AÇIK MEKTUP - 1


FEHMİ BAYRAKTAROĞLU


20 Ekim 2010


Partili (SDP) dostlara, yoldaşlara açık mektup.
 
Partiyle (SDP) ilgili son politik gelişmeler üzerine birkaç açık mektup yazmaya karar verdim. "Neden açık mektup var?" diye sorulursa, bu aralar içinde olduğum ruh halimi en iyi bu formla dile getirebilirim diye düşündüm. Ve bunu, ruh halimi özellikle paylaşmak istiyorum. Çünkü böyle yapmamın, hepimizin ve mücadelemizin işine yarayacağına düşünüyorum. Bu yazıya başlamadan bir gün önce Silivri Cezaevi'nde ziyarette, avukat görüşündeydim. Oğlum Ulaş Bayraktaroğlu'nu, SDP Başkanı Rıdvan Turan’ı ve Genel Başkan Yardımcısı Ecevit Piroğlu’nu gördüm, konuştum.

Açıkça yazayım; onların yanına gitmeden önce ve giderken psikolojim son derece bozuktu. Bunun yürütülen operasyonla veya ileri sürülen adli suçlamalarla bir ilgisi yok. Tam tersine, bu konularda düşüncem çok açık! Bunun nedeni esas olarak yıllar boyunca giderek kötüleşen beden sağlığım ve ona bağlı olarak sinir sisteminin dayanıklılığının azalması sanırım. Daha önceki yıllarda daha iyi dayandım birçok şeye. Birçok şeye şimdilerde eskiden olduğu gibi göğüs geremiyorum. Adeta "hasta düşüyorum!" desem yeridir. Bunu daha önce ve ilk olarak 3-4 yıl kadar önce Ankara'da, evlat gibi sevdiğim partili bir genç gözaltına alınıp tutuklandığında yaşamıştım. Ben Cengiz'in görüşüne gidene kadar, yıllar boyunca birçok siyasi insanın görüşüne avukat olarak gitmiştim. Hatta yaklaşık 6 yıl boyunca bizzat oğlumun görüşüne gitmiştim, ama hiç F tipi cezaevi görmemiştim. Bir kere (en başta) cezaevinin güvenlik koşullarına bağlı olarak yapılmış düzenlemelerde, avukatların da katlanmak zorunda bırakıldığı bu koşullar daha baştan yeterince sinir bozucu. Bunlar çok yazıldı ve eleştirildi, ama yetkililerce yasal ya da fiili hiç bir düzenleme yapılmadı. Bunu geçiyorum. İçeri girdiğimde Cengiz'i yanıma getirdiklerinde boynunda bir kart asılıydı ve üzerinde ‘PKK'li’ yazıyordu. "Cengiz bu ne oğlum?" dediğimde "Ben de bilmiyorum abi. İçeri koyarlarken bunu boynuma astılar." dedi. Gardiyanı çağırıp sordum. " İdareye sorun avukat bey, onlar bilir." dedi. İdareye çıktığımda odadaki memurlardan birisi "Bu nedir?" diye sorduğunda "Ne fark eder ki." dedi. Ben de Cengiz’in SDP il üyesi ve il yöneticisi olduğunu, işlediği iddia edilen suçu da (bir mitingdeki konuşmada söyledikleri) il yöneticisiyken yaptığını, böyle bir uygulama yapamayacaklarını söyledim. Sonuçta "yanlışları" düzelttiler. Ama bütün bu işler bir sürü gerginliğe, tartışmaya, sinir bozukluğuna, tansiyonumun ve şekerimin oynamasına neden oldu. Görüşten çıktığımda adeta titriyor ve ağlıyordum. Uzatmayayım sonuçta birkaç gün sonra doktora gidip ilaç tedavisine başlamak zorunda kaldım. Bilenler bilir, benim gibi bedensel sağlık sorunları olanların psikolojilerinin bozulmasından sonra düzelmeleri uzun zaman alıyor. Ama mücadelemizin zorunlulukları açısından BUNLAR GERÇEKTEN DERT DEĞİL! Demirden korkan trene binmez. Bunların hepsi olacak, bunu biliyorum. Yıllar boyu da yaşadım, yaşadık zaten. Ama bu anlattığım olaydan 4-5 sene geçtikten; ben en başta sağlık nedenlerimden fiili siyasi koşturmayı bıraktıktan ve bedensel çalışmayı da bırakıp dinlenerek yaşamaya başladıktan sonra; bu olaylar olduğunda yeniden adeta kilitleneceğimi, psikolojimin bu kadar bozulabileceğini düşünmemiştim. HER ŞEY ADETA O ESKİ ZAMANLARDAKİ GİBİ GERİ GELDİ VE BENİ OLDUĞUM YERE ÇİVİLEDİ VE KİLİTLEDİ. Sonuçta, ben oğlumun ve arkadaşlarının görüşünü bedenimi sürükleyerek 15-20 gün sonra daha yeni gidebildim. Bu satırları da oğlumun İstanbul'daki evinde yatağımın içinde dinlenirken yazıyorum.

Dostlar, yoldaşlar şimdi bunları neden yazdığıma geliyorum. Ama önceden bu açıklamaları yaptım ki diyeceklerimi doğru anlayın! Şimdi, SDP'li kardeşler ve parti dostları; ben, biri kendi oğlum olmak üzere, bu acayip (!) suçlamalardan tutuklanıp hapse konulan SDP'li arkadaşlardan üçünü ziyarette gördüm. (Görüş zamanı ancak bu arkadaşlara yetti.). Gördüğüm; inanın bir tanesi oğlum diye söylemiyorum; ONLARIN HEPSİ BAŞLARI DİK, KENDİLERİNDEN VE HAKLILIKLARINDAN EMİN, KOÇ GİBİ YATIYORLAR! "KAPLAN KAFESTE DE KAPLANDIR" yani... Ben de eski bir avukatım. Ve şu ana kadarki olan biteni birlikte hukuk açısından da değerlendirdik. Hepimizin tespiti partimizin bu güne kadar açıkladığı gerçeklerin haklı ve yerinde olduğu. Dava görülürken bunun açık seçik ortaya çıkacağı. ZATEN BUNLARIN BÖYLE OLDUĞUNU BİLEN MALUM YAYIN ORGANLARI DA, TV VE BASIN YANİ, BU YÜZDEN BU KADAR YIRTINARAK YAYGARA KOPARTIYORLAR. Ve tuhaf olan ve gerçekten zoruma giden bütün bunlar değil; çünkü bunların böyle yaşanacağını deneyimlerimle, bugüne kadar gördüklerimizle biliyorum, biliyoruz. Zoruma giden; tıpkı bizim gibi bütün bunların farkında olan ve ona göre davranmaları gereken bir takım demokrat, devrimci (!) zevatın, SİNİK (hadi böyle adlandırmayayım) ve ÇAPSIZ davranışları... Bunu ayrı bir açık mektupta bir kere daha yazacağım. Şimdilik bir kere daha söyleyeyim AK YÜZ, KARA YÜZ ŞİMDİ BELLİ OLUYOR İŞTE. Son olarak arayıp soran; geçmiş olsun dileyen dostlara selam ve sevgiler. Biraz da onlar sayesinde daha güçlü ayakta durmayı başarıyoruz. Bir selama, geçmiş olsuna bile yürekleri yetmeyenlere ise mesajımdır: ETRAFLARINDAKİ, EVLERİNDEKİ BÜTÜN AYNALARI KALDIRSINLAR. HANGİ YÜZLE KENDİ SURATLARIYLA YÜZLEŞECEKLER Kİ?
 



Loading