ÇİVİSİ ÇIKTI


EREN KESKİN


7 Ekim 2010


“Çivisi çıktı” diye bir tabir vardır ya, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu tam da böyle tanımlayabiliriz.

Yıllarca, topluma dayatılan yalanlar, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşunun bir devrim olduğu, Türkiye’nin sınıfsız bir toplum olduğu, Mustafa Kemal’in Türkiye’ye demokrasi getirdiği, Kürtlere, Ermenilere ve coğrafyada yapılan tüm kimliklere hep eşit davranıldığı yalanları bir bir bomba gibi patlayarak parçalanmakta.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “kanlı bir soykırımla” beslenerek kurulmuştur.

Bugüne kadar bize dayatarak öğretilen resmi ideoloji, resmi tarih koskoca bir yalandır.

Ve bu yalanlar imparatorluğu, coğrafyada yaşayan ne yazık ki %90 insanı teslim almıştır. Geride kalan %10’un her türlü bedeli göze alarak dile getirmeye çalıştığı gerçekler ise bir bir ortaya çıkmaktadır.

Yaşadığımız coğrafyada, devletin bir görünen bir de görünmeyen yüzü vardır. Ve esas belirleyici olan bu “görünmeyen devlet”tir.

“Görünmeyen devlet”in, “görünmeyen adamları” vardır. Bunlar, askerin, polisin, siyasettin ve yaşamın tüm alanlarında değişik kimliklerle ortaya çıkarlar. Ve toplumu her türlü yöntemle kandırarak, yönetmeye devam ederler.

İşte bu günlerde topluma adeta bir kahraman olarak sunulan Hanefi Avcı da böyle adamlardan biridir.

Hanefi Avcı’nın, Kürdistan’da savaşın en kirli dönemlerinde üst düzeyde görevde olduğu unutulmamalıdır. Hanefi Avcı’nın, sevgili Vedat Aydın da dahil birçok insanımızın acımasızca katledilmesinde rolü büyüktür.

Yıllar önceydi. Necdet Menzir İstanbul Emniyet Müdürüydü. O dönem, o kadar çok yargısız infaz işledi ki, biz İnsan Hakları Derneği’nde “yargısız infazlara karşı komisyon” kurmak zorunda kaldık. Hemen her gün yargısız cinayetler işleniyordu. Ve bizler olayı haber alır almaz infaz yerine gidiyorduk. Hiçbir zaman hafızalarımızdan silinmeyecek korkunç görüntülerle karşılaşıyorduk.

Hiç unutmuyorum, İstanbul Kadı-köy’de bir evde katledilen tiyatro sanatçısı Ayşe Gülen’in çocukluk fotoğrafları da dahil, tüm fotoğrafları duvara dizilmiş ve fotoğraflar da kurşunlanmıştı. Böylesine acımasız cinayetlerin sorumlusu olan Necdet Menzir’in üstündeki kişi Hanefi Avcı’ydı. Hanefi Avcı o dönem istihbaratın en tepesindeki adamdı.

Sonra ne oldu? Bir gün Hanefi Avcı, bir iki işkence olayı nedeniyle özür diledi ve medyada yer aldı. Ondan sonra da bazı kesimlerce adeta “kahraman” ilan edildi.

Her gizli teşkilatta olduğu gibi, suçlar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlayınca teşkilatın içinde iktidar savaşları başlar. Ve bu nedenle, Hanefi Avcı bugün cezaevinde. Ve hepimiz biliyoruz ki çok yakın bir sürede cezaevinden çıkacak.

Şahsen benim için Hanefi Avcı’nın cezaevinde olmasının hiçbir önemi yok.

Beni asıl ilgilendiren bu iktidar savaşında kurban edilmeye çalışılan SDP’liler.

SDP, Kurtuluş geleneğinin bir kısmının kurduğu legal bir parti.

Benim açımdan Kurtuluş geleneğinin şöyle bir önemi vardır; bana göre Türkiye solu içinde Kürdistan sorununa en doğru bakan örgüttür.

Ve başlarına gelen bu inanılmaz olayın asıl nedeni de budur.

SDP, her zaman sistem karşıtı olmuş, militarizme karşı tavır takınmış, hep Kürt halkının yanında olmuş bir siyasi partidir.

Herşeyden önce, kamuoyundan bildiğimiz kadarıyla ki, böyle bir örgüt varsa eğer, Devrimci Karargah Örgütü ile SDP’nin siyasi bakışları, perspektifleri yan yana gelemeyecek kadar farklıdır.

Evet, beni sadece onlar ilgilendiriyor. Yıllarca yan yana mücadele ettiğimiz, birlikte gözaltına alınıp dayaklar yediğimiz, hepsini yakından tanıdığımız arkadaşlarımıza yapılan affedilmez yanlışlık ilgilendiriyor.

4.10.2010



Sosyalist Demokrasi, 7 Ekim 2010


Loading