![]() |
![]() |
||
|
Sosyalist Demokrasi, 13 Kasım 2009, Sayı: 85 |
|||
|
Bu 25 Kasımda Barışa İhtiyacımız Var! SDP'Lİ KADINLAR |
|||
|
Bir yanda son dönemde
gündeme oturan Kürt Açılımıyla daha da tehditkar hale gelen militarizm
ve milliyetçilik erkek, devlet şiddetini tırmandırıyor. Toplumda
yaratılan militarist ve milliyetçi histeri gerek kamusal gerekse özel
alanda kadına yönelik şiddetin artmasına yol açıyor. Eril iktidardan
beslenen militarizm hayatlarımızı kuşatırken şiddet katmerleşerek
sarıyor hayatımızı. Ölmenin ve öldürmenin meşrulaştırıldığı bir ortamda
görünmez oluyor ev içinde yaşadığımız tecavüz, taciz. Görünmez oluyor ev
içindeki emeğimiz. Patronun tacizi oluveriyor bu şiddetin bir adı diğer
adı işten atılma. Bir adı polis tacizi oluyor Diyarbakır’daki gibi.
Diğer bir yanı tutuklamalar. Evlenirken bekaret
aranması yasalarca meşrulaştırılırken, namus bahanesi ile öldürülen
kadınların sayısı binleri buluyor. Ölüm haberlerimiz 3. sayfada yer
buluyor kendine. Adımız ya gazetelerin arka sayfa güzellerinde ya da
ölüm haberlerinde geçiyor. Her gün artarak devam
ediyor nefret cinayetleri. Failleri ya bulunamıyor ya da bulunmak
istenmiyor. Ya evleri yakılıyor ya da sokak ortasında pompalı tüfekle
geliyor ölüm. Erkek egemen sistem onun gibi olmayan her şeyi yok ediyor.
Anayasanın 10. maddesine, “Cinsel Yönelim” ve “Cinsiyet Kimliği”nin
eklenmesinin, eşcinsellere yönelen şiddetin sona ermesi adına ilk adım
olacağı umudunu taşıyoruz. “Genel ahlaka aykırılık” gerekçesiyle,
örgütlenme hakkının engellenmesine hep birlikte “Dur!” diyoruz. Nefret
cinayetlerinde “tahrik”in hafifletici unsur olması gibi bir uygulamayı,
insanlık adına verilen hiçbir hukuki karara yakıştırmıyoruz. Bu nedenle
bu 25 Kasımda “heteroseksizme son” sloganını yükseltiyoruz. Başta Kürt kadın
hareketi olmak üzere, sendikalardan, muhalif kitle örgütlerinden
kadınların gözaltına alınması ve tutuklanması artarken, bu kadınların
gözaltında tacize son dönemlerde çok fazla ve sistematik biçimde maruz
kaldıklarını biliyoruz. Medyada Kürt kadınlarını hedef alan erkek egemen
tarzda yazıları kaleme alan köşe yazarlarını ve erkek egemen söylemle
süreci ele alan medya mensuplarını biliyoruz. Militarist ortamdan
kazanılan şiddet olgusunu özel alanda en yakınındaki kadına yönlendiren
erkekleri biliyoruz. Savaş ortamında kadın bedeninin savaş alanı olarak
görülerek ötekileştirildiğini, kadının taciz ve tecavüzle
cezalandırıldığını biliyoruz Bu bilinçle biz kadınlar erkek, devlet
şiddetini geriletmenin yolunun aynı zamanda militarizm ve
milliyetçiliğin tırmandırdığı savaş ortamının son bulmasından ve barışın
hayata geçirilmesinden geçtiğini biliyoruz. Bu nedenle bu 25 Kasımda
“barışa ihtiyacımız var” sloganını yükseltiyoruz. Diğer yandan ekonomik
kriz biz kadınları her geçen gün daha fazla kuşatıyor. Kadınlar
toplumsal bir kesim olarak ekonomik şiddete diğer toplumsal kesimlerden
çok daha fazla ve çok daha farklı maruz kalıyor. Ekonomik krizin baş
göstermesiyle birlikte öncelikle kadınların işsizlikle yüzleştiğini
biliyoruz. Krizin etkisiyle meşrulaştırılan güvencesiz ve daha ucuza
çalıştırma yöntemlerine de yine en çok kadınların maruz kaldığını
biliyoruz. Kadınların kayıt dışı enformal sektöre yönlendirildiğini
biliyoruz. Kriz dönemlerinde ev ekonomisi adı altında parayla dışarıdan
alınan birçok ürün ve hizmet kadınlara yıkılarak daha fazla görünmeyen
emek sömürüsü yaşatıldığını biliyoruz. Yine ekonomik krizi yaşayan
erkeklerin deşarjı özel alanda kadına yönelik şiddette aradığını yani
kriz dönemlerinde kadınların daha fazla psikolojik ve fiziki erkek
şiddetine maruz kaldığını biliyoruz. Bu bilinçle kadın kurtuluş
mücadelemizi aynı zamanda erkek egemenliğiyle kol kola girmiş olan
kapitalizme karşı mücadele perspektifiyle yürütmekten geçtiğini
biliyoruz. Bu nedenle bu 25 Kasımda “emeğimiz bizimdir” sloganını
yükseltiyoruz. Ataerkil düzen bizi
evlere hapsederek bedenimizi, kimliğimizi denetim altında tutuyor. Bu
denetimi sağlamak için de şiddeti bir silah olarak kullanıyor. Bu şiddet
bize koyun koyuna yaşadığımız erkekler tarafından uygulanıyor. En
güvenilir yer olduğu söylenen evlerimizde, dayağa, baskıya,
aşağılanmaya, tecavüze maruz kalıyoruz, öldürülüyoruz. Bu şiddet
sarmalının içinde kıskıvrak bağlanıyor, nefes alamıyoruz. Kendimize
saygı duymamız istenmiyor. Ailedeki tüm işler bizden sorulduğu halde
emeğimiz yok sayılıyor. Cinselliğimizle de sömürülüyoruz. Yatak
odalarımızda erkek iktidarın her türüyle karşı karşıya kalıyoruz.
Yasalarda suç olarak tanımlattığımız evlilik içi tecavüz devlet
kurumlarında ve toplumda karşılığını bulmuyor. Ailenin kutsallığı
ailenin erkeklerinden gelen tecavüzleri görünmez kılıyor. Yasalarda
ismini bulmayan ensestle hayatımız kararıyor. Bu nedenle bu 25 Kasımda
tüm bu dayatmalara ve baskılara karşı “aile içi şiddete son”
sloganını yükseltiyoruz. Bizden savaşı üreten ve
destekleyen mekanizmaları desteklememiz bekleniyor. Bizden çocuklarımızı
savaşa sorgusuzca göndermemiz bekleniyor. Bizden ölen yakınlarımız
ardından onurlanmamız bekleniyor. Bizden havan mermisi ile öldürülen
Ceylan’ın ölümüne sessiz kalmamız bekleniyor. Bizden yük taşıma aracında
taşındıkları için boğularak kapitalizmin kâr hırsına kurban edilen
kadınları kader diye yorumlamamız bekleniyor. Bizden işyerinde patronun
evde kocanın tacizine sesiz kalmamız bekleniyor. Bizden hanım hanımcık
kızlar olmamız isteniyor. Bizden susmamız bu sistemi yeniden üretmemiz,
3 çocuk doğurmamız, medyada sapıklık derecesine varan hakaretlere
gülmemiz, yaşanan namus cinayetlerini, acılara dayanamayıp kendini
öldüren Dicle’nin ölümünü anlamamız bekleniyor. Bizler bu sistemin bize
dayattığı rolleri reddediyoruz Bu nedenle bu 25 Kasımda tüm bu
dayatmalara ve baskılara karşı “erkek ve devlet şiddetine karşı
susmuyoruz” sloganını
yükseltiyoruz. Bu 25 Kasımda da
Mirabel kardeşlerin katledilişinin 49. yılında yılmadan daha büyük bir
öfkeyle ve kararlıkla sürüyor şiddete karşı mücadelemiz. Onlar
engelledikçe biz çıktık kürsülere. Onlar evlere hapsettikçe biz yıktık
etrafımızı saran erkek egemenliği ile örülmüş duvarları. Desa’da,
Novamed’de direnişin adı olduk. Dayanışmamızla örgütledik mücadelemizi.
Bu
25 Kasımda da sözümüz örgütlülüğümüz olacak. Bu 25 Kasımda da
susmuyoruz, durmuyoruz, dünyayı değiştirmek için yürüyoruz…
|
YAYIN KURULU
SDP
N. ZAFER RIDVAN TURAN M. ÖZLEM YEŞİM ERGÜN
GÜNAY KUBİLAY
DİLAY İNKAYA
TAHİR OZAN STELA E. AFŞİN DEMİR GÜLEREN EREN
DERYA ÖZGÜZEL
CENGİZ FERAH
SDP'Lİ KADINLAR |
||