![]() |
|
|
|
|
||
|
UMUYORUM KAMUOYU BU DAVANIN TÜRKİYE DEMOKRASİSİNE DARBE VURMAK ANLAMINA GELDİĞİNİ DAHA GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE TARTIŞIR SEBAHAT TUNCEL Sosyalist Demokrasi, 19 Temmuz, sayı: 107 SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan ve genel merkez yöneticileri ile Toplumsal Özgürlük Platformu’nun sözcüleri, üyeleri ve sendikacıların içinde bulunduğu 21 Eylül 2010’da gerçekleştirilen operasyonda 11 sosyalist tutuklandı ve bu dava daha sonra alakasız bir dava olan “Devrimci Karargah Davası” ile birleştirildi. Tıpkı Kürt siyasetçilerine yönelik geliştirilen tutuklama furyasının “KCK davası” adı altında Kürtler açısından siyasi bir soykırıma dönüştürülmesi gibi. Ve neredeyse bir yıldır bu arkadaşlarımız haksız hukuksuz yere tutuklu bulunmaktadırlar. Türkiye kamuoyu “Devrimci Karargâh” adı altında yürütülen bu operasyonun tutuklamalarının ne anlama geldiğini, bu operasyonla neyin amaçlandığını ne yazık ki hak ettiği ölçüde tartışmadı, belki de tartışmak istenmedi. Bu operasyona karşı olan devrimci, demokrat, sol, sosyalist partiler dışında güçlü bir tepki de açığa çıkmadı. Umuyorum 2. duruşmanın yaklaştığı şu günlerde kamuoyu bu davanın Türkiye demokrasisine darbe vurmak anlamına geldiğini daha güçlü bir şekilde tartışır. Sosyalistlere yönelik geliştirilen operasyonun 12 Eylül referandumundan hemen sonrasında yapılması da dikkat çekicidir. Hem SDP hem de Toplumsal Özgürlük Platformu referandumda BDP ile birlikte Boykot cephesinde yer alarak AKP’nin evet diyerek, CHP-MHP’nin hayır diyerek ancak özünde ortak tavrı olan12 Eylül Anayasası’nın ömrünü uzatmaya ve Kürt sorununda çözümsüzlüğe ve savaşa dayalı ittifaka karşı Türkiye halklarının alternatifsiz olmadığını, üçüncü bir cephenin -eşitlik, özgürlük ve barış cephesi - Kürt ve Türkiye halklarının ortak mücadelesi ile geliştirilebileceği iradesini açığa çıkarmıştır. Bu operasyonun sosyalistlerin birlikte mücadele etme noktasındaki kararlaşma ile sosyalistlerin Kürt özgürlük hareketi ile kurduğu bağı engellemek ve Türkiye halklarının demokrasi ve özgürlük mücadelesini ortaklaştırmak için bir araya gelerek oluşturduğu birlikte mücadele zemini ortadan kaldırma çabası olduğu ortadadır. O nedenledir ki, iddianamede daha çok “demokrasi için birlik hareketi-DBH” yer almaktadır. Ancak bunun nafile bir çaba olduğu ortadadır. Türkiye sol hareketi uzun süredir solun geleceği konusunda, sosyalizm konusunda ve sol ile Kürt halkının yürüttüğü özgürlük mücadelesinin nasıl ortaklaştırılacağı konusunda oldukça ciddi ve önemli tartışmalar yürütmektedir. Yürütülen bu tartışmalar sonucunda ortak mücadele zemini her zamankinden daha güçlü ve geniş bir irade ile açığa çıkmış durumdadır. Özellikle 2011 genel seçimleri sırasında oluşturulan “Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku” bu ortak mücadele açısından önemli bir aşamayı ifade etmektedir. Seçimlerden sonra bu blokun genişlemesi gerektiği sol ve sosyalist güçlerin büyük bir kısmı tarafından dile getirilen ortak bir yaklaşım olmaktadır. Kürt Özgürlük Hareketi ile Türkiye sol, sosyalist, demokrasi güçlerinin dayanışma ve birlikte mücadele iradesi geçmişe dayanmaktadır. Bugün gelinen aşama bu birlikteliği, Kürt halkının özgürlüğü, Türkiye işçi, sınıfının emekçilerinin, yoksulların hak ve özgürlük mücadelesi için birlikte mücadele alan ve araçları yaratarak daha güçlendirmektir. “Devrimci Karargah Davası” adı altında yürütülen bu operasyon tam da bu ortak mücadeleyi sekteye uğratarak Türkiye işçi sınıfının, emekçilerin eşitlik, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde Türkiye halklarına öncülük edecek birleşik mücadeleyi engelleme çabasından başka bir şey değildir. O nedenle bu davada yargılanan sadece 11 sosyalist arkadaşımız değil onlar şahsında yukarıda belirttiğim gibi sosyalistlerin birlikte mücadele iradesi ve sosyalistlerin Kürt özgürlük hareketi ile kurduğu eşitlik ve özgürlük temelinde ortak bir gelecek oluşturma iradesidir. AKP iktidarı şahsında devlet toplumsal muhalefeti bastırmak için yargıyı bir baskı aracı olarak kullandığı artık herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Özellikle KCK ve Devrimci Karargah adı altında yürütülen bu davalar bunu çok net şekilde ortaya koymaktadır. O nedenle 11-12 Ağustos 2011 tarihinde davanın 2. duruşmasına güçlü bir katılım sağlamak oldukça önemlidir. Sadece davayı izlemek değil Türkiye ve dünya kamuoyuna bu davanın toplumsal muhalefeti bastırmak için düzenlenmiş bir tiyatrodan başka bir şey olmadığını göstermek gerekmektedir. Eğer güçlü bir direniş geliştirilmezse bu sistemin tüm toplumsal kesimlere karşı bugüne kadar yürüttüğü baskı ve saldırılar ne yazık ki son bulmayacaktır. Bu açıdan 21 Eylül’de gerçekleştirilen tutuklamalara karşı geliştirilen protesto ve itirazlar önemlidir ve bu itirazlar daha güçlü bir sesle dillendirilmelidir. “Sırayı Bozuyoruz” adı altında yürütülen kampanya devrimci dayanışma açısından bir sloganın ötesinde bir anlam ifade etmektedir. Sıranın size gelmesini beklemeden sırayı bozmak, Türkiye sol hareketi ve Kürt halkına karşı geliştirilen baskı operasyon ve tutuklamalara karşı güçlü bir direniş tarihi bir sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır. Selam ve sevgilerimle >> Sosyalist Demokrasi, 19 Temmuz 2011 |
||
|
Loading
|