Neoliberalizm 2000’li yıllarda dünyanın Güney
Konisi’nde sağlam bir tokat yemişti. Arjantin sokakları hala IMF’ye
bağlı ekonomistlerin kâbusu olmaya devam ediyor olsa gerek. Bu sefer
Araplar kapıyı çaldı. Mısır’da ilk ayaklanma sokaklarda kendini
gösterdiğinde Firavunlar 19 uçakla ülkelerini terk etmişti. Mübarek’in
kısa sürede gerekli adımları atacağı ve Tahrir’deki kalabalığın sessiz
bir şekilde dağılacağı bekleniyordu. Sonuç ne olursa olsun, Mısır’da
halk ve özellikle gençler tarih yazdı ve yazmaya devam ediyorlar.
Brüksel-Paris-Washington süreci hiç de iyi idare edemediler, ülkelerinin
kötü kalecileri oldular. Obama yönetiminde ABD aynı gün Mısır ile ilgili
beş ayrı açıklama yapmak zorunda kaldı.
İsyan kervanında “Arap Baharı”nın yanında
istikrarlı bir seyir izleyen, öldürülen Alexis’den sonra resmi tarihe
inat daha da kardeşleştiğimiz Yunanistan var. “Model” tartışmalarında
denklem tersten kurulunca kâh Tunus’a reformlar anlamında örnek oluyoruz
kâh Tahrir’e en genel anlamıyla “devlet” anlamında yol gösteriyoruz.
Yunanistan’a gelince çalışkan öğrenci edasıyla ekonomi alanında piyasa
ekonomisinin sihirli sözcüğünü reçeteye yazarak “Komşu sen de
başarabilirsin” diyoruz. Bu sihirli sözcüğün adı elbette özelleştirme.
Atina uzun süredir yanıyor. Bugün dünya analizi yapanlar tarafından
ibretlik olarak gösterilen Yunanistan gerçekten bu duruma nasıl geldi?
Bunun dışında Avrupa Birliği, ABD ve IMF ne yapmak istiyor?
YUNANİSTAN’DA NELER OLUYOR?
Yunanistan için esasında isyan vakti 2008 yılında başlamıştı. Geniş
çaplı öğrenci eylemleri ülkeyi yangın topuna çevirince devletin kolluk
kuvvetlerinin nasıl acizleştiğini izledik. Hatta kimi zaman ileriye
giderek Youtube’dan kahkahalar eşliğinde tekrar tekrar izledik. Şimdi
yeniden Sintegma Meydanı işçiler, öğrenciler ve işsizler tarafından
işgal ediliyor. Yüksek sesle herkes “Yunanistan iflas etti” diyor.
Bankalardan alınan yüksek faizli borçlar, bütçedeki büyük açık, freni
patlamış ekonomi. IMF ve Avrupa Birliği telaş içersinde usanmadan
ülkeyi kurtarmak için üst üstte paket açıklıyorlar. Yunanistan’ın
sadece Fransa bankalarına 49 milyar dolar, Alman bankalarına ise 30
milyar dolar ve İngiliz bankalarına 14 milyar dolar borcu var. Yardım
paketlerinin amacının Yunan halkının değil Yunanistan devlet
tahvillerini alan banka ve sigorta şirketlerinin kurtarılması olduğunu
söylemek lazım. Bizim 2000’li yıllarda ekonomi üzerine konuşurken sıkça
başvurduğumuz “kemer sıkma” ve özelleştirme politikaları ise klasik
olarak önerilen yol haritası. Bununla birlikte birçok kazanım
tırpanlanmakta, hak gasplarına neden olmakta.
GERÇEKTEN YUNANLILAR TEMBEL Mİ?
Türk egemen basınında Yunanistan ile yayınlanan haberlerin ana vurgusu
Yunan halkının tembel olduğu ve çalışmayı sevmediği. Bu haberlerin hangi
niyetle yapıldığı zaten ortada. Ancak Yunanistan’da AB üyeliğinden önce
5 büyük tersane vardı. AB üyeliği ile birlikte bu tersanelerin hepsine
kilit vuruldu. Avrupa ile bütünleşmek birçok “yapılanmayı” beraberinde
getirdi. Bir dönem tarımsal nüfus Yunanistan’da yüzde 30’lardaydı şimdi
ise yüzde 8’lerde. Tarımsal üretimin iflasa sürüklenmesi için her şeyi
yaptılar. Adım adım Yunanistan’da üretim tasfiye edildi. Bugün dünya
egemenleri Yunanistan’a “garsonluk” misyonu biçiyor. Özal döneminde
Kıbrıs’a nasıl sadece turizm üzerinden değer biçiliyorsa AB de
Yunanistan’a o misyonu biçiyor. Vakti zamanında verilen yardım
paketlerinin, borçların, akıtılan paranın değişmez şartı, üretimin
tasfiyesi idi.
AVRUPA BİRLİĞİ VE KURTARMA OPERASYONU
“Bugün, 20 yıl sonra daha Avrupalı bir Yunanistan, daha Avrupalı bir
Yunanlı var artık. AB aday ülkelerine nasihat bile verebilecek bir
Yunanistan.” Birkaç yıl önce Yorgo Kırbaki böyle bildiriyordu
Atina’dan. 2011 yılında ise panik ve korku sarmalında “kurtarma
paketleri” açıklanıyor. Çünkü Yunanistan’ın iflas bayrağını çekmesi
AB’nin prestijinin sarsılması anlamına geliyor. Kaldı ki krizin bu
ülkeyle sınırlı kalmaması ve sırasıyla Portekiz, İspanya ve İtalya’nın
kapısını çalması muhtemel. Bu tsunaminin önüne geçilmesi şarttı.
PAKETİN ONAYLANMASI
Haziran ayının sonlarında genel grevler, okul işgalleri ve kitlesel
sokak gösterilerinin (ki bunların birinde parlamento kuşatıldı)
gölgesinde Yunan halkının geleceği ipotek gösterilerek paket onaylandı.
Oylamanın sonucunda 300 kişilik mecliste 154 “evet”, 138 hayır ve 2
çekimser oy kullanıldı. Papandreau gözyaşları içersinde 28 milyar
Avroluk “kemer sıkma” planının ekonomiyi hayal edilen noktaya
taşıyacağını söyledi.
Meclise sunulan paket onaylanmasaydı AB ve IMF
Yunanistan’a toplam 12 milyar Avroluk “yardım paketini” vermeyecekti.
Paketin onaylanması ile geniş bir yelpazede işçilerin ücretlerine,
öğrencilerin geleceklerine el konuldu. Krizle birlikte Almanya ve
Avusturya’ya yıllardır ödenen faizler ortaya çıktı. Ortaya çıkan
skandallar bütün gerçekleri ifşa etti. Yunanistan için “artık hiç bir
şey eskisi gibi olmayacak.”