![]() |
![]() |
||
|
Sosyalist Demokrasi, 21 Ekim 2009, Sayı: 84 |
|||
|
İMF'ye Barikat YÖK'e İsyan R. PAMİR |
|||
|
Alanlarda, barikat başlarında sokak sokak direnenler, neoliberal
politikaların ülkede ve dünyada
emek sömürüsünü ne denli derinleştirdiğini bilenlerdir, emperyalist
savaşları tetikleyenlerin, halkları yoksulluğa ve ölüme gönderenlerin
karşısında durmak gerektiğini kavrayanlardır, emekçilerdir,
öğrencilerdir, devrimcilerdir.
6-7 Ekim medya kartelleri tarafından şaşırmadığımız gibi egemenler
diliyle yorumlandı, onlar bu iki günü anarşi ve terör diyerek tarih
sayfasına geçirmeye çalıştılar. Dev-Genç, ölümden, sıtmadan beterler
ölümü, sıtmayı halklara reva görüyorlar diye alanlardaydı. Beyaz camın
cansız gladyatörleri, kapitalist enternasyonal insan aklına saldırırken,
sosyal varlığın gerçeklerini paramparça edilmiş mesajlar haline getirip
insan zihninin efendisi olmaya çalışıyor, bizse gerçekliğin medyanın
sunduğu kurgulardan ibaret olmadığını biliyoruz. Gerçekte o günlerde
alanlarda, barikat başlarında sokak sokak direnenler, neoliberal
politikaların ülkede ve dünyada emek sömürüsünü ne denli
derinleştirdiğini bilenlerdir, emperyalist savaşları tetikleyenlerin,
halkları yoksulluğa ve ölüme gönderenlerin karşısında durmak gerektiğini
kavrayanlardır, emekçilerdir, öğrencilerdir, devrimcilerdir. Özellikle
televizyon birbiriyle ilintisi yokmuş gibi görünen tekil gerçeklikleri
bütünlüklü bir kod halinde sunuyor ve bilindik mesajlarını veriyor;
dünya değişmiyor, bulunduğun yer en iyisidir, sen kocaman hesaplardan,
krizlerden, siyasal yapılardan, sosyal, kültürel olaylardan anlamazsın.
Bu işleri bilenler vardır, sen küçük dünyanı terk etme, insan olarak
gücün sadece hoşça vakit geçirmeye yeter, sorunları kavrayamazsın,
zamana tabi ol ve tüket elden geldiğince, bildiğin dünya, bildiğin
gibidir.
Yukarıdaki klişe sözleri duyduğumuz tek yer medya kanalları değil
sadece, darbe mağduru ailemizden de sık sık işitiriz, okuldaki
öğretmenden ve parlementolarından egemenlerin. Bu yazıda bundan sonra
bunun neden anlatıldığı gibi olmadığını göstermeye çalışacağız ve
neoliberal politikaların alanımıza, üniversitelere yansımasına
bakacağız. Yaşadığımız ülkenini tarihine kısaca bir göz atınca öğrenci
gençliğin toplumsal muhalefetin en canlı öğelerinden olduğunu görürüz.
Dünayayı etkisi altına alan 68 rüzgârı ülkeyi de etkilemiş, var olana
alternatif arama arayışları kitleselleşmişti. Bu momentte üniversiteli
gençlik yaşadığı dünyayı daha net kavramaya başlamış ve üniversitelerin
sorunlarını görüp, üniversiteleri toplumsal alanda tartışma konusu
haline getirmiştir. 78 süreci ise üniversiter alanda tartışmaların
minumum düzeyde yapıldığı ve alandaki mücadelenin küçümsendiği bir
süreçti. Siyasal devrim mücadelesi üniversite mücadelesini geri plana
itmişti. İşte toplumsal muhalefetin böyle kabarık olduğu, kitlelerin
hoşnutsuzluğun giderek arttığı bir dönemde, uluslararası ekonomi
politikalarını (neoliberalizmi) ülkede uygulamaya sokmak imkansız
görünüyordu. Ardından gelen 12 Eylül askeri darbesi tüm devrimci,
ilerici, demokrat unsurların üzerinden bir silindir gibi geçti. Amacı
6-7 Ekim'de 'geleneklerimize' göre ağırladığımız IMF'nin politikalarını
hayata geçirebilecek toplumsal yapıyı oluşturmaktı, yani muhalefetin
filizlenebileceği her alanı kontrol altında tutmaktı. Oligarşik
diktatörlüğe göre bir anarşi yuvası olan üniversitelere de YÖK bu
sebeple gelmiş oldu. YÖK'ü anlamak için kuşkusuz onu doğuran 12 Eylül
askeri darbesinin sebeplerine bilmek gerekir. 1940'lı yıllarda dünya
ekonomisini yönetmek için planlanmış IMF ve Dünya Bankası kapitalizmin
alt yapısını oluşturuyordu. Kar oranlarının düşmesiyle 1970'lerin
ortalarında Keynesyen politkaların daha fazla sürdürülemeyeceği
anlaşıldı. Artık refah devleti politikaları kapitalist enternasyonalin
amiral gemileri için uygun bir politika değildi.
Türkiye zaten bu politikaları uygulayacak pozisyona sahip değilken
uygulamaya çalışılan istikrar politikaları hayatta karşılık bulmadı ve
24 Ocak 1980'de karar altına alınan kapitalist yenilenme perspektifi
krizi aşmanın yolunu neo-liberalizmde bulmuştur. Bu sayede toplumun her
alanına sirayet ettirilen emek sömürüsünün derinleştirilmesi, kamusal
alanın talan edilmesi, sermayenin sıkışıklığını aşmak için kendine alan
açma politikaları eğitim alanına özelde üniversitelere YÖK araclığıyla
girdi. Toplumsal muhalefeti, işçileri ve ezilenleri rahatça sömürebilmek
için yok etmeyi amaçlayan 12 Eylül darbesi amacına ulaşmak için kararlı
davrandı ve insanlık dışı uygulamaları vahşice uyguladı.
Barbarlıklarının hesabını henüz vermemiş cuntacılar 8 Ekim'de 12
Eylül'ün ilk idamını gerçekleştirdiler ve Necdet Adalı yoldaşı
katlettiler. 29 sene önce emperyalizmle işbirliği içinde darbenin
düğmesine basanlar Adalı'nın ölüm yıldönümünden 2 gün önce, girdikleri
krizin patlamaya hazır dinamiklerini frenleme yollarını, krizin bedelini
emekçilere, öğrencilere ödetme planlarını konuştular.
24 Ocak kararlarıyla devletin her alanda olduğu gibi eğitimde de
düzenlemeden denetlemeye geçtiğini görmekteyiz, üniversitelerde herşey
metalaşmış, alınır satılır hale gelmiştir. Eğitim ne kadar egemenlerin
işine yarıyorsa o kadar özerktir söylemini haklı çıkartacak şekilde
darbe kurumu YÖK'ün 6 Kasım 1981'de kurulmasıyla beraber üniversite
alanında bulunan tüm muhalif öğrenciler, öğretim üyeleri ve üniversite
çalışanları ya hapsedildi, ya öldürüldü ya da sürgün edildi. Üniversite
kapitalist sistemde hiçbir zaman kelimenin gerçek anlamıyla üniversite
olamaz. YÖK de kuşkusuz emperyalizmin ve oligarşinin isteklerini
üniversitelerde hayata geçirmek için kurulmuştur ve ülke tarihinin en
'kökten' üniversite reformudur. Devrimci, ilerici unsurları aşama aşama
okuldan uzaklaştıran YÖK, üniversitelerde sermayenin ve ordunun etkisini
gün be gün arttırmıştır. Muıhalefeti üniversitelerde yok etme projesi
1987'ye kadar neredeyse pürüzsüz uygulandı. Özal dönemi
üniversitelerindeyse liberalizmin daha sıcak etkisiyle özelleştirmeler
hız kazandı fakat öğrenci hareketinin yükselmesi bu süreci yavaşlattı.
İşte bu süreç günümüze kadar geldi.
Bugün geldiğimiz noktadaysa vakıf ve özel üniverstelerinin mantar gibi
türediğini görüyoruz, taşeronlaştırma-ticarileştirme-özelleştirme
üçlüsünün eğitimi de sardığını görüyoruz. Darbenin ve darbe kurumu
YÖK'ün anti-demokratik uygulamaları öğrencileri daha da sindirmek için,
katlanarak devam ediyor, hak gaspları korkunç derecede. YÖK'ün darbe
koşullarındaki yönetmeliklerini ve uygulamalarını arayacak pozisyona
geliyoruz neredeyse, her sene bir öncekinden daha baskıcı ve siyasl
anlamda gerici oluyor. Bugün üniversite açılışlarında Başbakan ve
Cumhurbaşkanı tartışın dese de Guinness Rekorlar Kitabına girecek
ağırlıkta bir ceza furyası başladı İstanbul Üniversitesi'nde, eğitimi
iyice paralı hale getirmek isteyen YÖK, harçlara %500 zam yapmayı
planladı ama Genç-Sen'in öncülüğündeki kitlesel mücadele geri adım
arttırdı ve harçlara %8 zam yapıldı. Geçen sene ise zamlar %5
oranındaydı. Kontenjanlar iki kat arttı, bazılarımız seviniyor olabilir,
işte ne kadar doktorumuz, avukatımız olacak diyebilir. Birincisi var
olan haliyle nitelikli, gerekli malzemeye sahip olmayan okullar iki kat
artırılmış kontenjanlarla eğitimin kalitesini daha da düşürmek zorunda
kalacak, ayrıca bu yapılanın ileride özel sektörün her alanda etkisini
daha kuvvetli hissetireceğini düşündüğümüzde ucuza çalışacak doktor,
avukat, mühendis gerekecektir. Bu yüzden niteliksiz ama bolca insan
yetiştirip sonra da özel sektöre buyurun eti senin kemiği benim diyecek
devletlü büyükler ve 'denetlemeye' geçecekler. Yine kontenjanlar iki kat
arttı ama sayıları yetersiz olan yurtlar şimdi iyice yetersiz konuma
geldi. Bu kadar öğrenciyi nerede yatıracaksınız, insan gibi
yaşayacağımız yurtlarımız nerede. Sorunun cevabı özel sektörde, paran
varsa dersaneye git, iyi hocalarla hazırlan ve iyi bölümleri kazan,
paran varsa özel yurtta kal, harcını öde. Üstelik bir üniversiteden bir
üniversiteye geçiş yasak, hatta kampüsler arası geçişler bile yasak...
Bizi müşteriye, kamusal alanı ticarethaneye çevirmek isteyenleri, dünya
halklarına borç vere vere kendine bağlayıp sonra daha fazla sömürenleri
İstanbul'da layıkıyla karşılayan Adalılar, emperyalizmin ve onun
işbirlikçilerinin sömürü politikalarını üniversitelerde uygulayan YÖK'e
karşı da mücadelesini verecektir. Necdet Adalı'nın katilleri, 12
Eylül'de öldürülen, işkence edilen, kaybolan, hapse atılan insanların
sorumluları, IMF direnişlerinden olduğu gibi YÖK'e karşı direnişimizden
de korkacaklar, ellerinde pankartları, dillerinde marşlarıyla
yürüyenlerden, Dev-Gençlilerden korkacaklar.
IMF'YE BARİKAT YÖK'E İSYAN!
|
RIDVAN TURAN
N. ZAFER TAHİR OZAN
AFŞİN DEMİR
GÜNAY KUBİLAY
NURETTİN ALDEMİR
FİLİZ KURNAZ
KEREM CANİK YEŞİM ERGÜN GÜLEREN EREN R. PAMİR
NURŞEN YILDIRIM |
||