‘‘İsterseniz bizi yok edin, ancak milli
eğitim aracılığı ile
düşüncelerimizde yer alan adalet ve adaletsizlik ayrımını
yok etmeye kalkışmayın.’’
William Godwin
Devletin desteklediği ve düzenlediği kitlesel okul
eğitimleri, her zaman için insanı modern sanayi devletine ‘hayırlı
evlat’ olarak yetiştirme gibi bir misyona sahip oldu. En başından beri
eğitim sistemi var olan düzeni sürdürme üzerine örgütlenmiş durumda.
Toplumsal bir dönüşümden yana olanların, var olan düzenin üreticisi
durumunda olan eğitim sistemine karşı olmalarıysa son derece doğal bir
durum.
Eğitim sistemine karşı duruşun belli başlı
temalarından biri, patronun sözünden çıkmayacak, her türlü monoton ve
sıkıcı işte çalışmayı kabul edebilecek işçiler yetiştirme amacı. Eğitim
sistemine yönelik bir diğer eleştiriyse, iktidarın buyruklarına körü
körüne boyun eğecek, akıl dışı olduğunda bile iktidarın otoritesini
destekleyecek insanlar üretme gayretine yönelik. Eleştirilerin son
odağıysa eğitim yoluyla toplumsal değişkenlik sağlanabileceği görüşü.
Bu üç temel eleştirinin her biri bizim için
savunulması ve üzerine söz söylenmesi gereken noktalar olsa da bu yazıda
sadece bir tanesini, son görüşü eksen alacağız.
Toplumsal değişkenlikten kastımız sınıf atlama
olanağı. Yoksullara eğitim sistemi sayesinde ilerleme fırsatı verildiği
söylenir ve bundan daha vahim bir şey varsa o da yoksulların buna
inanmasıdır. Yoksullardan okullarda toplumsal ilerleme
sağlayabileceklerine, bu ilerlemenin kişisel yeteneklerine bağlı
olduğuna inanmaları istenir. Buna bir kere inandıktan sonra yoksullar
için okul bir mit halini alır. Yeşilçam’ın zenginden zulüm gören her
fakir ailesinde okuyup ‘büyük adam olacak’ bir küçük kardeş figürüne yer
verilmesi hiç de boşuna değildir. Yoksullar okula gitmedikleri için
yoksul olduklarını kabul eder duruma gelir ve okul kurtuluşun yolu
olarak görülür. Toplumsal konum, okul eğitimi aracılığıyla başarı ve
başarısızlık olarak nitelendirilir. Yoksulun toplumsal ve ekonomik
dezavantajları başarısızlık olarak kabul edilir.
Zurnanın zırt dediği yer tam da burası. Koşullar
eşit değildir ama eğitim sistemi herkesi aynı elekten geçirir.
Somutlayacak olursak; özel ders alan, en iyi
dershanelere giden, her türlü kaynağa ulaşma olanağı olanla; vasat bir
devlet okulunda aldığı eğitim dışında hiçbir olanağı olmayan aynı sınava
girer. İsmi bazen ÖYS bazen ÖSS bazen de YGS olur ama durum hiç
değişmez.
Yoksulların göbek bağları üniversite bahçelerinde
çürürken, yoksulların kendiside üniversite duvarlarının dışında çürümeye
mahkum edilir. Her sınav çıkışı arkasında koskoca bir hayal enkazı
bırakır. Her yıl tekrarlanan bu adaletsizliğe itiraz edenler, eğitim
sistemine karşı gelenlerse akıl almaz yöntemlerle baskı altında
bırakılır. Bu söylemimizin altını, YÖK protestoları esnasında polis
tarafından tekmelenerek çocuğunu düşüren üniversitelileri, ve bir
dershanenin terasından ‘sınavlar kaldırılsın, dershaneler kapatılsın’
pankartı açtıkları için 63 yıl istemiyle yargılanan liselileri
hatırlatarak doldurmamız mümkün.
Okulların sistemin bütün adaletsizlik ve
eşitsizlikleriyle beraber sürdürülmesine yaran araçlar olduğunu
söylemiştik. İktidardakiler, iktidarlarının neredeyse tamamen okula
dayandığını, oradan beslendiğini herkesten daha iyi biliyor. Bu yüzden
var olan okul eğitimine yönelik her türlü eleştirinin okulları denetim
altında tutanlar tarafından sakıncalı görülmesi doğaldır.
Dev-Lis, YGS ve Top
‘Barikatlar yolları kapar ama
perspektifleri açar’
Rıdvan Turan
Milli eğitimin adalet duygusuna yönelik saldırısına
karşı durabilmiş ve hatta itiraz edebilme gücünü edinmiş liselilerin bu
yıl ki eylemi çok konuşuldu. Milli Eğitim Bakanlığı’na yürümek isteyen
liseliler, önleri polis barikatıyla kesilince, yanlarında getirdikleri
topla polis barikatına şut çektiler, süperman kıyafeti giydirdikleri bir
arkadaşlarını uçurarak barikatın üzerinden geçirmeyi denediler. Barikatı
geçemediler ama zaten mesele bu değildi. Karşılarında duran tepeden
tırnağa zırhlı güç boşa düşürülmüş ve yapılanları diş gıcırdatarak
seyretmek zorunda kalmıştı.
YGS’nin ardından gerçekleştirilen bu protesto Dev-Lis’in
yaratıcı militan tarzına uygun bir biçimde gerçekleşti. Karşımızda
sürekli kendi yenileyen ve geliştiren bir güç varken yılardır
kullandığımız kalıplar etkisini yitirmekte. Elbette polis copuna karşı
taşa olan sempatimizin ayrı bir yeri var fakat ihtiyacımız olan yeni
taktiklerin ve eylem biçimlerinin üretilebilmesi için bu yaratıcı
militan tarzın geliştirilmesi mücadelenin geleceği açısından son derece
önemli. Eyleme yönelik devrimci tarza uygun olmadığı eleştirileriyse,
değişimden bahsedenlerin kalıplara hapsolduğunu göstermesi açısından
aynı derece üzücü.
Geçtiğimiz sene dershane işgalleriyle, bu seneyse
top ve süperman’le eğitim sistemine yönelik eleştirilerini örgütleyen
liseliler sınav cinayetlerine kurban giden, okul parasını çıkarmak için
çalıştıkları inşaatlardan düşerek ölen öğrencileri görünür kılmaya devam
edecek. Bunu yaptıkları için 63 yılla yargılanıyorlar. Muhtemelen 63 yıl
sonra polise ne taş ne de top atacak güçte olmayacak bedenleri ama
içlerinde ki adalet duygusu 63 yıl sonra da dile getirecek aynı şeyleri.
Onlar asırlardır süren bir kavgada birer kilometre taşı olmaya aday
olduklarını çoktan gösterdi.