![]() |
![]() |
||
|
Sosyalist Demokrasi, 13 Kasım 2009, Sayı: 85 |
|||
|
Kapitalizmin Ocaklarında Devrimci Bilinç CENGİZ FERAH |
|||
|
“Sosyalizmi
tembel, uçarı, egoist, düşüncesiz, kaygısız insanlarla
gerçekleştiremezsiniz. Sosyalist bir toplumun, kendi bulunduğu yerden,
genel refah için tutku ve hevesle dolu, yoldaşı insanlar için fedakârlık
ve duygudaşlıkla dolu, en zoru gerçekleştirmeye kalkışacak cesaret ve
kararlılıkla dolu insanlara ihtiyacı vardır.” (Rosa Luxemburg, “Toplumun
Sosyalizasyonu”)
Bir sosyalist olarak
içinde bulunduğumuz ve kapitalizm tarafından insanlıksızlaştırılan,
sömürü düzenini ne kadar tanıyoruz sorusunu bütün gerçekçiliğiyle
kendimize doğrultmamız gerekiyor. Daha özel anlamıyla yaşadığımız
toplumun neresinde yeralıyoruz, yaşadığımız topluma ne kadar müdahiliz
ve bu köhneleşmiş düzeni yıkmak için nasıl bir tavır sergiliyoruz?
Kapitalizm bütün insanlık-dışı yöntemleriyle işçiyi fabrikada, kadını
sokakta, öğrenciyi okulda sömürürken,topluma kendi eğitimini nasıl bir
afyon olarak sunuyor ki, hala sömürmeye devam edebiliyor? Kapitalizmin
üniversitelerinden mezun olanlar neden toplumun amansız başkaldırışına
önderlik edemiyor veya kitleleri peşinde sürükleyip zorbalığın
duvarlarını yıkmaya meyledemiyor? Bu soruların yanıtlarını ararken
amacım, üniversitelerdeki yılgınlığın öfkesiyle, genel anlamda
kapitalizmin eğitiminden, özel anlamda ülkedeki üniversitelerin
durumundan devrimci tutum açısından sonuçlar çıkartmaya çalışmak olacak. ‘’Burjuva toplumunda
okul, burjuvazinin kast ideolojisi ile yoğrulan sınıfsal bir egemenlik
aracı olmakta, kapitalizme hizmet eden uşak ve çalışkan işçiler
yetiştirme amacına yönelmektedir’’.1 Korolyov’un açıklamasının ötesinde
yaşadığımız somut koşullara bakarsak eğer, kapitalizmin gerçekten de
sadece ve sadece kendi devamlılığına hizmet eden insanlara sunmuş olduğu
eğitimi, onları ezenlerin lehine işleyen bir çarkın sağlam bir dişlisi
yapmak için sunduğuna dair net örneklerle karşılaşabiliriz. Yıllar alan
eğitim süreçlerinde bize öğretilen sadece itaat etmek değil midir? Bir
dogma gibi anlatılan şeylere, hiç sorgusuz bağlanmamız ve toplumun
efendi ve sessiz çocukları olmamız istenir bizden. Efendilik de onların
gözünde emirlere ve yasallığa en çok itaat edendir. Toplumun genelinde
sömürüye ve zulme direnenler için ise uygun görülen yol bellidir;
üniversitede zulme karşı başeğmeyeni örgüt üyesi olmaktan içeri
yollamak, demokratik kitle örgütleri yöneticilerinin başlarında her
fırsatta insafsızca, Demoklesin kılıcını sallandırmak. Yani kapitalist
düzen senden kollarındaki zincirleri zorlamadan, ona canını teslim
edecek şekilde bağlanmanı ister. Zaten canını aldığında rastlantısal iş
kazaları başlığı altında kamuoyunu bilgilendirecek elemanlara sahiptir
kendileri. Fikret Başkaya, ’’3.
dünyada okullarda okutulanlar, Avrupa merkezli egemen batı ideolojisini
kafalara sokmaya, modern sömürgeciliği –küreselleşme– meşrulaştırmaya,
yaymaya, kabullenmeye yarıyor.’’2 diye özetler üçüncü dünya üzerinde
sistemin amacını. Türkiye gibi ülkelerde üniversite sadece dört duvardan
ibaret, bilimin yök benzeri kurumlarla kapı dışarı edildiği, sisteme
hizmet edebilecek nitelikte köleler yetiştirmeye yaramaktadır. Böyle bir
üniversite için bile daha ilkokuldan itibaren, para saçmaya itelenen
aileler, ruh sağlığı tümden bozulmuş olan, itaatkar ve birbirini nasıl
ezerimin derdindeki çocuklarını milyonlarca benzer bireyin arasından
sıyrılarak üniversiteye gönderme derdine düşürülmüşlerdir. Yani birey
daha ilkokuldan itibaren yanyana insanlığın onurunun mücadelesini
yapması gereken arkadaşını ‘nasıl altederim?’in derdine düşer.
Rekabetçiliğe ilkokulda alıştırılan birey ileriki yıllarında,
üniversitedeki arkadaşı için polis muhbiri, fabrikasında eylem kırıcı,
evinde şovenist cinsiyetçi bir yaşam sürecektir. Peki bütün bunlar ne
için? Hayatını idame ettirecek minimum koşulların ona verildiği,
köleleşen ve başeğmeyi adet edinen bir yaşam için. Sistemin eğitimi böyle
bir hayata zorluyorsa buna karşı tavrımız ne olacak? Yine Fikret Başkaya
durumu şöyle anlatıyor: “eğitim, egemenliği yeniden üretmek içindir,
eğitim mevcut düzeni meşrulaştırır ve sürekliliğini sağlar. Oysa eğitim
ve eğitilmiş insan her zaman makbul birşey sayılır. Okullar sömürü
düzenini meşrulaştırmaya ve sürdürmeye yarar. Bu arada ileri düşünceyi
de tümüyle yok edemez. Bu bilimsel bilginin niteliği ile ilgili
birşeydir.’’3 Bu sistemin içinden çıkıp bir sosyalist öncü olmak da
mümkündür elbet. Bu sorunda bilimsel sosyalizmin temel ilkeleri yolumuza
tutulan ışık gibidir.çünkü en başta içinde bulunduğun koşulları
sorgulamak ama hep sorgulamakla başlayan süreç, egemen resmi ideolojiyi
reddederek, şoven milliyetçilik ve cinsiyetçilik başta olmak üzere
insanın sömürülmesine dayanan ideolojileri yırtıp, enternasyonalist bir
çerçeveden yaşadığın düzene bakabilmek, anlatılanların tersine bilimsel
özgürlüğe kavuşacak ağı örmek, sosyalizmin sistem içerisindeki ilk
başkaldırısı sayılabilir. Evet üniversiteler
giderek burjuvazinin daha fazla hakim olduğu, yoksul halk çocuklarının
ulaşmakta büyük zorluklar çekip çoğu zaman ulaşamadığı yerler haline
gelmiştir. Yukarıda anlatılan değerlerden uzaklaşan kitleler, popüler
kültürün, futbolun, dayatılan rastlantısal zenginlik merakının içinde
çürütülmüştür. Yükselen burjuvazi değerleri faşizanlığı da beraberinde
getirmiştir elbette. Öte taraftan ise kapitalizmin eğitim terbiyesinden
aslında tam anlamıyla geçmemiş, devrimciliği hayatın ona sunduğu öz
koşullarda öğrenen ve bununla ilgili sık sık sokaklarda pratik örnekler
veren Kürt çocuklarının Kürdistan’daki direnişini de unutmamak gerekir.
Her ne koşulda olursa olsun, sosyalizmin pratiğini, hayatına katamayan,
militanca bir davranış biçiminde olamayanların devrimciliğinden
bahsetmek mümkün değildir. “Sosyalizmin kurulmasında eğitimli insanlara
ihtiyaç vardır.Eğitilmiş insan ise çok okuyan değil, özellikle
materyalist felsefe ile ilgilenen, bilimin zenginliklerini benimseyen,
okudukları üzerinden düşünen ve devrimci kuramı devrimci pratikle
birleştirmek gerektiğini anlayana denir.’’4 Peki bu koşullarda
nasıl bir devrimci mücadele biçimi? Kapitalizmin ocaklarında hangi
basamakları kullanarak direnişe devam edeceğiz? Lenin, ’’ancak ve ancak
sosyal demokrat görüşlerin [19. yy sonlarında ve 20. yy’ın başlarında
sosyal demokrasi, sosyalizmle aynı anlamda kullanılıyordu] öğrenci
gençliğin bilincine ve yaşamına girmesinin, onun devrimci mücadeleye
sokulmasının, öğrenciler arasında hızla yayılmış olan zihinsel çöküşe,
burjuva milliyetçiliğine ve dinsel kaderciliğe karşı panzehir olduğunu
görmüştür.’’5 Koşulların aslında çok da değişmediğini söyleyebiliriz.
Üniversitelerde yükselen faşizme ve cinsiyetçi şovenizme karşı, inatla
devrimci pratikle karşılık vermek, kampüslerin peşkeşine karşı öğrenci
direngenliğini ortaya koymak devrimci tavır açısından önemli
unsurlardır. Bu tavrı ortaya koyarken de kendine devrimci ve sosyalist
diyen, ancak devrim ve sosyalizmle uzaktan yakından alakası olmayan bir
takım reformist, ulusalcı ve liberal asalaklara karşı mücedele,
kitleleri doğru yola sevketme aşamasında önem teşkil edecektir. ‘’Marksist-leninist
teoriye hakim olmak, bu teoriyi özümsemek ve onu proleteryanın sınıf
mücadelesinin değişen şartları içinde devrimci hareketin pratik
sorunlarının çözümü için kullanmayı bilmek demektir.’’6 Marksizme
militan karakter kazandıran şey ise kendini, başkalarını ve toplumu
değiştirme mücadelesidir.gününün her saatini örgütünün mücadelesine
adayan, insanlığın kaderini eylemci ahlakıyla değiştirme mücadelesi
veren, sosyalizmin ilkelerini en çok da pratikte kullanabilmeyi başarmış
militan marksizmi özümsemiş demektir. Eylemcinin mücadelesinde,
kitlesinin sorunlarıyla somut bir şekilde ilgilenmesi, sorunların çözümü
için tüm gücüyle çabalaması ve devrimci ahlakını kitlenin sorunlarıyla
mücadele içinde geliştirmesi, gerçek önderliği olacaktır. Kitlesiyle
organik bağlarını kuvvetlendiren, günlük sorunlarının çözümlemesine
katkıda bulunan militan, devrimciliğin esaslarını yerine getirmiş
demektir. “Yığınlarla bağlantı, bu bağlantıları kuvvetlendirme,
yığınların sesini dinlemeye hazır olma bolşevik önderliğin gücü,
yenilmezliği burada yatar.’’7 Rosa Luxemburg’un
girişte kullandığımız ifadesine sonuç itibariyle dönecek olursak,
kapitalizmle savaşta okulda, fabrikada, tarlada, sokakta, genel anlamda
kapitalizmin ocaklığını yapan her sahada, cesaret içinde devrimci
tutarlılık ve kararlılıkla, militanca mücadelesini sürdüren devrimci
sosyalizmin ve demokratik devrimlerin inşasında bir çakıl taşı, bir
çimento tozu olabilmiş demektir. Hayatındaki sosyalizmin özünü, devrimci
pratiğiyle birleştirmiş bireyin mücadelesinin önünde tüm vahşetiyle dahi
olsa kapitalizmin durması mümkün değildir. NOTLAR: 1 Fyodor Korolyov,
Lenin ve Eğitim, Sorun Yayınları, 1989, s.73. 2 Fikret Başkaya,
Çığrından Çıkmış Bir Dünya, Özgür Üniversite Yayınları, 2004, s.19, 41. 3 Fikret Başkaya,
“Türkiye’nin Tarihi Yeniden Yazılacak”. 4 M. İvanoviç Kalinin,
Devrimci Eğitim Devrimci Ahlak, Sorun Yayınları, 2006, s.27. 5 Fyodor Korolyov,
Lenin ve Eğitim, s.98. 6 Bolşevik Partisi
Tarihi, s. 424. 7 Stalin, “Pratik
Üzerine”. |
YAYIN KURULU
SDP
N. ZAFER RIDVAN TURAN M. ÖZLEM YEŞİM ERGÜN
GÜNAY KUBİLAY
DİLAY İNKAYA
TAHİR OZAN STELA E. AFŞİN DEMİR GÜLEREN EREN
DERYA ÖZGÜZEL
CENGİZ FERAH
SDP'Lİ KADINLAR |
||