![]() |
|
|
|
|
||
|
ŞİKELİ FUTBOLA ŞİKELİ ADALET NURETTİN ALDEMİR Sosyalist Demokrasi, 19 Temmuz, sayı: 107 Futbolun toplu seyir yanı diğer spor branşlarına göre daha gelişmiştir. Bir stadyumda on binlerce insan bir futbol maçını izleyebilir. Teknolojinin sunduğu kolaylıkla bu seyre ekranları başında milyonlar katılabilir. Stadyumdaki on binler ve ekranları başındaki milyonlar aynı anda benzer duyguları yaşayabilirler. Bir takımda yer alan ve aynı anda oyunda olan oyuncu sayısı bakımından futbol, diğer spor branşlarına göre daha ayrıcalıklıdır. Bu realite futbolun bilinmezinin ve her zaman sürprize açık olmasının da teminatıdır. Futbola ait olan bu özellikler, ona diğer spor branşları karşısında çekicilik kazandırmaktadır. Taraftar olgusunu da unutmamak gerekir. En rahat davranışlı taraftar grubu futboldadır. Taraftar ister stadyumda olsun; ister olmasın oyuncudan hakeme, teknik ekipten yönetime kadar herkese ağzına geleni söyleyebilmektedir. Stadyum gerçeği daha zalimdir. Oyun sırasında her taraftarın küfür ve hakaretlerinden herkes nasiplenebilir. Günlük yaşamda kendini ifade edemeyen; tüm yaşam alanlarında silik kalan; işverenine, amirine-müdürüne, sisteme kızıp sesini çıkaramayan on binlere stadyumlarda birden bir şey olur… Dili çözülür, cesurlaşır, devleşir sağa sola basar küfürleri. Binlerce kişi sorgusuz sualsiz koro halinde küfürler savurabilir. Nasılsa karşılarında onlara karşı çıkacak bir erk yoktur. Bunu bilmenin dayanılmaz hafifliği tüm taraftarları sarabilir. Gerekçesi her ne olursa olsun bu kadar çekici hale gelen; milyonları peşinden sürükleyen bir spor branşının kazanç kapısı haline getirilmesi bu sistemde kaçınılmaz bir şeydir. Taraftarı daha çok olan takımlar için düşünüldüğünde bu birebir böyledir. Böylesi takımların başında yönetici olmak; geniş taraftar grubu üzerinden sağlanan prestij; işiyle ilgili elde edilen pazar payı; oyuncu alım satımlarındaki denetim dışı sağlanan çıkarlar nedeniyle her zaman cazip olmuştur. Futbolun bu denli kitleleri etkilemesi siyasal sistem tarafından da tercih edilir. Sisteme ve yaşam alanlarındaki adaletsizliklere başkaldırması muhtemel kitlelerin futbol etrafında gazları alınır. Milyon dolarlar kazanan futbolcuların varlığı; yüz binlerce gence ve ailesine gelecek umudu olarak geri döner. Sistemden beslenen her umut sistemin gücünü ve çekiciliğini artırır. Birbirini besleyen tüm gerçekler sonunda futbolu kurallar içinde kuralsızlığın hüküm sürdüğü parasal, siyasal, sosyal rant alanı haline getirir. *** Gelelim futbolda yürütülen operasyonlara! Türkiye’de futbol algısı dibe vurmuştu. Kimi kulüp yöneticilerinin, hakemlerin, federasyon yöneticilerinin, futbolcuların maç sonuçlarını sporun kuralları ve ahlakı dışında etkiledikleri yıllardır sokaklarda, TV programlarında açık açık konuşulmaktaydı. Futbolun içinde olan herkes şike gerçeğinin bir şekilde farkındaydı. Bu nedenledir ki ülkemiz futbolunda gerçekleşen her sonuçla ilgili şaibe üretmek mümkün hale gelmişti. Konuşulanların ne kadarının gerçek olduğunun da önemi kalmamıştı. Ülkemizde futbol etrafında konuşulan şaibeler ayyuka çıkmasına rağmen bir şey yapılmıyordu. İşte böylesi bir durumda FİFA ve UEFA devreye girdi. (Bu unutulduğunda, diğer yaşam alanlarında adalete pek de düşkün olmayan bu ülkede ‘futbolda adalet’ arama çabalarının nedenini anlamak mümkün olmaz.) FİFA ve UEFA geçtiğimiz yıllarda bazı maçların ‘iddia oyunu’ ekseninde manipüle edildiği bilgisini TFF’ye bildirdi. Başlatılan ve sonuçsuz kalan soruşturmalardan sonra olgunlaşan ‘futbolda şiddet yasası’ olarak bilinen yasa kabul edildi. Geçmişte suç sayılmayan etik dışı davranışlar yasa kapsamında suç olarak tanımlanınca her şey birden değişiverdi. *** Günlerdir futbolda yaşanan/ yaşandığı iddia edilen
mafyalaşma ve şike ilişkileri gündemi işgal etmeye devam ediyor. Dava
dosyası üzerinde yasaklama kararı var. Bu nedenle dava dosyasına giren
bilgileri, belgeleri, suç kanıtlarını resmen bilemiyoruz. Buna rağmen
İstanbul Emniyetinden, ilgili savcılıktan sızdırılan; her davada emniyet
ve savcılıkla yanaşık düzen çalışan medyanın yaydığı haberlere göre
yorum yapıyoruz. Kamuoyu, yayılan haberlere göre şekillendiriliyor.
Birinci dalganın sona ermesinden sonra TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar 11 Temmuz 2011 günü Kulüpler Birliği başkan ve yöneticileri bir toplantı yaptı. Toplantıyı takiben yaptığı açıklamada ‘ligin onaylandığını, yeni sezonun ilan edildiği gibi aynı takımlarla ve aynı takvimle işleyeceğini; yeni bir karar için ellerinde bilgi-belge olmadığını; savcılık iddianamesini bekleyeceklerini’ duyurdu. Aydınlar’dan önce Kulüpler Birliği adına yapılan açıklamada ise tüm takımların aynı görüşte ve uyum içinde olduğu; TFF’nin kararlarının saygı ile karşılanacağı’ ilan edilmişti. Oysa gözaltıların ikinci gününde Mehmet Ali Aydınlar emniyet ve savcılık görüşmeleri sonrasında ‘vahim şeylerin olduğunu; lig ve Avrupa kupaları için Temmuz içinde yeni bir karar gerektiğini’ söylemişti.. Fenerbahçe’nin küme düşürüleceği; bazı takımların da ciddi yaptırımlarla karşılaşacağı; şampiyonluğun Trabzonspor’a verileceğini beklenirken; ne oldu da şampiyonluk; Avrupa kupalarına katılma hakkı bekleyen Fenerbahçe karşıtları ile Fenerbahçe tek ses tek yürek oldu. Birbirlerine yönelik imalarına, suçlamalarına ne oldu? Çıkarları nasıl oldu da aynı yerde buluştu? Bu sorunun yanıtı çok basitti. Çünkü şike ve mafyalaşma tarihen salt Fenerbahçe ile sınırlı değildi. Taşlardan birisi çekildiğinde diğerlerinin yerinde kalması söz konusu olamazdı. Bunu görenlerin Fenerbahçe’nin düşeceği durumdan nemalanma istekleri genel olarak kursaklarında kaldı. Mehmet Ali Aydınlar da TFF adına açıklama yaparken söyledikleri ile futbol kulüpleriyle aynı noktada buluşuyordu. Bunu da futbolun çıkarlarını koruma adına yapıyordu Söylentiler, (şimdilik) ifşa edilen kirli ilişkiler ele alındığında sadece Spor Toto Süper Lig takımlarından Fenerbahçe, Trabzonspor, Beşiktaş, Sivasspor, Eskişehirspor, Bucaspor, Ankaragücü, Gençlerbirliği, İstanbul B.B, Karabükspor’un adı geçerken her kulübün kendisinden şüpheye düşmesi kaçınılmazdı. Böyle bir durumda tüm kulüpler ve TFF, iki ucunu birden kirlettikleri değneğin kendilerince ortasından tuttular. ‘Yok, aslında birbirimizden farkımız’ anlamına gelecek açıklamaları yaptılar. Kulüplerin öngörülerini doğrulayan gelişme hemen sonraki günlerde yaşanmaya başlandı. Birinci dalgadan sonra beklenen ikinci dalga gözaltılar, soruşturma ve kovuşturmalar geldi. Geçen sezonun şampiyon adayı Trabzonspor’un başkanı Sadri Şener, TFF eski başkan ve yöneticileri, Beşiktaş’ın iki yöneticisi, teknik direktörü, İstanbul B.B oyuncuları başta olmak üzere otuz civarında yeni gözaltı yaşandı. İkinci dalgadan tutuklamalar devam ederken bazı futbolcuların şike itirafları üzerine Beşiktaş Türkiye Kupası’nı iade etme kararı aldı. Yeni gözaltı ve tutuklamaların olması da beklenmelidir. Futbolda gerçekten şike ve mafyalaşma var mı? Operasyonda adı geçen kişilerin ve takımların sorumluluğu ne düzeydedir? Bunları bize ‘yargı’ söyleyecek. Şimdilik kesin bir şey söylemek hem vicdani hem hukuki bakımdan doğru olmayabilir. Buna rağmen toplum vicdanındaki genel kanı futbolun şaibeli ve kirli olduğu şeklindedir. Adliye ve TFF sürecinin futboldaki şike ve mafyalaşma buzdağının ne kadarını görmek ve göstermek isteyeceğini kestirmek zor. Buna rağmen tamamını görmek ve göstermek istemeyeceğinden herkes emin olmalıdır. Buzdağının tamamı açığa çıkartılmadan yürütülecek soruşturmalar, yargılamalar futbolun kirini temizlemeye yetmeyecek; ayrıca futbol bir meslek ve rant alanı olmaya devam ettikçe; şikeli futbolun adaleti de şikeli olmaya devam edecektir. Gerçekten futbol açısından bir arınmaya gidilecekse hangi takımın statü ve milyon dolarlar kaybedeceğinin; hangi oyuncunun, hakemin, TFF ve kulüp yöneticisinin ne kadar futbol dışında kalacağının; kimin kaç yıl hapis yatacağının hesabı yapılmamalıdır. Futbol ve takım taraftarları ise işlerine gelebilecek hileli sonuçların korunması yerine sadece gerçeği talep etmeli; kendilerini kandıranlardan demokratik yollarla hesap sormalıdır.
>> Sosyalist Demokrasi, 19 Temmuz 2011 |
||
|
Loading
|