HASTANIN İHTİYAÇLARI YERİNE SERMAYENİN İHTİYAÇLARI


ÖZGE AYDIN



1827 yılı 14 Martında açılan ilk tıp fakültesiyle birlikte modern tıp eğitimine başlanmış Anadolu topraklarında. Oradan gelenekselleşip gelmiş  bir bayram 14 Mart Tıp bayramı. Bütün sağlık alanına ait olan tıp bayramı ‘bayram’  gibi geçmedi hiçbir zaman. Bu sene de 14 Mart Tıp bayramı 13 martta sağlık çalışanlarının çok ses tek yürek olduğu bir mücadele oldu Sıhhiye meydanında. Diyarbakır'da yapılan sağlık mitinginin ardından ‘Herkese sağlık güvenceli iş’  diyerek bu sefer Ankara'da toplandı otuz bini aşkın sağlıkçı; teknisyen, hemşire, eczacı, hekim, memur, öğrenci hep birlikte.  Peki neydi bu kadar insanı sokağa döken?

Sağlıkta uzun zamandır,  90'lı yıllardan beri bir dönüşüm söz konusu. Dünya bankasının merkezinde olduğu ülkeler arası yapılan görüşmelerle,  küreselleşen dünyanın her yerinde uygulamaya sokulacak bir program hazırlandı öncelikle. Programın ne etrafında şekillendirildiğine bakarsak önümüze ne çıkacağı, tüm bu değişikliklerin kime hizmet edeceği ortada aslında. Özellikle son 8 yıldır çok daha hızlı ve görünür şekilde işleme sokulan bu programın adının duyulduğu,  yasalaşması üzerine ilk konuşulduğu vakitler gelecekteki  tehlikelere dair kampanyalar yapılmış, grevler örülmüştü. Ancak o zaman insanlara çok uzakta görünen bu tehlikeleri egemenler  söylemleriyle örtmeye çalışmış, Sağlıkta Dönüşüm Programını süsleyip püsleyip üzerine birkaç kat renkli  boya sürüp önümüze  sunmuşlardı. İçinden geçtiğimiz kriz döneminde bu süslerin çoğu düşmüş, boyası silinmiş, altından pis kokulu paslı program kendini göstermiştir.
Önce hastane ayrımı kalkıyor, vatandaş istediği hastaneye istediği doktora gidebilecek, artık sıra beklemek de yok bıçak parası da dediler. Programın görünen yüzüne aile hekimliğini koydular, herkesin bir doktoru olacak  istediği vakit gidip muayene olabilecek dediler. Herkese güvenceli genel sağlık sigortası var, bir de yata yata para kazanan, çalışmayan memur olmayacak herkes hakkını alacak performansına göre dediler. Kısacası biz halkımıza eşit, kolay ulaşılabilir ve nitelikli bir sağlık hizmeti sunacağız, adaletli gelir dağılımı ve güvenceli işlerde çalışan sağlık çalışanımızla dediler. Dediler demesine de altından apayrı şeyler düştü halka. Onlar hak eşitlik adaletten bahsettikçe biz güvencesiz çalışma koşullarının, pahalı ve yetersiz sağlık hizmetinin içinde bulduk kendimizi.  

Aile hekimliği koruma esaslı bütün bir sağlık hizmeti yerine sadece tedavi edici bir sağlık hizmeti verir. Koruyucu sağlık hizmetini yok sayan,  işletme modeline göre düzenlenmiş aile hekimliğinde devlet tarafından doktora verilen para ile doktor tarafından karşılanır polikliniğin kira, elektrik su giderleri, malzeme giderleri, çalışanların maaşları. Bu da meslekler arasındaki mesafeyi ve hiyerarşiyi artırır konumda. Çoğu insan şu anda aile hekimine ulaşamıyor,çünkü kayıtlarda adresi yok, birçok doktorun bakanlıkta kaydı görünmüyor, bunlardan yana şansı yaver gidenleri  bekleyen başka bir sıkıntı da aile hekimlerinde mevcut alet ve makine eksikliği. Ayrıca cezaevi hekimliği de bölgenin aile hekiminin görevleri arasında sıkıştırılmış pozisyonda. Cezaevlerinin yetersiz ve sağlıksız koşullarının yanında aile hekimlerinin cezaevinde kısa süreli bulunabilmeleri nedeniyle hekime erişimde de çok büyük zorluklar oluşmakla birlikte tutukluların sağlık hakları hiçe sayılmakta.
Hastanelerin birleştirilmesiyle devletten alacağı olan hastanelerin alacakları silinmiş, ödeneklerin de azaltılmasıyla kendini işletemez hale gelmiştir. Hastanelerde temizlik, güvenlik, yemek gibi hizmetlerin özelleştirilmesinden sonra radyoloji gibi bölümler, sağlık çalışanları firmalara ihaleye çıkarılmış durumda.Bıçak parasını kaldırdık diyenler,  istediği hastaneye istediği doktora gidebileceği söylenen vatandaştan muayene katkı payı, ilaç katkı payı gibi birçok aşamada hissettirmeden o parayı fazlasıyla  almaktadır. Bu paranın bir kısmı maaştan kesilerek bir kısmı da eczacılar üzerinden eczacılarla hastayı karşı karşıya getirerek karşılanmakta. Acil servislerde katkı payı alınmaması nedeniyle katkı payını veremeyecek olan ve vermek istemeyen insanlar tarafından acil servislere başvuru artmış, poliklinik haline dönen acil servisler yoğunluğundan ötürü kendi içinde tekrar bir acil derecelendirilmesi yapar duruma gelmiştir.  Devletin elini çektiği ve sağlık hizmetinin tam anlamıyla çökertildiği işleyemez hale gelen hastanelerin  ticari kaygılarla, kar getiren daha büyük işletmeler tarafından devralımının da imkanları oluşturuluyor Kamu Hastanesi birlikleri yasasıyla.

İyi sağlık hizmeti ve iyi hekim değerlendirilmesinin günlük bakılan hasta sayısı ve yapılan tetkik sayısı üzerinden yapıldığı performans sisteminin de adaletle alakası olmadığını gördük. Meslektaşlar ve meslekler arası rekabeti artıran bu uygulama sağlık hizmetinin ekip olarak sunulmasını engellemektedir. Hastane çalışanlarının maaşları arasında 25 kata kadar varan  bir uçurum oluşmuştur  performans sistemiyle.  Hastanelerin ayakta kalabilmesi için muayene odalarına kronometre koyar duruma gelmelerinin  nitelikli sağlık hizmeti ile ilgisi yoktur. Ne kadar çok tetkik yaparsan o kadar kazanırsın diyen bir sistem hastanın ihtiyaçlarını değil sermayenin ihtiyaçlarını gözetir durumdadır.

Toplumun ve bütün kurumların sermayeye göre şekillendirildiği bir sistemde sağlık hizmeti  bunlardan ayrı değerlendirilemez elbet. Artan işsizlik ve güvencesiz çalışma sağlık alanında da gözle görülür bir şekilde artmıştır. Güvenceli çalışma koşullarının yok edildiği sağlık alanında sadece aile hekimliği uygulamasıyla 100 bin çalışan sözleşmeli oldu. 120 bine yakın personel taşeron yani güvencesiz  çalışıyor. Taşeron ve özel sektörde çalışan personelin sendikal hakları engellenerek pazarlık gücü de zayıflatılmakta ve personel maaşlarını düzenli alamamaktadır. Sağlıkta dönüşüm programı ile sağlığın finansmanı hastadan karşılanarak sağlık özelleştirilmekte bir yandan da güvenceli ve kadrolu çalışanların sayısı azaltılmaktadır. Sağlıkta yıkımın seçim sonrası çok daha  can yakıcı şekilde devam edeceğini görmemiz gerekir. Bütün bunlara karşı 13 martta parasız sağlık hizmeti ve güvenceli iş için başlattığımız mücadelemizi büyütmek ve grevlerle daha güçlü bir şeklide sürdürmek önümüzde duran en büyük görevlerdendir.

 



 
Loading