SIRAYI BOZMAK


FİGEN YÜKSEKDAĞ

EZİLENLERİN SOSYALİST PARTİSİ GENEL BAŞKANI


5 Aralık 2010


SDP ve TÖP'e yönelik tutuklama saldırısının üzerinden iki ayı aşkın bir süre geçti. Geçen bu süre boyunca kamuoyu, bu tür saldırıları kanıksamakla kanıksamamak arasında gidip geldi. Bir taraftan birleşik politik bir sahiplenme, diğer taraftan da sonuç alma pratiğinin belli bir sınıra gelip dayanması... Galiba şimdi o sınırdayız. Bu sınır geçildiğinde, toplumun politik özgürlüklere dönük devlet saldırıları, gözaltı-tutuklama terörü karşısındaki kanıksama eşiği de aşılmış olacak.
 
21 Eylül gözaltı ve tutuklamalarından sonra çeşitli siyasi parti, platform ve kitle örgütlerince oluşturulan “Sıra kimde” inisiyatifi, gelinen sınıra işaret etmek bakımından önemli ve çarpıcı bir soru sordu. Aslında durum tam da, herkese “sıra kimde” derirtecek bir aşamaya geldi. 2004'te bugün olduğu gibi “AB'ye uyum” ve demokratikleşme borazanlarını çalarak hayata geçirilen TCK ve TMK'daki faşist restorasyonun sonuçları, sıra atlamadan sosyalist, devrimci ve Kürt yurtsever siyasi merkezlere tutuklama, tasfiye ve tecrit etme saldırısı olarak dönüyor. Demokratik  alanın bütününü içine alacak biçimde yayılan ve sistematikleşen bir saldırı bu. Öncelikli olarakta AKP hükümeti eliyle yürütülüyor. Bu, yüzlerce klasör dava dosyasından bir incir çekirdeği dolduramasalar da alternatif emek ve özgürlük siyasetini kriminalize etme, en önemli yanıyla da bir rehin alma siyasetidir. Kara ve kirli bir AKP siyasetidir. Bugün SDP-TÖP tutukluları da Diyarbakır'da yargılanan Kürt siyasi tutukluları da aynı rehin alma siyasetinin hedefi olmuştur. ESP'de 2006'dan  bu yana sistematik olarak bu tip saldırıların hedefi oluyor.
 
Toplamda baktığımızda, Kürt halk hareketinin politik iradesine ve Kürt sorununun çözümünde sosyalist bir irade geliştirmeye yönelen politik merkezlere yönelen bir saldırı hareketi görüyoruz. Ama bu sadece buz dağının görünen yüzü. AKP, bu merkezlere yönelmeyi öncelikli görse de, başka bir taraftan karşısında sıraya dizilmiş ve sistematik saldırı aşamalarında kaygıyla sıranın kendisine gelmesini bekleyen bir muhalefet istiyor. Onun gibi düşünmeyen ve davranmayan her siyasi odak -özellikle de sol odaklar- bu kaygı ve politik baskı ortamında hareketsizleşmeye, tutumlarında silikleşmeye-ikirciklenmeye, en nihayetinde de politik tasfiyeye itiliyor.
 
İşte tam da burada, “sıra kimde” sorusuna verdiğiniz yanıt önemlidir. Ya emniyetsiz bir bekleyiş ve kaygının sonucunda “sıra bizde” diyeceksiniz ya da sırayı bozacaksınız. Zaten sistematik saldırıları durdurmakta, diğer bir deyişle sıranın dışına çıkmakta, devrimci-sol siyasette sıra dışı bir hamle yapmakta ancak böyle bir tutumla mümkündür.
 
Bugün için bu politik tutum ve hamlenin iki önemli yönü vardır. Birincisi, tutukluları içerde ve dışarda sahiplenerek, haksız tutuklama durumuna son verecek ve onları dışarıya çıkaracak bir hareketin örgütlenmesidir. Sol-sosyalisit hareket SDP-TÖP, KCK ve benzeri davalarda, tutuklu siyasetçi arkadaşlarımızı cezaevlerinden koparıp alacak bir başarıya ihtiyaç duyuyor. Bu bize dayatılan sıranın bozulması bakımından da oldukça önemlidir. Demek ki, öncelikle somut bir saldırıya somut bir yanıt vermek ve buradan bir başarı kaydetmek zorundayız. Tutukluların serbest bırakılması mücadelesi,  bir dönemin saldırı konsepti karşısında güç ve inisiyatif kazanmak bakımından da, direnişçi ve somut kazanıma kilitlenmiş bir siyaset tarzının gelişimi bakımından da kilit noktada duruyor.
 
İkinci olarak, SDP ve TÖP'e dönük saldırı bize bir kez daha göstermiştir ki, devlet siyaseti ve  terörü, emekçi sol, yurtsever Kürt ve sosyalist hareketin birleşik mücadele zemin ve olanaklarını dağıtmayı hedefliyor. Öyleyse, bu tür saldırıların dağılmaya değil, daha güçlü olarak birleşmeye, birleştirmeye yarayacağını göstermeliyiz. Bugün için saldırılara verilecek yanıtın ikinci önemli halkası da budur. Önümüzde, bir cephe görüş açısıyla birleşik mücadele olanaklarının güçlü  zeminde realize edilebileceği bir süreç var. Bugün bizim için bir saldırıdan güçlenerek çıkmak, aynı zamanda birleşerek çıkmak anlamına gelir. Şimdi de birleşerek yeni bir güç kurmanın, yaklaşan seçimleri de kapsayacak biçimde  emek, barış ve özgürlükler alanından ezilenleri bütünleyebilecek bir siyasi merkez yaratmanın zamanıdır. Sırayı bozmak ve ezilenlerin düzenden bağımsız politik iradesini yaşamda cisimleştirmekte böyle mümkündür.

 


Günlük, 5 Aralık 2010


Loading