KESK'TE YENİ DÖNEM Mİ?


NURŞEN YILDIRIM

(KESK Genel Meclisi Üyesi)


Sosyalist Demokrasi, 19 Temmuz, sayı: 107


KESK, kuruluşundan itibaren başta sahte sendika yasası olmak üzere birçok anti demokratik uygulamalara karşı çıkmış ve Türkiye emek ve demokrasi mücadelesinde önemli bir yer edinmiştir. KESK tarihini yasasız dönem ve 4688 sayılı yasanın çıktığı (2001), KESK’in yasaya uyum sağladığı, kamu emekçilerine-topluma yabancılaştığı yasalı dönem olarak değerlendirmekte fayda vardır.

Birinci dönemi; mücadele alanının sokaklar olduğu, “fiili ve meşru olma” anlayışının hâkim olduğu, devlet eliyle kurulmuş sendika ve konfederasyonların muhatap alınmadığı ve kamu emekçileri alanında tek belirleyicinin KESK olduğu bir dönem olarak nitelendirebiliriz. Yasanın çıkmasıyla başlayan ikinci dönemde ise, devletin kamu emekçileri mücadelesini sınırlandırmak ve denetim altına almak için çıkardığı yasaya, yasaya paralel hazırlanan tüzüğe bağımlı; örgütsel özgünlüğü yok edilen; toplu görüşmelerin figü­ranı bir KESK’ten bahsetmek mümkündür.

Neo-liberal politikaların her geçen gün emekçilerin haklarında kısıtlamalara yol açtığı, kriz­le birlikte işsizliğin arttığı, esnek çalışma ve taşeronlaşmanın yaygınlaştığı, ücretlerin azaldığı, sosyal hak kayıplarının çoğaldığı bir dönemde, sendikaların daha mücadeleci ve hak alıcı örgütler olması gerekirken, tam tersine devletin güdümünde ve denetiminde örgütler haline dönüştüğü, KESK de içinde olmak üzere sendikal hareketin de bir krizde olduğu tespitinin yapıldığı bir süreçten geçilmektedir. 4688 Sayılı yasanın çıkmasıyla birlikte, KESK ve bağlı sendikalar başta tüzükleri olmak üzere sistemin içine çekilmeye “ücret sendikacılığı”na dönüştürülmeye ve kendine yabancılaşmasına neden olan ekonomist bakış açısının hakim kılınmaya çalışıldığı örgütlere dönüştürüldüler.

Üyelik hakkını sınırlayan, anti demokratik ilişkileri meşrulaştıran, karar organlarını daraltan, örgütlenmeyi zorlaştıran, sendikayı sendika yapan grev ve tis hakkını yok sayan, güdümlü sendikacılığı öne çıkaran yasa, KESK’e bağlı sendikaların üye­leri arasında iç tartışmalara neden oldu. Sendikaların tüm sömürü ve eşitsizlik biçimlerine, ezme-ezilme ilişkilerine karşı mücadele perspektifi geliştirmesinin; örgüt içi demokrasi ve çoğulculuğun geçerli olmasının; fiili ve meşru sendikacılık hattına geri dönülmesinin bir yolunun da bu yasaya karşı çıkmak, kendi örgütlülüğünü yaratmak ve kendi tüzüğünü yapmak olduğu görüşleri bu genel kurulda dile getirilerek eksiklikleriyle birlikte tüzükte önemli değişiklikler yapılmış oldu.

Tüzük değişikliklerinin, tabanda tartışılmadan, yönetim kurulunda bile gündeme gelmeden, genel kurula iki hafta kala tüzük taslağı hazırlıklarına başlanması, bütün sendikal dinamiklerin bu çalışmanın içerisinde yer almamaları bir eksiklik olmasına karşın tüzükte yapılan değişiklikler olumludur. Fakat bundan
daha önemlisi değişikliklerin na­sıl yaşam bulacağı ve üyelere nasıl yansıyacağıdır.

Ana hatlarıyla KESK tüzüğünde neler değişti?

- KESK tüzüğünün konfederasyonun örgütlenme alanı başlıklı 3. maddesi olan: “Konfederasyon, devletin veya diğer kamu tüzel kişilerinin yürütmekle görevli oldukları kamu hizmetlerinin görüldüğü genel, katma ve özel bütçeli idareler, il özel idareleri ve belediyeler ile bunlara bağlı kuruluşlarda kamu iktisadi teşebbüslerinde, özel kanunlarla veya özel kanunların verdiği yetkiye dayanarak kurulan banka ve teşekküller ile bunlara bağlı kuruluşlarda ve diğer kamu kurum veya kuruluşlarında çalışanların hizmet kolu esasına göre örgütlenmiş bulunduğu sendikaları kapsar.” ifadesi “Emekçilerin hizmet kolu esasına göre örgütlenmiş bulunduğu sendikaları kapsar.” olarak değiştirildi. Burada işçi-memur ayırımına karşı ortak örgütlenme anlayışına uygun olarak başta kamu kurumları dışındaki özel işyerleri de olmak üzere, örgütlenme alanının genişletilmesi hedefi güdül­müştür.

- KESK Tüzüğünde yasayla birlikte daha önceki tüzükte yer alan karar organı daraltılmış ve 7 kişilik Merkez Yürütme Kurulu’na yetki verilmişti. Danışma Organları bulunmasına rağmen tüm karar 7 kişi tarafından alınıyordu. 2011’de değiştirilen tüzükle birlikte bu yetki tekrar genişletildi ve KESK GENEL MECLİSİ adı altında 50 kişinin Genel Kurul’dan seçildiği, 7 Yürütme Kurulu üyesi, 11 sendika genel merkez temsilcisi ve oy hakkı olmadan 5 Denetleme, 5 de Disiplin Kurulu üyelerinin katılacağı, yasa öncesi GYK (Genel Yönetim Kurulu) denilen organa benzeyen 4 ayda bir toplanacak olan karar organı konuldu. Yasadan önceki dönemde sıkıntı olarak görülen GYK üyelerinin organlarda yer almaması her üyenin konfederasyonun çalışma organlarında (eski adı daire) zorunlu görev alması ile kapatıldı.

- Yeni tüzükte olağan genel kurullar arasındaki üç yıllık dönemde yılda bir kez “Se­çimsiz Genel Kurul”, yılda bir kez “Danışma Kurulu” ve yine yılda bir kez “Kadın Meclisi” toplanacak. Seçimsiz genel kurullar, seçim telaşı ve pazarlığı olmadan örgütsel görüşlerin, yönelimlerin tartışıldığı, Danış­ma Kurulu tüm şube başkanla­rıyla bir araya gelinip eğilim belirlemesinin yapıldığı ve Kadın Meclisi de örgütün tüm kadın sekreterlerinin toplandığı, kadın programlarını, eylemliliklerini belirledikleri bir organ olarak yeni tüzükte yerlerini aldılar.

- Farklı cinsiyet rolleri olanların kendilerini ifade edebilmelerini sağlayabilmek için konfederasyonun ilkelerine “cinsiyet yönelimi, cinsiyet kimliği” ibaresi eklendi.

- % 40 kadın kotası genel kuruldan geçti fakat yalnızca bu madde geçici madde olarak eklendi ve “bir sonraki genel kurulda uygulanması” biçiminde kabul edildi.

Değerlendirmeler

KESK Genel Kurulu, taciz tartışmaları ile yaşanan krizin ardından 2011 Ocak ayında yapılan Olağanüstü Genel Kuruldan 6 ay sonra yapıldı. Altı aylık dönemi kapsayan Çalışma Raporunun Disiplin Kurulu bölümünde taciz beyanında bulunan kadının adının yazılmış olması önemli bir “hata”ydı. Böylesi bir yanlışın yapılmış olması ve KESK’in yazılı belgelerine geçmesi bu satırların yazarı başta olmak üzere kürsüden eleştirildi ve bizi olağanüstü sürece götüren tartışmalardan başta kendimiz olmak üzere herkesin ders çıkarması ve özeleştiri vermesi gerektiği söylendi. Rapordan kadının adının çıkarılması, bundan sonraki raporlarda da böyle ifadelerin olmaması ile ilgili genel kuruldaki kadınlarla birlikte verilen önerge oybirliğiyle geçti. Yönetim kurulunda bulunan başta genel başkan olmak üzere tüm kadın yöneticiler de önergeyi imzaladı.

Genel Kurulun Hatip Dicle’nin vekilliğinin düşürülmesi başta olmak üzere tutuklu vekillerin serbest bırakılmamaları nedeniyle mecliste yemin etmeme boykotunun olduğu bir sürece denk gelmesi, kürsüden konuşanların Kürt sorunu ve demok­ratik haklar konusunda KESK’in müdahil olmasını dile getiren görüşleri daha fazla dile getirmelerine neden oldu.

KESK’in kuruluşunda önemli katkıları olan, özellikle ilk tüzüğün yazılmasında aktif görevler alan ve şu anda cezaevinde bulunan yoldaşımız Sosyalist Demokrasi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Günay Kubilay’ın mesajının okunması salon tara­fından büyük alkış aldı.

Eşitsiz konumda bulunan kadınların, siyasete aktif katılımının önünün açılması için yönetim organlarının her aşamasında eşit temsil olması önerisi tüzük çalışmalarında kabul edilmedi; hiçbir değişiklik bir sonraki genel kurula ertelen­mezken %40 kadın kotasının geçici madde olarak geçmesi erkek egemenliğinin kırılması için daha çok çaba gerektiğini bir kez daha gösterdi.

Tüzükte yer alan Disiplin Kurulu ile ilgili maddede sendikaların ve bireylerin disipline verilmeleri aynı maddede ifade edildiği için belirsizlik olduğu ve bu belirsiz­liğin bir önceki dönem kurulların işletilmesi açısından sıkıntı yarattığı ifade edilmesine rağmen gündeme alınmadı.

 



>> Sosyalist Demokrasi, 19 Temmuz 2011


 
Loading