AKP’nin referanduma sunduğu anayasa
değişikliği paketinin geçmesiyle, bir tür demokratikleşme yaşanacağı
yalanlarına biat eden ‘solcular’ oldu. Onlar Erdoğan’ın referandum
ertesi yaptığı konuşmasında, “Pakete destek veren devrimci solculara
teşekkür ediyorum” sözleriyle takdis edildiler. Göğüslerine, ömür
boyu taşıyacakları utanç madalyası, Erdoğan tarafından takıldı. Aynı
Erdoğan, boykot taktiğiyle AKP Hükümetine direnişi örgütleyen
ilerici, demokratik ve sosyalist akımlara ise terör ve komployla
yanıt verdi.
Referanduma iki gün kala ESP ve BDP’ye
yönelik saldırılarla başlayan gözaltı tutuklama saldırısı,
referandumun ardından SDP ve TÖP’le sürdü. “Devrimci Karargah"
operasyonu adı altında SDP Genel Başkanı, TÖP sözcüleri ve üyeleri
tutuklandı. AKP Hükümeti ve siyasi polis, bu saldırıyla hem SDP’nin
fiili meşru mücadeleye açılan politika yapma tarzını kırmaya, hem
SDP ve TÖP arasında geliştirilen mücadeleci birlik eğilimini
bozmaya, hem de bu iki bileşenin şahsında Boykot Cephesi’ni
darbelemeye yöneldi. Bu, kuşkusuz sadece AKP’nin değil, bir bütün
olarak sistem güçlerinin Boykot Cephesi’ni bir tehdit olarak
algıladığının sinyaliydi.
AKP ve Gülen cemaati, kendilerini
rahatsız eden kitabının intikamını almak ve devrimcileri işkenceci
katillerle irtibatlı göstermek için Hanefi Avcı’yı da bu komplonun
içine dahil ettiler. Kuşkusuz güneş balçıkla sıvanmaz ve siyasi
polisin bu kara propagandası da boşa çıkartılacaktır.
AKP Hükümetinin çıkardığı “Terörle
Mücadele Yasası” temelinde geliştirdiği polis saldırıları giderek
genişleyen halkalarla tüm tutarlı demokrat, ilerici, antifaşist,
Kürt yurtseveri, devrimci kesimleri içine alıyor. 2006’da ilk
kapsamlı uygulaması “Gaye” saldırısıyla yaşanan Toplumla Mücadele
Yasası’nın hedefi giderek genişliyor. “KCK operasyonu” adı altında
Kürt belediye başkanları ve politikacıları dalgalar halinde
gözaltına alındı ve tutuklandı. ‘Taşları yerinden oynatan’ Kürt
çocukları kitleler halinde hapishaneye atıldı. KESK Genel Merkezi
basıldı ve pek çok KESK yöneticisi tutuklandı. TAYAD’lı aileler
tecride karşı mücadelelerinden ve hasta tutsak Güler Zere’nin
özgürlüğünü kazanma mücadelesinden dolayı tutuklandı.
Polis, dün uyguladığı işkenceyle delil
üretme yöntemini bugün esas olarak dinlemelerle ve belge üreterek
sağlamaya çalışıyor. Emniyet gözaltına alıyor, ACM’ler polis
fezlekesine dayanarak tutukluyor, ceza veriyor. Ev baskınları
devlet/polis terörünün yeni uygulama sahası haline geliyor. Evi,
işi, adresi belli olan insanlar gece yarısı helikopterler eşliğinde
ağır silahlarla basılıyor, her baskında emekçi semtleri kuşatılıyor.
AKP Hükümeti, polis devletinin yasal dayanaklarını oluşturuyor.
Gelinen noktada, “özel yetkili Ağır Ceza
Mahkemeleri” ve Toplumla Mücadele Yasası geniş kesimler nezdinde
teşhir olmaya başlamıştır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bile,
ACM’lerin yetkilerinin çokluğundan şikayet ediyor, “DGM’lerde sadece
insanlar değişti, üniformalar çıktı. Özünde bir şey değişmedi”
diyor. Hedefe bu faşist mahkeme ve yasayı oturtan bir “Politik
tutsaklara özgürlük” kampanyasının zamanıdır. “TMY iptal edilsin,
özel yetkili ACM’ler kapatılsın” talebi etrafında bütün ilerici,
devrimci, sosyalist çevreler birleşebilir. Tüm kesimler devlet
terörüne karşı ortak bir cephe açabilir. Tek tek davalarla ilgili
kampanyalar ortaklaştırılabilir. AKP Hükümetinin estirdiği faşist
terör dalgası ancak dayanışmanın gücüyle geriletilebilir. Devrim ve
sosyalizm için, ulusal özgürlük ve ulusal demokratik haklar için
mücadelenin politik meşruluğu ancak bu yoldan perçinlenebilir.
SDP’ye yönelik saldırının ardından gelişen dayanışma, böyle bir
ortak kampanyanın kaldıracı yapılabilirse, kazanan işçi ve ezilenler
olacaktır.
