NÜKLEERE İNAT YAŞASIN HAYAT


İSMAİL ŞENGÜL



Japonya’da meydana gelen 8,9 ‘luk deprem ve hemen ardından yaşanan tsunami nedeniyle onlarca insan hayatını kaybetti. Çok sayıda insan yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kaldı ve büyük maddi hasar oluştu. Depremin yarattığı zarar ise bununla sınırlı kalmadı. Depremin hemen adından Miyagi bölgesinde bulunan Fukuşima 1 nükleer santralında patlama oldu. Bu patlamanın nedeniyle oluşan nükleer sızıntı şu anda Japonya’yı ve bölge ülkelerini tehdit ediyor.

Enerji üretiminde nükleer santralleri çok uzun süredir kullanan Japonya elindeki tüm olanaklara rağmen bu nükleer felaketin önüne geçemiyor. Depremlerin veya başka etkenlerin tetiklemesiyle meydana gelen benzeri kazaların yaratığı sonuçlar düşünüldüğünde Türkiye’de nükleer santrallerin kurulmasıyla ilgili tartışmaların yanıtları da kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Güvenlik konusuna en gelişmiş imkanlara sahip ülkelerden olan Japonya bile nükleer kazalar karşısında çaresi kalırken Türkiye de üstelik fay hattına çok yakın olan Akkuyu’da nükleer santral kurulması konusun da çalışmalar kesintisizce sürdürülüyor. AKP hükümeti ortaya çıkan bu olumsuz tabloda dahi nükleer santraller konusundaki çalışmalarından ve ısrarında vazgeçmemiş görünüyor.Bu çerçevede Başbakan  Erdoğan geçtiğimiz günlerde  2023'e kadar 4 nükleer santral yapılmasını planladıklarını söyledi. Santrallerin barındırdığı riskler hakkında ise boğaz köprüsünden geçmek, tüpgaz kullanmak vb.. gibi şeylerin de tehlikeli olduğundan fakat günlük yaşamımızın bir parçası olduğundan bahsetti.Bu yaklaşım bizlere Çernobil felaketinden sonra kameralar karşısında çay içen bakanı ve  radyasyon içeren suyu içen Japon yetkiliyi hatırlattı.

Nükleer santrallerin insan yaşamında yarattığı yıkıcı sonuçlar için şiddetli depremler olması da gerekmiyor. Yapılan araştırmalar nükleer santrallerin çevresinde yaşayan, santrallerde çalışan inanların normalin üzerine radyasyon değerlerine sahip olduğunu gösteriyor. Santral çevresinde tarım arazilerinin, nehirlerin kirlenmesiyle ekosistemde meydana gelen tahribat ta bölgede sosyal yaşam üzerinde onarılamaz etkiler bırakıyor. Santral atıklarının depolanması, yüksek maliyet ve en önemlisi genel güvenlik sorunları enerji üretiminde nükleer santrallerin kullanılmaması için önemli veriler sunuyor.

Türkiye’nin nükleer santrallerle enerji elde etmesinin zorunlulukları anlatılırken,yenilenebilir enerji kaynakları hiç gündeme getirilmiyor. Oysaki  özellikle gelişmiş ülkeler son yıllarda nükleer santralleri terkederek  rüzgar, güneş gibi yenilenebilir kaynaklarla enerji elde etmeye başladılar .

Bugün  enerji üretiminde nükleer santralleri en çok kullanan ülkelerden   Japonya ve Almanya’da nükleer karşıtı gösterilere binlerce insan katılıyor. Mersin de halk ayakta.İstanbul ve Türkiye’nin bir çok farklı şehrinde nükleer santral hevesi protesto ediliyor.Kıbrıs başta olmak üzere komşu ülkelerde de Türkiye’de nükleer santrallerin kurulması  hakkında ciddi kaygılar oluşmuş durumda.Kısacası AKP Hükümeti ve  büyük sermaye dışında hemen hiç kimse nükleer santrallerin kurulmasını istemiyor.

Bir çok kesimden yükselen bu tepkilere rağmen AKP santraller konusunda geri adım atmıyor. Çok daha az şiddetli depremlerde bile yüzlerce binanın yıkıldığı, binlerce insanın yaşamını kaybettiği bir ülkede, üstelik fay hattına çok yakın bir bölgede nükleer santral kurulmaya çalışılması egemenlerin kendi yurttaşlarının yaşamlarına ne kadar değer verdiğini de gösteriyor.

Nükleer silahlanmanın ilk adımının santraller olduğu da düşünüldüğünde Türkiye egemen güçlerinin nükleer santraller konusunda ki ısrarı daha da anlaşılıyor.Türkiye ve bölge halklarının geleceği için her anlamda büyük bir tehdit olan nükleere geçit vermemek için  nükleer santral karşıtı mücadele bugün her zamankinden daha fazla anlam kazanıyor. Sinop’ta geçtiğimiz yıllarda yapılan nükleere karşı gençlik kampında yitirdiğimiz Öner, Soner ve Güneş bize bu konuda yol gösteriyor

Zaman Nükleer İnat Yaşasın Hayat sloganını hep birlikte daha güçlü haykırma zamanıdır.Öner Soner ve  Güneşi  Karadeniz’in asi çocuğu Kazım koyuncuyu ve nükleer kazalar nedeniyle yaşamını yitiren binlerce insanı hiç unutmadan nükleercileri kovalım.

Bilinmelidir ki başta yöre halkı olmak üzere tüm toplumsal muhalefet güçlerinin santrallere karşı yürüteceği ısrarlı mücadele AKP’yi geri adım atmaya ve imzalanan anlaşmaların iptaline mecbur bırakacaktır.





 
Loading