AKP'NİN KÜRDİSTAN'DAKİ 'SEÇİM STRATEJİSİ'


ÖZGÜR ORAN


19 Mayıs 2011


T.C Devletinin iktidar partisi olan AKP’nin Kürdistan’daki adayları ve seçim stratejisi birçok kesim tarafından çok tartışılmıştı. Tartışmaların genel sonucu, AKP’nin bölgede güçsüz adaylarla seçimlere katılarak bölgeden çekildiği üzerine olmuştu. Ancak YSK kararıyla başlayan ve artarak devam eden gelişmeler sanılanın aksine AKP’nin bölgedeki iddia ve stratejisinin çok daha kapsamlı olduğunu gösterdi. AKP, bu seçime Kürdistan’da özüne döndüğü bir seçim çalışma taktiği ve ileriye dönük stratejik planlarla çıkmaktadır. Kimse AKP’nin işbirlikçi-kukla adaylarına bakıp da aldanmamalıdır. Asıl iddialı adaylar perdenin arkasındadır. Dolayısıyla bu adayların söylemlerine ve bu adayların “seçim” çalışmalarına bakmak AKP’nin bölgedeki “seçim stratejisini” anlamamıza yardımcı olacaktır.

AKP’nin Kürdistan adayları: TSK, Emniyet, Cemaat

AKP-TSK ilişkisi konu “Kürt anasını görmesin” olunca derin bir aşkın sürekli filizlenerek Kürdistan’da kimyasal bombalara, vahşi saldırılara, katliamlara dönüşmesiyle başkalaşır. Bu süreçte de TSK, AKP’nin Kürdistan’daki en güçlü adaylarından biri olarak seçim döneminin en aktif unsurlarından birisi olmuştur. TSK eylemsizlik pozisyonunda bulunan HPG gerillalarını Dersim ve Qıleban’da katledip ölü bedenlerini parçalayarak AKP’nin bölgedeki  “seçim kampanyasının” en büyük destekçisi olduğunu ispatlamıştır. Operasyonlar sırasında, özellikle Dersim bölgesinde, TSK uluslararası hukuku hiçe sayan savaş suçları işlemiştir. Bunlardan birincisi operasyonlarda kullanıldığı iddia edilen kimyasal bombalar ikincisi ise katledilen gerilla bedenlerine yapılan işkencelerdir. Kürt halkının büyük tepkisini toplayan, ABD destekli yapılan operasyonlar, çatışmasızlık ortamından çıkılıp kanlı bir savaşın önünü açacak bir süreci getirme eğilimini kuvvetlendirmiştir. Yapılan operasyonların bölgedeki birkaç komutana bağlanması ise yanıltmacadan ibarettir. Operasyonlar son derece örgütlü, Ortadoğuyu yeniden şekillendirmek isteyen emperyal güçlerin kontrolünde geliştirilen yeni bir “özel savaş” konseptidir. Hedeflenen ve planlanan 90’ lı yılların çiller-ağar-güreş özel savaş konseptini aşan savaş politikaları üreterek Kürt Özgürlük Hareketinin  ideolojik yönelimlerini  şiddet yoluyla tasfiye etmektir.

TSK sadece askeri operasyonlarda değil siyasal operasyonlarda da AKP ile birlikte “seçim kampanyalarına”  imza atmıştır. Kürt halkının Müslüman kesimleri tarafından “kendi anadilinde, kendi inançları doğrultusunda, dejenerasyondan arındırılmış İslamiyet” fikriyle yola çıkılarak devletin imamlarının arkasında saf tutmayan 10 binlerce Kürdün, Kürdistan meydanlarında, Kürt mellelerinin arkasında barış için kardeşlik için SİVİL CUMADA namaza durmalarını AKP-TSK-CEMAAT zihniyeti içine sindirememiştir. Öyle ki TC başbakanı Kürt İslam alimlerine “çakma imam” diyerek, Kürtlerin en eski dini olan Zerdüştilik ile İslamiyeti karşı karşıya getirme çabasıyla Kürt halkına,İslami değerlere,farklı inançlara  hakaret etmekten geri durmamıştır.Recep Tayyip Erdoğan, Kürtlerin  İslamiyetin  insani değerleri öne çıkaran yorumlarına korku ile saldırarak ne kadar “Müslüman” olduğunu gözler önüne sermiştir.Dini vecibelerini yerine getirmek isteyen gerilla ailelerine cenazeleri vermeyen  AKP iktidarı  yolundan gittiği inanç sistemine  ne kadar “bağlı” olduğunu ispat etmiştir.Tüm bu öfke ve korku Kürt halkını yönetebilecekleri araçların tek tek Kürtler tarafından ellerinden alınmasından kaynaklanmaktadır. Bu sebeplerden dolayı SİVİL CUMALARA karşı MGK kararıyla bölgeye 15 bin imam projesi planlanmaktadır. Bu projeyi TSK –AKP-CEMAAT patentli bir  seçim kampanyası  olarak görmek yanlış olmayacaktır.

Bölgede AKP ile tam uyumlu olarak çalışarak “seçim” çalışmalarının aktif unsurlarından biride emniyet teşkilatı olmaktadır. Seçim çalışmalarına hızlı bir giriş yaparak iddiasını açıkça ortaya koyan emniyet teşkilatı, seçim şarkısı olan mehter marşı eşliğinde Kürdistan kentlerini gaz odalarına, işkencehanelere çevirmiştir. Çalışmalarını tüm Kürdistan’da aralıksız sürdüren emniyet birimleri, son bir ayda eylemlere müdahaleler sonucu 17 yaşındaki Halil İbrahim Oruç ve bir başka Kürt yurttaşın öldürülmesi, binlerce kişinin yaralanması, binlerce gözaltı ile AKP’nin gözde adayları arasında yer alıyor. Amed’in Bismil ilçesinde 17 yaşındaki Halil İbrahim Oruç’un silahla öldürüldükten sonra tekmelenirken, yine  Amed’de yapılan bir gösteri sonrası  gözaltına aldığı eylemcileri  AKP il ve ilçe teşkilatlarına götürürken çekilen ve  medyada yayınlanan görüntüleri emniyetin seçim sürecindeki  çabalarının ispatı olmuştur. Son derece kaynaşmış CEMAAT-AKP yapılanmasıyla çalışan emniyet teşkilatı mensupları, genel başkanları Recep Tayyip Erdoğan’ın “kadın da olsa, çocuk da olsa gereken yapılacaktır” sözünü şiar edinip Kürt kentlerini açık bir karakola çevirerek sürecin öne çıkan adayları arasında yer almaktadır.

İlimin, irfanın imamı Türkiye’de röntgenci siyasetle, Kürdistan’da provokatif eylemlerle seçim sürecinde boy gösteriyor. Emperyalist güçlerin gözü yaşlı imamı, yıllardır Kürdistan’da yürüttüğü faaliyetlerini Gever’de olduğu gibi kontra güçlerle provokatif eylemlere dönüştürme çabasıyla AKP’nin adayları arasında yer alıyor. Özellikle medyaya getirdiği yeni anlayışla Türkiye ve Kürdistan’da AKP’nin politikalarına destek veren gözü yaşlı imam, polisten, istihbaratçıdan nasıl haberci, yazar yaratabileceğini gözler önüne sererken ”özel savaş basını” ismini ne kadar hak ettiğini ispat etmiştir.

İmam, Kürt hareketinin her devrimci çıkışında medyadaki liberal-muhafazakâr aydınları vasıtasıyla ülkenin genel reflekslerinin, demokrasi düzeyinin kontrol memuru gibi çalışmakta. Kendine bağlı özel savaş basını,  Kürdistan’daki her türlü saldırıyı “başka odaklara” havale ederek  AKP ve Tayyip Erdoğan’ı bütün sorumluluklarından sıyırma çabası içindedir. Öyleki Tayyip Erdoğan’ın Kürt sorunu konusunda söylediği her türden inkarcı söylem bu odaklar tarafından “aslında onu demek istemedi, böyle demek istedi…”şeklindeki bir savunmayla  kamuoyuna takdim  edilmektedir. Ancak aynı durum  Kürt hareketi için tam tersi şekilde uygulanmaktadır. Sürecin kendi kontrolleri dışında gelişen, Kürt hareketinden gelen her söylem ve eylem komplo teorileriyle yorumlanıp kara bir propaganda halinde kitlelere sunulmaktadır. Bu çabalarından kaynaklı İmam ve Cemaati Kürdistan’da Akp’nin gözde adayları arasında yer almaktadır. 

Akp’nin savaşta,imhada,komploculukta ustalık dönemi

Yıllardır iktidarda olan ve sözüm ona “askeri-bürokratik  vesayetle” mücadeleye giriştiğini iddia  eden AKP hükümeti,  aslında hakim sınıflar ittifakının bir unsuru olmak için mücadele vermiş ve bu mücadelede başarılı olmuştur. Zaten  Tayyip Erdoğan’ın diline pelesenk ettiği çıraklık-kalfalık-ustalık dönemleri, bu mücadeleyi ve kazandığı mevzileri anlatmak için yaptığı benzetmelerdir. Çıktığı tüm meydanlarda haykırdığı ustalık dönemi, önümüzdeki dönemin nasıl şekilleneceğinin emarelerini vermektedir.Tayyip Erdoğan’ın ustalık diye adlandırdığı dönem Kürdistan’da Kürt halkına karşı giriştiği savaşta, Türkiye’de muhalefete karşı giriştiği operasyon ve komplolarda, Ortadoğu’da ise emperyalist politikaların uygulanmasında aldığı rolle  ustalaştığı dönem olacaktır.

TC oligarşisi ve AKP hükümetinin seçim döneminde savaştaki ısrarının önemli bir sebebi ,seçimlerden sonra Kürt ve Türk halklarını artık yönetemedikleri darbe anayasasının  yerine yapılması planlanan yeni anayasa  sürecine gidilecek olmasıdır. Halkların yeni- demokratik anayasa taleplerine karşı durulamadığı bu dönemde, egemenler Kürt siyasal hareketinin, sosyalistlerin ve demokratların temsilcilerini yeni dönem meclisinde görmek istememektedir. Hesapları darbe anayasasını yeni dönem politik hesaplarına göre düzenlemek ve sivil bir görüntüye kavuşturmaktır. Gerek emperyal güçlerin  gerekse TC  egemen sınıflarının  tüm çabası buna dönüktür. Bu yüzden sisteme karşı gelişen her devrimci -demokrat muhalefet şiddetle bastırılırken, Kürtler için Metiner  tarzı Kürtlük, Türkiye emekçileri içinse Keynes’in- liberalizmin mezarlığından çıkarılan- ekonomi politikalarıyla donanmış Kılıçdaroğlu tipi solculuk alternatif muhalefet odağı olarak yutturulmaya çalışılmaktadır.

Kasımpaşa kriterlerine karşılık Karacadağ, Bagok, Cudi kriterleri

Kürdistan’daki son operasyonlar bıçağın dayanabileceği kemik bile bırakmadığı, kemiğin paramparça olduğu bir süreci beraberinde getirmiştir. Bu döneme ve yaşananlara  “seçim süreci “ demek kelimelerin genetiğiyle oynamaktan başka bir şey değildir. Kürdistan’da seçim süreci yoktur.Süreç katliamdır,imhadır, savaştır. Akp’li bakanlardan birinin seçim sürecini “demokrasi şöleni”  olarak nitelendirmesi ise Kürt ve Türk halklarıyla alay etmesinden başka bir anlam taşımamaktadır. Ortada ne seçim, ne de bir şölen vardır. Seçim diye Kürtlere dayatılan iradelerinden vazgeçmeleridir. Şölen dedikleri de yas evleri ve anaların ağıtlarıdır.
Bir yandan İmralı’da Kürt halk önderiyle diyalog yoluna gidilirken bir yandan da imha ve tasfiye operasyonlarının dozunun arttırılması devletin içinde bir ikilik varmış izlenimi yaratmaktan başka birşey değildir. Oligarşinin Kürt sorununda hemhal olmuş bileşenlerinin “seçim süreci” dedikleri zulüm politikaları Kürt hareketini şiddet yoluyla zayıflatma, Kürt halkı içinde brakuji yaratma çabasıdır. Gözden kaçırılan ise Amed milletvekili adayı Altan Tan’ın ”Kasımpaşa kriteriniz varsa bizimde Karacadağ, Bagok, Cudi kriterimiz vardır” sözüyle anlatılan halkın iradesidir. Bu irade Qıleban’da  katledilen çocuklarının cesetlerini dağlardan canları pahasına toplayan, cesaretini  sınır ötesine taşıyan  Kürt halkının kararlı iradesidir. Bu irade YSK kararı sonrasında sokaklarda direnerek devlete geri adım attıran Halil İbrahim Oruç ve onbinlerce Kürt gencinin devrimci-militan iradesidir.Bu irade çocuklarının  kulakları kesilerek, gözleri oyularak  katledilmesine rağmen “Türk Kürt anneleri ağlamasın” diyebilen, barış isteyen Kürt analarının onurlu  iradesidir. Bu irade her türden provokasyona rağmen yekvücut zulmün önünde duran Kürt siyasal yapılarının, Kürt ulusal bloğunun iradesidir. Kürt halkı yıllardır bu iradeyle ayakta durmuş, bu iradeyle Türkiye halkıyla kaderini birleştirmiştir. Bu irade ve duruş yapılacak katliamlarla, baskılarla yaratılan seçim ortamında sandıkta sınanmayacak kadar kararlıdır.

Halkların birbirine kırdırılmasının önüne geçmek, dağlarda Kürt veya Türk bir tek gencin yitirilmesine karşı durmak, savaşa karşı barışın, kardeşliğin tesisi için çalışmak insanım diyebilmenin  temel kriteri olmuştur. İşte tam da bu sebeple Kürt halkı ve devrimci-demokrat güçler bu zulme karşı durma, Türkiye ve Kürdistan’ı bu cendereden kurtarma kararlılığıyla ortaklaştılar. Bu temelde kurulan ve stratejik önemi olan emek demokrasi ve özgürlük bloğu sadece 12 Haziran için değil, barış ve kardeşlik için, geleceğin devrimci-demokrat bir seçeneğini yaratmak için yola çıktı, irade beyan etti.

Hedef Deniz’in, Mahir’in, İbo’nun, Haki’nin, Mazlum’un yarattıkları değerleri  ortaklaştırarak mücadeleyi yükseltmektir. Hedef, bir yas evine dönüşen Kürdistan’ı, röntgenci, ırkçı, haysiyetsiz siyasal anlayışlarla zehirlenmiş Türkiye’yi Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun gelecek tahayyülleri etrafında birleştirmektir.

 



 
Loading