Japonya’da meydana gelen 8,9 ‘luk deprem ve hemen
ardından yaşanan tsunami nedeniyle onlarca insan hayatını kaybetti. Çok
sayıda insan yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kaldı ve büyük maddi
hasar oluştu. Depremin yarattığı zarar ise bununla sınırlı kalmadı.
Depremin hemen adından Miyagi bölgesinde bulunan Fukuşima 1 nükleer
santralında patlama oldu. Bu patlamanın nedeniyle oluşan nükleer sızıntı
şu anda Japonya’yı ve bölge ülkelerini tehdit ediyor.
Enerji üretiminde nükleer santralleri çok uzun
süredir kullanan Japonya elindeki tüm olanaklara rağmen bu nükleer
felaketin önüne geçemiyor. Depremlerin veya başka etkenlerin
tetiklemesiyle meydana gelen benzeri kazaların yaratığı sonuçlar
düşünüldüğünde Türkiye’de nükleer santrallerin kurulmasıyla ilgili
tartışmaların yanıtları da kendiliğinden ortaya çıkıyor.
Güvenlik konusuna en gelişmiş imkanlara sahip
ülkelerden olan Japonya bile nükleer kazalar karşısında çaresi kalırken
Türkiye de üstelik fay hattına çok yakın olan Akkuyu’da nükleer santral
kurulması konusun da çalışmalar kesintisizce sürdürülüyor. AKP hükümeti
ortaya çıkan bu olumsuz tabloda dahi nükleer santraller konusundaki
çalışmalarından ve ısrarında vazgeçmemiş görünüyor.Bu çerçevede Başbakan
Erdoğan geçtiğimiz günlerde 2023'e kadar 4 nükleer santral yapılmasını
planladıklarını söyledi. Santrallerin barındırdığı riskler hakkında ise
boğaz köprüsünden geçmek, tüpgaz kullanmak vb.. gibi şeylerin de
tehlikeli olduğundan fakat günlük yaşamımızın bir parçası olduğundan
bahsetti.Bu yaklaşım bizlere Çernobil felaketinden sonra kameralar
karşısında çay içen bakanı ve radyasyon içeren suyu içen Japon
yetkiliyi hatırlattı.
Nükleer santrallerin insan yaşamında yarattığı
yıkıcı sonuçlar için şiddetli depremler olması da gerekmiyor. Yapılan
araştırmalar nükleer santrallerin çevresinde yaşayan, santrallerde
çalışan inanların normalin üzerine radyasyon değerlerine sahip olduğunu
gösteriyor. Santral çevresinde tarım arazilerinin, nehirlerin
kirlenmesiyle ekosistemde meydana gelen tahribat ta bölgede sosyal yaşam
üzerinde onarılamaz etkiler bırakıyor. Santral atıklarının depolanması,
yüksek maliyet ve en önemlisi genel güvenlik sorunları enerji üretiminde
nükleer santrallerin kullanılmaması için önemli veriler sunuyor.
Türkiye’nin nükleer santrallerle enerji elde
etmesinin zorunlulukları anlatılırken,yenilenebilir enerji kaynakları
hiç gündeme getirilmiyor. Oysaki özellikle gelişmiş ülkeler son
yıllarda nükleer santralleri terkederek rüzgar, güneş gibi
yenilenebilir kaynaklarla enerji elde etmeye başladılar .
Bugün enerji üretiminde nükleer santralleri
en çok kullanan ülkelerden Japonya ve Almanya’da nükleer
karşıtı gösterilere binlerce insan katılıyor. Mersin de halk
ayakta.İstanbul ve Türkiye’nin bir çok farklı şehrinde nükleer santral
hevesi protesto ediliyor.Kıbrıs başta olmak üzere komşu ülkelerde de
Türkiye’de nükleer santrallerin kurulması hakkında ciddi kaygılar
oluşmuş durumda.Kısacası AKP Hükümeti ve büyük sermaye dışında
hemen hiç kimse nükleer santrallerin kurulmasını istemiyor.
Bir çok kesimden yükselen bu tepkilere rağmen AKP
santraller konusunda geri adım atmıyor. Çok daha az şiddetli depremlerde
bile yüzlerce binanın yıkıldığı, binlerce insanın yaşamını kaybettiği
bir ülkede, üstelik fay hattına çok yakın bir bölgede nükleer santral
kurulmaya çalışılması egemenlerin kendi yurttaşlarının yaşamlarına ne
kadar değer verdiğini de gösteriyor.
Nükleer silahlanmanın ilk adımının santraller
olduğu da düşünüldüğünde Türkiye egemen güçlerinin nükleer santraller
konusunda ki ısrarı daha da anlaşılıyor.Türkiye ve bölge halklarının
geleceği için her anlamda büyük bir tehdit olan nükleere geçit vermemek
için nükleer santral karşıtı mücadele bugün her zamankinden daha
fazla anlam kazanıyor. Sinop’ta geçtiğimiz yıllarda yapılan nükleere
karşı gençlik kampında yitirdiğimiz Öner, Soner ve Güneş bize bu konuda
yol gösteriyor
Zaman Nükleer İnat Yaşasın Hayat sloganını hep
birlikte daha güçlü haykırma zamanıdır.Öner Soner ve Güneşi
Karadeniz’in asi çocuğu Kazım koyuncuyu ve nükleer kazalar nedeniyle
yaşamını yitiren binlerce insanı hiç unutmadan nükleercileri kovalım.
Bilinmelidir ki başta yöre halkı olmak üzere tüm
toplumsal muhalefet güçlerinin santrallere karşı yürüteceği ısrarlı
mücadele AKP’yi geri adım atmaya ve imzalanan anlaşmaların iptaline
mecbur bırakacaktır.