"Barış Tülbentimizi Bırakıyoruz"


30 Aralık 2009


Faşist, şovenist bir histeri toplumun her kesiminde yükseltilmeye çalışılırken. Biz kadınlar olarak yıllardır devam etmekte savaşın en mağdur edilenleri olarak barışa ihtiyacımız var dedik. SDP’li kandınlar olarak 20 Aralıkta Ankara’da Bakanlıklar önünde, 30 Aralıkta İstanbul’da Galatasaray meydanında yaptığımız eylemlerde ‘barışa ihtiyacımız var’ sloganını daha yüksek sesle haykırdık. Devlete ve hükümete savaş politikalarına son verin çağrısında bulunduk. Etnik bir iç savaş kışkırtılmaya çalışılırken ve birçok sol, sosyalist kesim dahi sokağı kullanmaktan imtina ederken bizler var gücümüzle yaratılmaya çalışılan faşist histeriye karşın kadınlar olarak ‘artık bu savaşta mağdur olmak istemiyoruz’ talebini sokakta dillendirdik.

İSTANBUL VE ANKARA EYLEMLERİ FOTO GALERİ

Savaşa karşı barışın, ölüme karşı yaşamın, asimilasyona ve imhaya karşın Kürt halkının eşit yurttaşlık hakları temelinde sağlanacak onurlu bir barışa toplumun tüm kesimlerinin ihtiyacı var dedik. Kürt kadınlar kavgayı bitirmek istediğinde kavganın orta yerine beyaz eşarplarını bırakırlarmış ve kavga orada bitermiş. Biz de Bakanlıkların önünde  ve Galatasaray meydanında mor  barış tülbentlerimizi bıraktık ve tüm devlet yetkililerine seslendik: daha kaç kişinin ölmesi gerek bu savaş politikalarından vazgeçmeniz için? Savaşın dilini bırakın, yaşama bir şans verin dedik. Türkçe ve Kürtçe sloganlar, kadınların ‘savaşa son’ talepleri arasında yükseltildi.

Okuduğumuz basın açıklamasında belirttiğimiz gibi “Bizler, SDP’li kadınlar olarak bugün buraya bir kez daha barışa olan ihtiyacımızı dile getirmek için toplandık. DTP’nin kapatılmasıyla, bir halkın iradesiyle meclise taşınan vekillerin yasaklanmasıyla tırmandırılan sürece itirazımızı dile getirmek için bu alanda bir araya geldik. Hükümete barış çağrısı yapmak için barış tülbentimizi buraya bırakmak için toplandık.

“Biz kadınlar, yirmi yılı aşkın süredir savaşın acılarını yaşamak zorunda bırakılıyoruz. Bizler, kararını vermediğimiz bu savaşta yakınlarımızı kaybediyoruz. Kararını vermediğimiz bu savaşta yaşadığımız toprakları ateşe bırakıp gitmeye zorlanıyoruz. Kararını vermediğimiz bu savaşın ganimeti gibi görülüp tecavüze uğruyoruz. Ve bizler biliyoruz ki savaş dönemleri en çok bizim canımızı yakıyor, en çok biz kadınlar yoksullaşıyoruz. Sokaklarda şiddet ortamının tetiklenmesi en çok biz kadınları tehdit ediyor, sokaklar bizler için her geçen gün daha da güvensiz bir hale geliyor.

“Tam da barışa dair umutlarımız artmaya başlamışken sürecin bizzat hükümet eliyle tersine çevrilmesini kaygı verici buluyoruz. Kürt halkına yönelik linç saldırıları, yeniden cenazelerin gelmeye başlaması, Serap’ın ölümü, Dolapdere’de ve Muş’ta halkın üzerine faşist güçlerin ateş açması, DTP’nin kapatılması, vekillerin yasaklanması… Bu sürecin nereye gittiğini hükümet görebiliyor mu? Kürtleri hedef alan milliyetçi saldırganlığın halklara bir faydası olabilir mi? Bir etnik savaşı bu topraklar kaldırabilir mi? Buradan bir kez daha hükümete sesleniyoruz; savaş ve ölüm politikalarından vazgeçin! Halkları birbirine düşürmeyin, savaş çığırtkanlığını bırakın, barışın dilini konuşmaya başlayın.

“11 Aralık’ta Anayasa Mahkemesi’nin DTP’yi "terör faaliyetlerinin odağı haline geldiği” gerekçesiyle oybirliğiyle kapatması ve DTP grubunun parlamentodan fiilen çekildiğini açıklaması ile Türkiye Kürt sorununda kritik bir evreye girmiş bulunmaktadır. Ardından gelen DTP’li vekillerin mecliste kalma kararı bu anlamda çok değerlidir. Hükümet, Kürtsüz çözüm arayışından vazgeçmeli, demokratik çözüm için bu fırsatı değerlendirebilmelidir.

“Aksi takdirde, bu sorun çözülmediği müddetçe biz kadınlar da bu şiddetin mağduru rolüne mahkum olmaya devam edeceğiz. Kadınların bu ortamda neler yaşadığı, toplumda yükselen şiddetin nasıl hanelerde kadına yönelik şiddet olarak geri döndüğü yine kimseyi ilgilendirmeyecek. Van’da olduğu gibi, Türkçe bilmediği için derdini anlatamayan Kürt kadınını, devletin polisi şiddet uygulayan kocasına teslim etmeye, kadınları ölüme ve şiddete göndermeye devam edec

“Bir taraftan barışı konuşmanın koşulları ortadan kaldırılıp, savaş ve şiddet ortamı devam ederken, bir taraftan da mecliste sesiz sedasız bütçe tartışmaları sürdürülüyor. Biz kadınlar biliyoruz ki, bugün de her zaman olduğu gibi bütçeden kadınlara çok az pay ayrılacak, kadınların emeği bir kez daha cinsiyetçi, militarist kurumlarda, kadın düşmanlığının ve savaşın sürdürülmesine hizmet edecek. Selde hayatını kaybeden kadınların katili patronlar serbest bırakılacak, Tekel işçisi kadınlar devlet şiddetine uğrayacak, kadınlara katmerli sömürü dayatılacak.

“Kürt kadınlarının bir geleneği vardır, aileler arasında bir kavga olduğunda kavganın ortasına başlarındaki tülbentlerini atarlar. Barış olsun, kavga dursun, ses durulsun diye. Biz SDP’li kadınlar da, bugün buraya barış tülbentimizi bırakıyoruz, hükümete barış mesajımızı sembolize etsin diye… Şovenizmin, militarizmin, linçlerin toplumsal bir cinnet haline geldiği bir ortamda kadınlar olarak bir kez daha ve daha yüksek sesle hiç olmadığı kadar çok  “barışa ihtiyacımız var” diyoruz. Barışa hala ihtiyacımız var.”