![]() |
![]() |
|
|
"Barış Tülbentimizi Bırakıyoruz" 30 Aralık 2009 |
||
|
Savaşa karşı barışın, ölüme karşı yaşamın, asimilasyona ve imhaya
karşın Kürt halkının eşit yurttaşlık hakları temelinde sağlanacak
onurlu bir barışa toplumun tüm kesimlerinin ihtiyacı var dedik. Kürt
kadınlar kavgayı bitirmek istediğinde kavganın orta yerine beyaz
eşarplarını bırakırlarmış ve kavga orada bitermiş. Biz de
Bakanlıkların önünde ve
Galatasaray meydanında mor barış
tülbentlerimizi bıraktık ve tüm devlet yetkililerine seslendik: daha
kaç kişinin ölmesi gerek bu savaş politikalarından vazgeçmeniz için?
Savaşın dilini bırakın, yaşama bir şans verin dedik. Türkçe ve
Kürtçe sloganlar, kadınların ‘savaşa son’ talepleri arasında
yükseltildi.
Okuduğumuz basın açıklamasında belirttiğimiz gibi “Bizler, SDP’li
kadınlar olarak bugün buraya bir kez daha barışa olan ihtiyacımızı
dile getirmek için toplandık. DTP’nin kapatılmasıyla, bir halkın
iradesiyle meclise taşınan vekillerin yasaklanmasıyla tırmandırılan
sürece itirazımızı dile getirmek için bu alanda bir araya geldik.
Hükümete barış çağrısı yapmak için barış tülbentimizi buraya
bırakmak için toplandık.
“Biz kadınlar, yirmi yılı aşkın süredir savaşın acılarını yaşamak
zorunda bırakılıyoruz. Bizler, kararını vermediğimiz bu savaşta
yakınlarımızı kaybediyoruz. Kararını vermediğimiz bu savaşta
yaşadığımız toprakları ateşe bırakıp gitmeye zorlanıyoruz. Kararını
vermediğimiz bu savaşın ganimeti gibi görülüp tecavüze uğruyoruz. Ve
bizler biliyoruz ki savaş dönemleri en çok bizim canımızı yakıyor,
en çok biz kadınlar yoksullaşıyoruz. Sokaklarda şiddet ortamının
tetiklenmesi en çok biz kadınları tehdit ediyor, sokaklar bizler
için her geçen gün daha da güvensiz bir hale geliyor.
“Tam da barışa dair umutlarımız artmaya başlamışken sürecin bizzat
hükümet eliyle tersine çevrilmesini kaygı verici buluyoruz. Kürt
halkına yönelik linç saldırıları, yeniden cenazelerin gelmeye
başlaması, Serap’ın ölümü, Dolapdere’de ve Muş’ta halkın üzerine
faşist güçlerin ateş açması, DTP’nin kapatılması, vekillerin
yasaklanması… Bu sürecin nereye gittiğini hükümet görebiliyor mu?
Kürtleri hedef alan milliyetçi saldırganlığın halklara bir faydası
olabilir mi? Bir etnik savaşı bu topraklar kaldırabilir mi? Buradan
bir kez daha hükümete sesleniyoruz; savaş ve ölüm politikalarından
vazgeçin! Halkları birbirine düşürmeyin, savaş çığırtkanlığını
bırakın, barışın dilini konuşmaya başlayın.
“11 Aralık’ta Anayasa Mahkemesi’nin DTP’yi "terör faaliyetlerinin
odağı haline geldiği” gerekçesiyle oybirliğiyle kapatması ve DTP
grubunun parlamentodan fiilen çekildiğini açıklaması ile Türkiye
Kürt sorununda kritik bir evreye girmiş bulunmaktadır. Ardından
gelen DTP’li vekillerin mecliste kalma kararı bu anlamda çok
değerlidir. Hükümet, Kürtsüz çözüm arayışından vazgeçmeli,
demokratik çözüm için bu fırsatı değerlendirebilmelidir.
“Aksi takdirde, bu sorun çözülmediği müddetçe biz kadınlar da bu
şiddetin mağduru rolüne mahkum olmaya devam edeceğiz. Kadınların bu
ortamda neler yaşadığı, toplumda yükselen şiddetin nasıl hanelerde
kadına yönelik şiddet olarak geri döndüğü yine kimseyi
ilgilendirmeyecek. Van’da olduğu gibi, Türkçe bilmediği için derdini
anlatamayan Kürt kadınını, devletin polisi şiddet uygulayan kocasına
teslim etmeye, kadınları ölüme ve şiddete göndermeye devam edec
“Bir taraftan barışı konuşmanın koşulları ortadan kaldırılıp, savaş
ve şiddet ortamı devam ederken, bir taraftan da mecliste sesiz
sedasız bütçe tartışmaları sürdürülüyor. Biz kadınlar biliyoruz ki,
bugün de her zaman olduğu gibi bütçeden kadınlara çok az pay
ayrılacak, kadınların emeği bir kez daha cinsiyetçi, militarist
kurumlarda, kadın düşmanlığının ve savaşın sürdürülmesine hizmet
edecek. Selde hayatını kaybeden kadınların katili patronlar serbest
bırakılacak, Tekel işçisi kadınlar devlet şiddetine uğrayacak,
kadınlara katmerli sömürü dayatılacak. “Kürt kadınlarının bir geleneği vardır, aileler arasında bir kavga olduğunda kavganın ortasına başlarındaki tülbentlerini atarlar. Barış olsun, kavga dursun, ses durulsun diye. Biz SDP’li kadınlar da, bugün buraya barış tülbentimizi bırakıyoruz, hükümete barış mesajımızı sembolize etsin diye… Şovenizmin, militarizmin, linçlerin toplumsal bir cinnet haline geldiği bir ortamda kadınlar olarak bir kez daha ve daha yüksek sesle hiç olmadığı kadar çok “barışa ihtiyacımız var” diyoruz. Barışa hala ihtiyacımız var.”
|
|
|