlar 12 Eylül sonrası kıyıların martılarıydılar.

Eğer denizde nasip yoksa balıkçıların kasasından çalmayı öğrenmişlerdi.

Bedenlerindeki ağrı sızı için bir of demeyi ayıp sayarlardı ama sosyalizm diye bildikleri diyarlar 1989’da viran olunca, ilk kez belleri büküldü.

Öküz ölünce bıçak çekenler çoğalmıştı. Ama olsun, dediler en kötü olan en olanaklı olandı.

“Ne oldu?” sorusunun yükü omuzlarındaydı. Yükü bırakanlar çoğaldıkça, ipler daha fazla kesti onları.

İpleri bırakanlara mı üzülselerdi, daha fazla kesildiklerine mi?

Carlos Santana, Cohen ve Bernardo Bertolucci’nin Budizm’e gönül verdiklerini duydular.

1900 bir, 1900 iki ve Konformist’ten sonra Budizm ha. Yazıklar olsun.

Cem Karaca, Özal’ın elini öpmüştü. Gör akan o yaşları…

Onlar hayallerinde kalan geçkin artistlere aşık az sayıda çocuktular.

Ama cellatlarına ve kendilerine aşık değillerdi.

Kendileriyle barışık da değillerdi. Onlar da sosyalizmin diyarının neden viran olduğu üzerine düşünüyorlardı. Kendilerine vasiyet edilmiş sloganları gökyüzüne kaldırılmış, bir bebek gibi taşıyorlardı ama bir yandan da hipotetiktiler.

Kendileriyle barışık değil, iç savaşıktılar.

Lise, üniversite böyle geçti.

Dersleri toparlamak için örgütü bırakmadılar. Sosyalizmi doçentlik tezi sanmadılar asla.

Eylemlere “hafta sonu ne yapak” tarzı katılmadılar. PKK’ye, PeKaKa diyen Taraf köşe yazarlarını şovenizmin esas eleştiricisi görmediler.

Hiçbir zaman kusurlarını fazilet saymadılar. Ayıplarını örtmek için yalan konuşmadılar.

Onlar, sosyalizm hayal kırıklığı yarattığı tehlikeli şehirlerde yaşamaya kalkışmış martılardı.

Fetullahçı ibişler, sizler o çocukları tutukladınız 21 Eylül komplosuyla bir sabah.

Şunu aklınıza koyun.

Onlar 90’ların ve 2000’lerin devrimcileridir. Gül kurutur, huysuz çocuk emzirirler.
Genç diye aldanmayın sakın. İki cihan harbi görmüş gibidir hepsi. (Bazı Büyüklerimiz de gerçekten eski topraktır, hepsine saygılarımı sunarım. Onlar ayrı ilim gerektirir.)

Az suyla çok yol almasını bilirler. Teyemmümle namaza alışıklardır. Haberiniz ola.

2000’lerin devrimcilerine ne yapacağınızı bilememenin şaşkınlığını görüyorum hepinizde. Yargısız infaz düşünseniz (metaforik anlamda değil ama) olmuyor. Korkutsak deseniz korkmuyor. Terörist deseniz uymuyor.

Liberalleştirelim gel deseniz gelmiyor, teşekkür kabul etmiyor. Oy verdirseniz boykot ediyor.

Kırk kere tembih etseniz kapıcı çocuklarıyla oynuyor, Kürt çocuklarıyla ağacaçıkıyor. Eve IMF’yi davet etseniz demliği deviriyor.

1 Mayıs’ta Taksim’e karakol kursanız, karakoldan kaçıyor…

Devletin ekmeğine, suyuna, yanmayan kaloriferine yazık.

Boşu boşuna tutukladınız SDP’li ve TÖP’lü kardeşlerimizi. Göreceksiniz bu da çare değil.

Çok beceriksizsiniz. Penguen gibi gözüküyorsunuz. Karargah kelimesini gördüğünüz her yerde “Bu devrimci karargah mı?” diye sorgu olmaz. İnsan hayatı boyunca 300 bin kere “karargah” der. Her insan der.

Tutuklamalarınıza bir gerekçe bulmaya bile tenezzül etmiyormuşsunuz duyduğuma göre.

Sizden önceki ağabeyleriniz de böyleydi. Sandalyeden düştü öldü derlerdi, kendini kapıya astı…

İşkenceyle öldürdükleri insanlarla ilgili doğru dürüst bir ölüm gerekçesi bile sunmuyorlardı.

Ama ne oldu, yıkıldı gitti Likya. Sizin de zulmünüz bu kadar çok ve temelsiz olsun ki çabuk yıkılın.

 


Emekçi Hareket, 18 Ekim 2010


Hakan Öztürk
Loading