ERKEKLEŞEN MECLİSE RAĞMEN KADINLAR


BERFİN GÜNAYLI


Sosyalist Demokrasi, 19 Temmuz, sayı: 107


Hummalı hazırlıklar, koşuşturmacalar, meydanlardan atılan naralar, seceresi tutulmamış vaatler, seçim öncesi oynanan Bizans oyunları, şarkılar, türküler, reklamlar, broşürler... Renkli kampanyaların içinde boğulan seçimler, Yüksek Seçim Kurulu’nun oynamaya çalıştığı entrikalar gölgesinde başladı ve bitti. Sonuç olarak 61. hükümet ve vekiller meclisteler. Tabi korkunç tutarsızlıkta işleyen “bağımsız” hukuk sistemi Kürtlerin temsilcilerini meclise sokmamakta kararlı. İşte böyle olaylı başlayan yeni dönemde meclisteki temsil oranını da sorgulamadan geçmemek lazım. Kadınların nüfusun yarısını oluşturduğu bir ülkede meclisteki temsil oranını görmezden gelmek yanlış olur. Kadınların meclise girmesi erkekliğe inat bu alanda da varım demesi ve kadınların sözünü söyleyebilmesidir, tabi yine bu alanda var olabilmek erkekleşmeden var olabilmektir.

Kadının 2007 genel seçimlerinde parlamentoda temsil oranı %9.1 idi. Son genel seçimlerde her ne kadar bu oran arttıysa da kadının siyasetteki görünmezliği yine aynı kaldı. Kadını bir vitrin olarak gören hükümet ve düzen partilerinin “bakın işte çok sayıda kadın aday gösteriyoruz” diyerek girdikleri seçimlerin ardından meclise giren kadın sayısına bakıldığında durumun pek de övündükleri gibi olmadığı görünüyor. Seçilemeyecek bölgelerden aday gösterilen kadın, bu seçimlerde de siyasi görüntü aracı olmaktan öteye geçemedi. Erkek egemen düzenin ve erkeklikleriyle meclise girdiklerini sanan partilerin kadınları bu alandan da uzaklaştırdığını sonuçlara bakarak görebiliriz. Siyasetin adamlık gerektirdiğini sanan siyasetçiler bu kez da meclise kadınları layık görmedi. AKP 78 kadın vekil adayı göstermişti ve resmi sonuçlara göre 45 AKP’li kadın vekil meclise girebildi. Meclisteki AKP’li vekillerin %13.8 i kadınlardan oluşuyor. CHP de farklı durumda değil. Kadın ve kadınlık üzerinden bir “çağdaşlık” savaşı içinde olan CHP’nin gösterdiği 109 kadın adaydan 19’u meclise girebildi. Bu rakam %14.07’ye karşılık geliyor. 68 kadın aday gösteren MHP ise yalnızca 3 kadın aday soktu meclise. Hem Kürt kimlikleriyle hem de kadın olarak meclise girme savaşı veren BDP’nin kadın adayları ise verilen mücadele sonucunda mecliste vitrin olmaktan öteye geçebilmiş durumdalar. Gösterdiği 13 kadın adayın 11’ini meclise sokan BDP’nin kadın vekil oranı %30.5. özellikle kadınları seçilmesi muhtemel yerlerden aday gösteren BDP’nin Yüksek Seçim Kurulu ve hükümetle verdiği adalet savaşını da göz önüne alırsak kadınlar gibi meclise sokulmak istenmeyen sesi kısılmaya çalışan bir temsil olarak görebiliriz.

Genel tabloya bakıldığında 27 şehirde kadın aday gösterilmemiş. 30 şehirde ise gösterilen kadın adayların seçilme şansı yokmuş zaten. Seçim sonrasında da 43 ilden hiç kadın vekil çıkmadığını görüyoruz. Meclise giren 550 vekilden 472’si erkek 78’i kadın. Bu tabloya bakıldığında mecliste kadınların temsil oranı %14 civarında.

Toplumsal bir hastalık haline gelen şiddet, taciz, tecavüz kültürü kadına evlerinin dışında uygulanan psikolojik şiddetle daha da tırmanmış durumda. Bu %14’lük oran ise bize meclisteki kadına yönelik şiddeti gösteri­yor.

Bir çok alanda şiddetin her türlüsüne maruz kalan kadın, politik çevreler ve adamlarca da şiddete uğramakta. Susturulmakta ve dışlanmakta. Erkeklerin, öz­gürlük ve eşitlik ilkesinden yoksun olan politik alanda at koşturması, mevcut erkek egemen düzenle işbirliği içerisinde ger­çekleşiyor. Kadına sokaklarda, kamuda, iş yerlerinde, okullarda alan tanımayan evlerine gönderen ve sadece kuluçka makinesi rolü biçen zihniyetten siyasi alanda kadının önünü açmasını bekleyemeyiz. Pozitif ayrımın kadını aşağıladığını söyleyen başbakan 25 ba­kanlıktan sadece birine -aile ve sosyal politikalar bakanlığı olarak ismi değişti­rilen, içerisinden kadın kelimesi çıkartılan bakanlık- kadın bakan atayarak kadınları aşağılamamış oldu. Ak partinin kadın deyince aile, ahlak ve namus üçgeninin içinde dolanıp durduğunu hep görmekteyiz zaten. CHP ise her ne kadar seçim bildirgesinde: ”Kadınlar şiddet, eğitim ve işgücü dışında bırakılma, siyasette yeterli temsil edilmeme gibi birçok sorunla karşı karşıyadır. CHP, kadın-erkek eşitliğinin toplumun her alanında fiilen gerçekleşmesi için çalışacaktır. CHP, bu amaçla, toplumsal hayatın her alanında kadınlar için, kotalar dahil, pozitif ayrımcılık politikalarına başvurulmasını da desteklemektedir,’ demişse de bu pozitif ayrım kelimesi yazdıkları bildirgeden dışarı çıkamamış. Seçim sonuçlarında bunu çok iyi görmekteyiz. CHP’nin mec­lise giren vekillerinin sadece %14.2’ü kadınlardan oluşuyor. Kadının özgürlüğünü sadece başörtüsü takmamaya indirge­yen bu ‘çağdaş’ zihniyetin siyasi alanda kadına ne kadar rol biçti­ğini görmüş oluyoruz.

Meclise girmeye hak kazanmış BDP’nin 6 tutuklu vekilinden 2’si kadın. Selma Irmak ve Gülser Yıldırım. Tutuklama terörü ve tecritle sesleri kısılmak istenenler bir de kadınsa iki kez veriyor var olma savaşını. Bir karşılarındaki antidemokratik, şiddet yanlısı oluşuma karşı direnerek, bir de erkek egemen sisteme boyun eğmeyerek. Farklı yöntemlerle karşılarına gelen ve sözlerini söylemeye çalışanları susturmayı bir amaç edinen AKP alan vermemek konusunda ısrarcı. Kadınlar ise alan yarat­ma konusunda ısrarcı.
 
 
KADININ MECLİSTE TEMSİLİYETİ
Kadınların milletvekilleri seçimlerine katılmaya başladığı 8 Şubat 1934 Genel seçimlerinde TBMM’ye 18 kadın milletvekili girdi. Kadın milletvekillerinin, 1934 seçimlerinde milletvekilleri­ne oranı yüzde 4.51 oldu. Bu oran, sonraki yıllarda azalmasının ardından, 2002 seçiminde yüzde 4.36’ya çıkabildi. 22 Temmuz 2007 Genel Seçimlerinde Parlamentodaki kadın milletvekili sa­yısı 50’ye yükseldi ve kadınların erkek milletvekillerine oranı 9.1 oldu. Son yapılan 12 Haziran seçimlerinde ise meclise % 14 oran ile 78 kadın milletvekili girebildi.

 



>> Sosyalist Demokrasi, 19 Temmuz 2011


 
Loading