DAYANIŞMANIN GÜCÜYLE


A. ALTINÖRS


2 Ekim 2010


AKP’nin referanduma sunduğu anayasa değişikliği paketinin geçmesiyle, bir tür demokratikleşme yaşanacağı yalanlarına biat eden ‘solcular’ oldu. Onlar Erdoğan’ın referandum ertesi yaptığı konuşmasında, “Pakete destek veren devrimci solculara teşekkür ediyorum” sözleriyle takdis edildiler. Göğüslerine, ömür boyu taşıyacakları utanç madalyası, Erdoğan tarafından takıldı. Aynı Erdoğan, boykot taktiğiyle AKP Hükümetine direnişi örgütleyen ilerici, demokratik ve sosyalist akımlara ise terör ve komployla yanıt verdi.

Referanduma iki gün kala ESP ve BDP’ye yönelik saldırılarla başlayan gözaltı tutuklama saldırısı, referandumun ardından SDP ve TÖP’le sürdü. “Devrimci Karargah" operasyonu adı altında SDP Genel Başkanı, TÖP sözcüleri ve üyeleri tutuklandı. AKP Hükümeti ve siyasi polis, bu saldırıyla hem SDP’nin fiili meşru mücadeleye açılan politika yapma tarzını kırmaya, hem SDP ve TÖP arasında geliştirilen mücadeleci birlik eğilimini bozmaya, hem de bu iki bileşenin şahsında Boykot Cephesi’ni darbelemeye yöneldi. Bu, kuşkusuz sadece AKP’nin değil, bir bütün olarak sistem güçlerinin Boykot Cephesi’ni bir tehdit olarak algıladığının sinyaliydi.

AKP ve Gülen cemaati, kendilerini rahatsız eden kitabının intikamını almak ve devrimcileri işkenceci katillerle irtibatlı göstermek için Hanefi Avcı’yı da bu komplonun içine dahil ettiler. Kuşkusuz güneş balçıkla sıvanmaz ve siyasi polisin bu kara propagandası da boşa çıkartılacaktır.

AKP Hükümetinin çıkardığı “Terörle Mücadele Yasası” temelinde geliştirdiği polis saldırıları giderek genişleyen halkalarla tüm tutarlı demokrat, ilerici, antifaşist, Kürt yurtseveri, devrimci kesimleri içine alıyor. 2006’da ilk kapsamlı uygulaması “Gaye” saldırısıyla yaşanan Toplumla Mücadele Yasası’nın hedefi giderek genişliyor. “KCK operasyonu” adı altında Kürt belediye başkanları ve politikacıları dalgalar halinde gözaltına alındı ve tutuklandı. ‘Taşları yerinden oynatan’ Kürt çocukları kitleler halinde hapishaneye atıldı. KESK Genel Merkezi basıldı ve pek çok KESK yöneticisi tutuklandı. TAYAD’lı aileler tecride karşı mücadelelerinden ve hasta tutsak Güler Zere’nin özgürlüğünü kazanma mücadelesinden dolayı tutuklandı.

Polis, dün uyguladığı işkenceyle delil üretme yöntemini bugün esas olarak dinlemelerle ve belge üreterek sağlamaya çalışıyor. Emniyet gözaltına alıyor, ACM’ler polis fezlekesine dayanarak tutukluyor, ceza veriyor. Ev baskınları devlet/polis terörünün yeni uygulama sahası haline geliyor. Evi, işi, adresi belli olan insanlar gece yarısı helikopterler eşliğinde ağır silahlarla basılıyor, her baskında emekçi semtleri kuşatılıyor. AKP Hükümeti, polis devletinin yasal dayanaklarını oluşturuyor.

Gelinen noktada, “özel yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri” ve Toplumla Mücadele Yasası geniş kesimler nezdinde teşhir olmaya başlamıştır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bile, ACM’lerin yetkilerinin çokluğundan şikayet ediyor, “DGM’lerde sadece insanlar değişti, üniformalar çıktı. Özünde bir şey değişmedi” diyor. Hedefe bu faşist mahkeme ve yasayı oturtan bir “Politik tutsaklara özgürlük” kampanyasının zamanıdır. “TMY iptal edilsin, özel yetkili ACM’ler kapatılsın” talebi etrafında bütün ilerici, devrimci, sosyalist çevreler birleşebilir. Tüm kesimler devlet terörüne karşı ortak bir cephe açabilir. Tek tek davalarla ilgili kampanyalar ortaklaştırılabilir. AKP Hükümetinin estirdiği faşist terör dalgası ancak dayanışmanın gücüyle geriletilebilir. Devrim ve sosyalizm için, ulusal özgürlük ve ulusal demokratik haklar için mücadelenin politik meşruluğu ancak bu yoldan perçinlenebilir. SDP’ye yönelik saldırının ardından gelişen dayanışma, böyle bir ortak kampanyanın kaldıracı yapılabilirse, kazanan işçi ve ezilenler olacaktır.


Atılım, 2 Ekim 2010, sayı: 38


Loading