![]() |
![]() |
||
|
25 Aralık 2009 |
|||
|
TEKEL İŞÇİLERİ "Direniyoruz, hakkımızı almadan gitmiyoruz!" ERDAL KOZAN |
|||
|
‘‘Kıvılcımı çakan başbakanın
yan gelip yatana para yok sözleri oldu.’’ dedi. ‘‘Devletin malı deniz
yemeyen domuz diyerek bize hakaret etti. İşçiler domuz olmadıklarını,
yan gelip yatmadıklarını başbakana göstermek için burada.’’
Yan gelip yatan işçi nasıl
oluyor biz anlamadık, Kerem Kılıç da anlamamış olacak ki devam ediyor:
‘‘Başbakan, bize aylık
maliyetiniz 40 trilyon diyor ama 12.000 çalışanın maliyeti bu. Çalışarak
hak ettiğimiz para. İçimizde tütün işinde çalışıp kanser olanlar var.
Bunun fiyatı olabilir mi? Meclisin maliyeti ne kadar? El kaldırıp
indirmekten başka bir iş yapmayan vekillerin maliyeti ne kadar?’’
Kaç çocuğu olduğunu sormaya
niyetleniyoruz ama Kerem Kılıç’ın öfkesi çocuklardan açılınca söz daha
da perçinleniyor ve yarıda kesiyor sorumuzu;
‘‘Başbakan gittiği yerde 3
çocuk yapın diyor. Ben 600 milyonla nasıl 3 çocuk yapayım, nasıl
besleyeyim? Sosyal hukuk devletinin görevi işsize iş bulmaktır. İşten
çıkarmak mağdur etmek değildir!’’
Türk-İş’in direnişe gerekli
desteği vermediğini düşünüyoruz. Türk-İş genel merkezinin kapıları
kilitli. İşçiler birkaç kez kapıya yüklenmiş içeri girmek için ama
tepkiyle karşılamış çoğunluk. Sendikayı eleştirmekten hoşlanmıyorlar.
Adıyamanlı Kerem Kılıç
sosyalist, DTP’li. Sendikaya yönelik eleştirilerimize katılıyor hatta
üstüne kendi eleştirilerini ekliyor ama yazmayın diyor bunları ve
ekliyor;
‘‘İşçi hareketi sendikayı
direnişe ve eyleme zorladı. Türk-İş’i bu direnişe zorlayan işçi
hareketinin gücüdür yoksa Türk-İş’in böyle bir tarzı yok.’’
Tekel işçileri defalarca
polisin saldırısına uğradı. Kerem Kılıç bu saldırıların tanıklarından,
şaşırmadığını söylerken gülümsüyor;
‘‘Amerikalılar bunlara her
türlü hakareti yaparken ses çıkartamayanlar, biber gazlarıyla, suyla,
copla işçinin üzerinde güç denemesi yapıyor! Ankara’nın göbeğinde,
milletvekillerinin olduğu bir alanda bunu yapanlar varoşlarda, arka
sokaklarda neler yapar benim aklım almadı.
“Başbakan mağdurdu.
Cezaevinden çıkmıştı, mazlumdu. Bu yüzden oy aldı başa gelince de işçiyi
mağdur etti. Bu saldırılar gösterdi ki Türkiye işçi sınıfının dostu ne
AKP’dir ne de polis. İşçi sınıfın dostu ezilenler, işçiler, emekçiler.
Başbakan diyor sokakların
sesine kulak vermeliyiz. Ankara’nın göbeğinde haykıran işçiyi duymuyor
mu?’’
Medyadaki ‘ergenekoncu’
ifadelerini sorunca sinirleniyor Kerem Kılıç;
‘‘Fehmi Koru başta olmak
üzere tüm yandaş medyanın bizleri Ergenekoncu, marjinal grup olarak ilan
etmesi aslında sınıf hareketinden ne kadar korktuklarının
göstergesidir.” diyor yüzünde düşmanı ürkütmenin verdiği keyifle.
Desteklerden bahsediyoruz,
kimler bu zor günlerde işçinin yanındaydı?
‘‘Tek-Gıda İş sendikası Genel
Başkanı Mustafa Türker baştan sona kadar işçilerin önünde hep siper
oldu. Gözaltına alındı buna rağmen yılmadan emek mücadelesine devam
etti. Bu tür başkanlar oldukça Türkiye işçi sınıfı kazanır.’’ diyip
Türk-İş genel başkanına bir gönderme yapıyor ‘‘Bütün sendika
başkanlarının bu duyarlılıkta olması gerekir.
“Tabii Kızılay esnafının
işçilere ilgi ve alakasına teşekkür ederiz. Bizlere kapılarını açtılar
polis saldırdığında sahip çıktılar
“Birçok siyasi kurum destek
verdi hepsine teşekkür ederiz.’’
Türk-İş Başkanlar Kurulunun
‘sürekli eylem’ kararını işçiler yeterli buluyor mu?
‘‘Türk-İş’in açıklamalarından
tatmin olmadık. Alınan kararların içini doldurursak bu mücadele zafere
ulaşır. Sınıf bilinciyle hareket etmek lazım. Tekel işçileri sınıf
bilincine kendi çocuklarının, Ankaralı öğrencilerin desteğiyle ulaştı.
Kendimizi bize öğrettiler, sağolsunlar.’
Yan gelip yatmadığınızı da
devlete öğretebilseydik keşke diyecek oluyoruz, Kerem Kılıç durumu
özetliyor;
‘‘İşçiler maden ocaklarında
öldü, sigara fabrikalarında, kot taşlama fabrikalarında kanser oldu,
tersanelerde öldü, hepsi çalışarak iş başında öldü.
“Ama mecliste grip olan bile
yok! Tesadüf mü bu?’’
Bir başka işçi geliyor
masamıza. 10 günlük direniş sürecinde tanıştığımız bir isim. Gülümsüyor,
yanındakilere otururken, ‘bizimkilerdir bunlar yabancı değil’ diyerek
elimizi sıkıyor.
Amed’li Memed 3 çocuk babası.
Nasıl bu duruma geldi iş merak ediyoruz?
‘‘Ben 98’de işe girdim. O
tarihten beri bu korkuyu yaşıyorduk zaten. 2008’de fabrikalar
özelleştirilmeye başlandı. O zaman sesimizi çıkarmamız lazımdı,
yapmadık. Haklı mücadelemize o zaman başlayacaktık. AKP vekilleri söz
verdi tekel çalışanları 4-C den etkilenmeyecek, kamu kuruluşlarına
geçirilecek, dediler ama sözlerini tutmadılar.’’
10 gündür direniyorlar.
Ne yiyip içiyorsunuz,
umudunuz var mı? Sendika size destek oluyor mu?
‘‘Kumanyayla idare ediyoruz.
Zor günler geçiriyoruz. Ekmek mücadelesi veriyoruz. Umutluyuz, umutlu
olduğumuz için buradayız! Yeterli olmasa da sendika yardımcı oluyor.’’
derken onun da sendikadan memnun olmasa da eleştirmek istemediğini
anlıyoruz.
Amed’li Memed desteklerden
memnun.
‘‘Sivil toplum örgütleri,
partiler geliyor buraya hepinize teşekkür ederiz. Bilinsin ki, ne olursa
olsun çocuklarımı 600 milyona çalışıp muhtaç duruma düşürmeyeceğim.’’
Medyanın tavrı hakkında ne
düşündüğünü soruyoruz;
‘‘Ekmek öyle bir şey ki
düşünmeye fırsat vermiyor’’ diyip biraz duraklıyor. Sonra;
‘‘Üzüldüğüm nokta bize
Ergenekoncu diyorlar, bunu İslamcılar söylüyor. İslam eşitliktir, böyle
eşitlik olmaz.
“İtfaiye işçileri, Tekel
işçilerine can feda deyince sevinç gözyaşları aktı gözümden. Toplum
ayaklandı. Herkes eylem yapıyor. Bunun tetikleyicisi Tekel işçileri
oldu.’’ derken gözlerinin gerisinde bundan duyulan gururun parıltısını
görebiliyoruz.
Muş’lu Medeni Gürkan’la
tanışıyoruz. Hâlâ ne kadar ateşli olduğun görünce şaşırmaktan
alıkoyamıyoruz kendimizi. Direniş diyoruz ve başlıyor söze Medeni abi:
‘‘Direniş iyi, direnmek
güzel! Sonuna kadar direneceğiz. Gerekirse 3 ay 4 ay, gerekirse 1 yıl!
Hakkımızı alana kadar gitmiyoruz!’’
Kime oy verdiğini soruyoruz
Medeni Gürkan’a;
‘‘AKP’ye verdim oyumu.
Pişmanım. Kendi verdiğimiz oy bize kurşun oldu döndü. Üstelik domuz
dedi, hakareti hak etmedik. AKP seçildi başa geldi ama bitti artık,
bizim için silindi. Kendi oylarımızla çıkardık, indirmesini de
biliriz!’’ diyor.
Bir başka Muşlu bizi izliyor,
Naci Bağrıyanık’a dönüyoruz, umut var mı?
‘‘Umut kesilmez, direniş
devam ediyor. 11 gün oldu ben Muş’tan çıkalı. Zor günler geçiriyoruz.
Beton üzerinde, bodrum katlarında yatıyoruz. Tükendik.’’
DTP’ye vermiş oyunu. MHP de
geliyor buraya, ne düşünüyorsunuz?
‘‘ Desteklerden memnunuz.
Ekmeğimizi çalıyorlar elimizden, ekmeğimizi kurtarmaya çalışıyoruz. Kim
gelirse gelsin desteği geri çevirmeyiz.’’
Kazanamazsanız?
‘‘Kazandık, kazandık…
Kazanamazsak, Allaha havale edeceğiz. N’apalım?’’
Tekirdağlı Muzaffer’le
tanışıyoruz. MHP’ye vermiş oyunu. Bu süreçte MHP’den ne beklediğini
sorarak başlıyoruz,
‘‘Ne bekleyeyim? Bir şey
beklemiyorum.’’ derken hali umutsuz.
Direnişi ve sendikanın
tavrını soruyoruz;
‘‘Direniş güzel. Ekmek için
çıktık yola, dönmüyoruz! Hakkımızı istiyoruz. Sendikamız yetersiz
ihtiyaçlarımızı diğer sendikalardan karşılıyoruz. Uyarı eylemleri devam
edecek, işçilerin dediği olmazsa genel greve gider.’’
Genel greve gider mi işin
sonu bilmiyoruz ama sendikanın işçiyi eve gönderme gayreti gözümüzden
kaçmıyor. İşçilerin parasıyla alınan genel merkezin kapıları işçiye
kilitli, yemekler başka sendikalardan geliyor. Yatacak yer sorunu
çözülmemiş. Türk-İş devletle ters düşmeme geleneğine bağlılığını
sürdürürken işçiler Türk-İş’in ezberini bozmaya kararlı.
|
|
||