ÖZÜR BİZE AİTTİR


M. ÖZLEM



Faşizm yıllarıdır. Berlin hayvanat bahçesinden bir aslan firar etmiştir. Önüne geleni parçalayarak Berlin sokaklarında koşturan aslanın peşine bir medya ve polis ordusu düşmüştür. Aslan sokakta gazeteciler arkasında koşturma sırasında sokağın ortasında tıknaz kısa boylu bir adam belirir. Arkadaki herkes adama kaçmasını aslanın onu parçalayacağını haykırır. Adam yolun ortasında durur elini beline atar silahını çıkarır ve aslanı tek kurşunla vurur.

Gazeteciler fotoğraf makineleri ellerinde kahramanın çevresini sarar onun fotoğrafını çekerler ve ismini açıklamasını isterler. Tıknaz adam ismini söylemeye yanaşmaz. Gazeteciler ısrar eder. Sonunda adam adını açıklar. Simon…
Gazeteler öbürsü gün 8 sütuna manşet ve fotoğraflarla çıkar. “ Pis bir Yahudi zavallı bir aslanı öldürdü”.

Sebahat Tuncel’in öfke ve kızgınlıkla polis müdürüne savurduğu tokadı ve sonrasında yapılan haberleri gazete manşetlerini izlediğimizde aklımıza ilk gelen yukarıdaki fıkra oluverdi. Kahraman bir anda lanetlendi. Polise tokat günün olayı oldu. Şoven histeriyi canlandırmak için yeni linç tezgahlarına zemin hazırlamak için gazeteler 8 sütuna manşet iri puntolar ve fotoğraflarla çıktı. Polise tokat atılmıştı. Hepsi ortak bir arka bilinci yansıtıyorlardı. Tokat devlete atılmıştı. Sanki yer yarılmıştı, insanlar öldürülmüş, katliamlar yapılmış ve katil suçüstü yakalanmıştı.

Hiç kimse hiçbir gazete ve TV muhabiri milletvekilinin hangi hakla ıslatılabileceğini dumana ve suya boğulabileceğini sorgulamıyordu. Sivilleşme naraları atanlar milletin devlete tokadına tahammül edemiyorlardı. Oysa mecliste karakol basanlar polis dövenler trafik cezası yazdırdığı için polisleri sürgüne yollayanlar AKP sıralarında oturmaya devam ediyordu. Basın onları hiç görmüyordu. Misal ülkenin başbakanı kendisini seçenleri kovduğunda onlara hakaretler yağdırdığında hiç kimse ayağa kalkmıyordu. Milletin temsilcisi panzerin saldırısıyla yaralanırken polisten hiç kimse hesap sormuyordu. Dolmabahçe’de başbakanı protestocuların sesinden kurtarmak isteyen kahraman polis genç bir kadının bebeğini anne karnında öldürürken gene ses çıkmıyordu. Tuzla’da işçiler ölürken Elbistan’da milyon ton kumun altında can verirken hiç kimsenin sesi çıkmıyordu. Ama bir Kürt bir kadın polise kendisine gaz atan panzerle su sıkan polise elini kaldırınca yer yerinden oynuyordu.

Hiç kimse Sabahat Tuncel’in neden bu kadar öfkelendiğini sorgulamıyordu. “ insanlar bir şeyler çaldığında burjuva psikologlar insanların neden hırsızlık yaptığını sorarlar. Marksistler ise insanların neden çalmadığını sorarlar.” Diye yazıyor bir psikolog. Egemenlerin kalemleri ezilenlerin neden itiraz ettiğini ve isyan ettiğini sorgularlar. Ve bunu bütün ikiyüzlülükler içinde yaparlar. Mısır’da ve Tunus’ta mücadele halindeki halkı alkışlarlar. Libya’da elde silah kendi devletine kendi egemenine karşı dövüşen halkı alkışlarlar. İsyan eden itiraz eden istifa eden milletvekilini alkışlarlar. Filistin’i gönülden desteklerler. Söz konusu kendi devleti ve bu devlete itiraz eden Kürtler olduğunda topyekun devletin safında yer tutarlar. İkiyüzlülük buram buram sırıtır. İyi görüneni yılışık yılışık özür peşinde koşar. Binlerce insanı gaz bombalarına tazyikli suya boğan polisin saldırısına kızmak yerine bu polise emir veren içişleri bakanından ve validen özür beklemek yerine bu saldırganlığa tamamen insani tepkisini ortaya koyan milletvekilinden özür beklerler.

Hiç kimse Filistinlilerin İsrail’e niye saldırdığını İsrail polisiyle niye çatıştığını sorgulamaz. Herkes bilir ki İsrail askerleri ve polisi sokaklarda Filistinlileri vurmakta, evlerini yıkmakta onlara terör uygulamaktadır. Herkes başkasının hikayesini sever. Hiç kimse kendi hikayesinden memnun değildir. Bize düşen bu soruya yani milletvekilinin neden polise tokat attığı sorusuna neden bizde atmıyoruz sorusuyla cevap vermek olmalıdır. Devletin terör uyguladığı her yerde ezilenlerin direnişi meşrudur. Bunu en iyi izah edenlerden biri Radikal gazetesinin aranmasını ve bilgisayarda bilgilerin silinmesini sessizlik içerisinde izleyen kendi arkadaşlarına ve hatta kendisine öfkeyle neden sessiz kaldık neden karşı çıkmadık ve direnmedik diye seslenen Yıldırım Türker’dir.

Sebahat Tuncel’in şube müdürüne savurduğu tokat Kürtlerin nezdinde alkışlanacak bir durumdur. Bu tokat katliamlara devlet terörüne işkenceye savrulmuş bir itirazdır. Sebahat Tuncel’in polis müdürüne attığı tokatla uğraşanlar kasaplar deresiyle hiç ilgilenmemektedirler. Ayhan Çarkın’ın açıklamaları suya yazılmış gibi ortada durmaktadır. Ve Abdulkadir Aygan’ın tarih ve isim vererek ortaya koyduğu bütün ifadeler yerli yerinde durmaktadır. Musa Anter’in Vedat Aydın’ın katilleri hala sokaklarda gezmektedir. Kürtler kendi isimlerini bile devletle dövüşerek devletten geri almaktadırlar. Basının kanlı kalemşörleri Kürt halkını hedef alan saldırılarda köşelerine neler yazdıklarını kendi arşivlerine girip bakarlarsa atılan tokadın az olduğunu göreceklerdir.

Kürt özgürlük hareketi devlete uzun süredir politik tokatlar savurmaktadır. Ve bilinmelidir ki Sebahat Tuncel’in polis memuruna savurduğu tokat devletin yediği tokatların yanında hafif kalır. Düne kadar Kürtlerin varlığını inkar edenler, Talabani ve Barzani için şalvarlı aşiret reisi kavramını kullananlar Kürt özgürlük hareketinin mücadelesi sonucunda şalvarlı aşiret reisini cumhurbaşkanı köşkünde ağırlamak bir diğerini Kürdistan özerk yönetim başkanı olarak güney Kürdistan’da selamlamak zorunda kalmışlardır. Aynı devlet Kürtçe kanal açmış Kürt halkından oy koparabilmek için yolları ne zaman Kürdistan’a düşse ezberledikleri Kürtçe laflarla kitleleri selamlamışlardır. Devlet ve Türkiye’de yaşayan herkes artık görmeli ve kabul etmelidir ki Kürt halkı kendisine uzanan barış elini tutmayı bildiği gibi kendisine kalkan her çeşit tehdit hamlesini de artık boşa düşürecektir. Kürtlere yönelen her saldırı birebir Kürt halkının kendisi tarafından cevaplanmaktadır. Bu noktada esas görev Türkiyeli sosyalistlere düşmektedir. Kürtler hala gazın altında boğuluyorsa, seçtiği temsilciler cezaevinde yatıyorsa ve milletvekilleri polis saldırıları altında sakat kalıyorsa bunun sorumluluğu büyük oranda bize aittir. Özür dilemesi gereken birileri varsa önce devlet ama ondan da önce bu devleti durduramadığı için Türkiyeli sosyalistler olmalıdır.

Sebahat Tuncel başka bir şey daha öğretmiştir. Milletvekili milletin arasında olur. Halk gazın ve tazyikli suyun altında boğulurken coplanırken milletvekili de kendisini seçenlerle beraber dövüşmeyi bilmelidir. Kürt vekilleri Türkiye halkına halkın seçtiği vekilin nasıl davranması gerektiğini yaşamlarını ortaya koyarak göstermektedir. Mehmet Sincar bu yolda hayatını kaybetmiştir. Direnen dövüşen ve binlerce bedel veren bir halkın vekilinden beklenmesi gereken de budur. Kalemşörler yanlış kişilere yanlış sorular soruyorlar. Meclisi dolduran yüzlerce milletvekili kisvesi giymiş hortumcuya siz neden halkın sorunları için halkla beraber direnmiyorsunuz diye sormalıdırlar. Ve özrü kendi halklarına karşı onlardan istemelidirler.

Sözün özü Sebahat Tuncel’in polis memuruna kalkan eli devletin zulmüne isyan eden ezilenin elidir. O tokat sadece Kürtlerin değil Tekel işçisinin, dayak yiyen belediye işçisinin, coplanan üniversite öğrencisinin, yerin altına gömülen maden işçisinin tokatıdır. O tokatı atan bizim vekilimizdir. Tokat bizimdir. Özür dilemesi gereken Kürt halkı ve onun temsilcileri değildir.

Özür onlara yeterince destek veremeyen ve onlar kadar kendi devletiyle dövüşemeyen Türkiye sosyalistlerine aittir. Özür dilenecek makamsa devlet değil, Kürt halkının kendisidir.

 



 
Loading