Sosyalist Demokrasi, 21 Ekim 2009, Sayı: 84


   


İMF'ye Barikat YÖK'e İsyan


R. PAMİR


   

Alanlarda, barikat başlarında sokak sokak direnenler, neoliberal politikaların ülkede ve dünyada emek sömürüsünü ne denli derinleştirdiğini bilenlerdir, emperyalist savaşları tetikleyenlerin, halkları yoksulluğa ve ölüme gönderenlerin karşısında durmak gerektiğini kavrayanlardır, emekçilerdir, öğrencilerdir, devrimcilerdir.

 

6-7 Ekim 2009 Türkiye halklarının emperyalizme ve oligarşiye karşı onurlu duruşunu sergilediği günler olarak tarih sayfalarına geçti. IMF ve Dünya Bankası, toplantılarını yerin yedi kat altında altında yaptı, korkuyorlardı çünkü. Onları yerin yedi kat altından çekip çıkaracak öyle ateş gözlü çocukları var ki bu ülkenin... kara toprağı bir yumrukta yere serebilir, yılda bir veren nar bin verebilirdi. İşte bu çocuklardan korkuyorlardı, ellerinde pankartları, ellerinde sapanları, ellerinde molotoflarıyla, dillerinde marşlarıyla gelen çocuklardan, Dev-Gençlilerden korkuyorlardı. 12 Eylül askeri darbesiyle 8 Ekim 1980'de idam ettikleri Necdet Adalı'nın yoldaşlarıydı onlar. Nasıl ki Adalı idam sehpasında celladına tekmeyi vurdurmayarak kendisi vurduysa, son sözlerini emperyalizme ve onun yerli işbirlikçilerine karşı yaşasın anti-emperyalist anti-oligarşik demokratik halk devrimi diye haykırdıysa, 6-7 Ekim'de Adalılar İstanbul'un dört bir yanını direniş alanına çevirdiler, Tarlabaşı'nda, İstiklal Caddesi'nde, Taksim'de, Kurtuluş'ta haykırdılar, kahrolsun emperyalizm, kahrolsun şovenizm diyerek.

6-7 Ekim medya kartelleri tarafından şaşırmadığımız gibi egemenler diliyle yorumlandı, onlar bu iki günü anarşi ve terör diyerek tarih sayfasına geçirmeye çalıştılar. Dev-Genç, ölümden, sıtmadan beterler ölümü, sıtmayı halklara reva görüyorlar diye alanlardaydı. Beyaz camın cansız gladyatörleri, kapitalist enternasyonal insan aklına saldırırken, sosyal varlığın gerçeklerini paramparça edilmiş mesajlar haline getirip insan zihninin efendisi olmaya çalışıyor, bizse gerçekliğin medyanın sunduğu kurgulardan ibaret olmadığını biliyoruz. Gerçekte o günlerde alanlarda, barikat başlarında sokak sokak direnenler, neoliberal politikaların ülkede ve dünyada emek sömürüsünü ne denli derinleştirdiğini bilenlerdir, emperyalist savaşları tetikleyenlerin, halkları yoksulluğa ve ölüme gönderenlerin karşısında durmak gerektiğini kavrayanlardır, emekçilerdir, öğrencilerdir, devrimcilerdir. Özellikle televizyon birbiriyle ilintisi yokmuş gibi görünen tekil gerçeklikleri bütünlüklü bir kod halinde sunuyor ve bilindik mesajlarını veriyor; dünya değişmiyor, bulunduğun yer en iyisidir, sen kocaman hesaplardan, krizlerden, siyasal yapılardan, sosyal, kültürel olaylardan anlamazsın. Bu işleri bilenler vardır, sen küçük dünyanı terk etme, insan olarak gücün sadece hoşça vakit geçirmeye yeter, sorunları kavrayamazsın, zamana tabi ol ve tüket elden geldiğince, bildiğin dünya, bildiğin gibidir. 

Yukarıdaki klişe sözleri duyduğumuz tek yer medya kanalları değil sadece, darbe mağduru ailemizden de sık sık işitiriz, okuldaki öğretmenden ve parlementolarından egemenlerin. Bu yazıda bundan sonra bunun neden anlatıldığı gibi olmadığını göstermeye çalışacağız ve neoliberal politikaların alanımıza, üniversitelere yansımasına bakacağız. Yaşadığımız ülkenini tarihine kısaca bir göz atınca öğrenci gençliğin toplumsal muhalefetin en canlı öğelerinden olduğunu görürüz. Dünayayı etkisi altına alan 68 rüzgârı ülkeyi de etkilemiş, var olana alternatif arama arayışları kitleselleşmişti. Bu momentte üniversiteli gençlik yaşadığı dünyayı daha net kavramaya başlamış ve üniversitelerin sorunlarını görüp, üniversiteleri toplumsal alanda tartışma konusu haline getirmiştir. 78 süreci ise üniversiter alanda tartışmaların minumum düzeyde yapıldığı ve alandaki mücadelenin küçümsendiği bir süreçti. Siyasal devrim mücadelesi üniversite mücadelesini geri plana itmişti. İşte toplumsal muhalefetin böyle kabarık olduğu, kitlelerin hoşnutsuzluğun giderek arttığı bir dönemde, uluslararası ekonomi politikalarını (neoliberalizmi) ülkede uygulamaya sokmak imkansız görünüyordu. Ardından gelen 12 Eylül askeri darbesi tüm devrimci, ilerici, demokrat unsurların üzerinden bir silindir gibi geçti. Amacı 6-7 Ekim'de 'geleneklerimize' göre ağırladığımız IMF'nin politikalarını hayata geçirebilecek toplumsal yapıyı oluşturmaktı, yani muhalefetin filizlenebileceği her alanı kontrol altında tutmaktı. Oligarşik diktatörlüğe göre bir anarşi yuvası olan üniversitelere de YÖK bu sebeple gelmiş oldu. YÖK'ü anlamak için kuşkusuz onu doğuran 12 Eylül askeri darbesinin sebeplerine bilmek gerekir. 1940'lı yıllarda dünya ekonomisini yönetmek için planlanmış IMF ve Dünya Bankası kapitalizmin alt yapısını oluşturuyordu. Kar oranlarının düşmesiyle 1970'lerin ortalarında Keynesyen politkaların daha fazla sürdürülemeyeceği anlaşıldı. Artık refah devleti politikaları kapitalist enternasyonalin amiral gemileri için uygun bir politika değildi.

Türkiye zaten bu politikaları uygulayacak pozisyona sahip değilken uygulamaya çalışılan istikrar politikaları hayatta karşılık bulmadı ve 24 Ocak 1980'de karar altına alınan kapitalist yenilenme perspektifi krizi aşmanın yolunu neo-liberalizmde bulmuştur. Bu sayede toplumun her alanına sirayet ettirilen emek sömürüsünün derinleştirilmesi, kamusal alanın talan edilmesi, sermayenin sıkışıklığını aşmak için kendine alan açma politikaları eğitim alanına özelde üniversitelere YÖK araclığıyla girdi. Toplumsal muhalefeti, işçileri ve ezilenleri rahatça sömürebilmek için yok etmeyi amaçlayan 12 Eylül darbesi amacına ulaşmak için kararlı davrandı ve insanlık dışı uygulamaları vahşice uyguladı. Barbarlıklarının hesabını henüz vermemiş cuntacılar 8 Ekim'de 12 Eylül'ün ilk idamını gerçekleştirdiler ve Necdet Adalı yoldaşı katlettiler. 29 sene önce emperyalizmle işbirliği içinde darbenin düğmesine basanlar Adalı'nın ölüm yıldönümünden 2 gün önce, girdikleri krizin patlamaya hazır dinamiklerini frenleme yollarını, krizin bedelini emekçilere, öğrencilere ödetme planlarını konuştular.

24 Ocak kararlarıyla devletin her alanda olduğu gibi eğitimde de düzenlemeden denetlemeye geçtiğini görmekteyiz, üniversitelerde herşey metalaşmış, alınır satılır hale gelmiştir. Eğitim ne kadar egemenlerin işine yarıyorsa o kadar özerktir söylemini haklı çıkartacak şekilde darbe kurumu YÖK'ün 6 Kasım 1981'de kurulmasıyla beraber üniversite alanında bulunan tüm muhalif öğrenciler, öğretim üyeleri ve üniversite çalışanları ya hapsedildi, ya öldürüldü ya da sürgün edildi. Üniversite kapitalist sistemde hiçbir zaman kelimenin gerçek anlamıyla üniversite olamaz. YÖK de kuşkusuz emperyalizmin ve oligarşinin isteklerini üniversitelerde hayata geçirmek için kurulmuştur ve ülke tarihinin en 'kökten' üniversite reformudur. Devrimci, ilerici unsurları aşama aşama okuldan uzaklaştıran YÖK, üniversitelerde sermayenin ve ordunun etkisini gün be gün arttırmıştır. Muıhalefeti üniversitelerde yok etme projesi 1987'ye kadar neredeyse pürüzsüz uygulandı. Özal dönemi üniversitelerindeyse liberalizmin daha sıcak etkisiyle özelleştirmeler hız kazandı fakat öğrenci hareketinin yükselmesi bu süreci yavaşlattı. İşte bu süreç günümüze kadar geldi.

Bugün geldiğimiz noktadaysa vakıf ve özel üniverstelerinin mantar gibi türediğini görüyoruz, taşeronlaştırma-ticarileştirme-özelleştirme üçlüsünün eğitimi de sardığını görüyoruz. Darbenin ve darbe kurumu YÖK'ün anti-demokratik uygulamaları öğrencileri daha da sindirmek için, katlanarak devam ediyor, hak gaspları korkunç derecede. YÖK'ün darbe koşullarındaki yönetmeliklerini ve uygulamalarını arayacak pozisyona geliyoruz neredeyse, her sene bir öncekinden daha baskıcı ve siyasl anlamda gerici oluyor. Bugün üniversite açılışlarında Başbakan ve Cumhurbaşkanı tartışın dese de Guinness Rekorlar Kitabına girecek ağırlıkta bir ceza furyası başladı İstanbul Üniversitesi'nde, eğitimi iyice paralı hale getirmek isteyen YÖK, harçlara %500 zam yapmayı planladı ama Genç-Sen'in öncülüğündeki kitlesel mücadele geri adım arttırdı ve harçlara %8 zam yapıldı. Geçen sene ise zamlar %5 oranındaydı. Kontenjanlar iki kat arttı, bazılarımız seviniyor olabilir, işte ne kadar doktorumuz, avukatımız olacak diyebilir. Birincisi var olan haliyle nitelikli, gerekli malzemeye sahip olmayan okullar iki kat artırılmış kontenjanlarla eğitimin kalitesini daha da düşürmek zorunda kalacak, ayrıca bu yapılanın ileride özel sektörün her alanda etkisini daha kuvvetli hissetireceğini düşündüğümüzde ucuza çalışacak doktor, avukat, mühendis gerekecektir. Bu yüzden niteliksiz ama bolca insan yetiştirip sonra da özel sektöre buyurun eti senin kemiği benim diyecek devletlü büyükler ve 'denetlemeye' geçecekler. Yine kontenjanlar iki kat arttı ama sayıları yetersiz olan yurtlar şimdi iyice yetersiz konuma geldi. Bu kadar öğrenciyi nerede yatıracaksınız, insan gibi yaşayacağımız yurtlarımız nerede. Sorunun cevabı özel sektörde, paran varsa dersaneye git, iyi hocalarla hazırlan ve iyi bölümleri kazan, paran varsa özel yurtta kal, harcını öde. Üstelik bir üniversiteden bir üniversiteye geçiş yasak, hatta kampüsler arası geçişler bile yasak...

Bizi müşteriye, kamusal alanı ticarethaneye çevirmek isteyenleri, dünya halklarına borç vere vere kendine bağlayıp sonra daha fazla sömürenleri İstanbul'da layıkıyla karşılayan Adalılar, emperyalizmin ve onun işbirlikçilerinin sömürü politikalarını üniversitelerde uygulayan YÖK'e karşı da mücadelesini verecektir. Necdet Adalı'nın katilleri, 12 Eylül'de öldürülen, işkence edilen, kaybolan, hapse atılan insanların sorumluları, IMF direnişlerinden olduğu gibi YÖK'e karşı direnişimizden de korkacaklar, ellerinde pankartları, dillerinde marşlarıyla yürüyenlerden, Dev-Gençlilerden korkacaklar.

IMF'YE BARİKAT YÖK'E İSYAN!

 

Bu Yazının Basılı Sayfaları

SOSYALİST DEMOKRASİ 84


 

Teslimiyet Edebiyatını Bırakın

RIDVAN TURAN


Sancaktepe'de AKP Yıkımı


Barikatlar Sokakları Kapatır Ama Perspektifleri Açar

N. ZAFER


Hrant İçin Adalet Çok mu Zor? 

TAHİR OZAN


Oligarşinin Ortadoğu Açılımları

AFŞİN DEMİR


'Sıcak Savaş'tan 'Soğuk Savaş'a

GÜNAY KUBİLAY


Tarihi Yaşamaya Geliyoruz


Devlet Bir Adım Atarsa


İşçilerin Tercihi Birleşik Metal İş

NURETTİN ALDEMİR


Mutaf Anbar İşçileri Direnişte

FİLİZ KURNAZ


Kent AŞ İşçisi Ankara'da Direniş Sürüyor


Dün de Buradaydık Yarın da Burada Olacağız

KEREM CANİK


Barış İçin Neler Yapabiliriz?

YEŞİM ERGÜN


342 Çocuktan Biri: Ceylan

GÜLEREN EREN


İMF'ye Barikat YÖK'e İsyan

R. PAMİR


Paralı Eğitime Karşı Oturuyoruz


KESK'li Kadınlarla Dayanışmaya

NURŞEN YILDIRIM



Sosyalist Demokrasi Arşivi