![]() |
![]() |
||
|
Sosyalist Demokrasi, 21 Ekim 2009, Sayı: 84 |
|||
|
Barış İçin Neler Yapabiliriz? YEŞİM ERGÜN |
|||
|
Barış İçin Kadın İnisiyatifi, Ankara, Diyarbakır ve Hakkari Berçelan
Yaylası'nın ardından 17-18 Ekim'de İstanbul'da
biraraya geldi. "Barış İçin Kadın Forumu" başlıklı toplantılarda
"Biz kadınlar savaşı nasıl yaşadık ve yaşıyoruz?", "Kalıcı ve
zenginleştirici bir barış için taleplerimiz neler?", "Barış için neler
yapabiliriz?", "Taleplerimizi birlikte örgütlemek" başlıklı oturumlarda
yapılan tartışmaların ardından sonuç bildirgesi yayınlandı.
Savaş, asimilasyon, ölüm ve operasyonlar... Birçoğumuzun yaşından bile
uzun süredir devam etmekte olan, 85 yıldır uygulanan asimilasyon
politikaları ve 25 yıldır devam eden savaş... belirliyor hayatlarımızı,
düşünme sistematiğimizi hata kimliğimizi; Kürt sorununda demokratik
açılımın, milli birlik ve bütünlük projesine döndüğü bu sıralarda...
Açılım hiç de boş çıkmadı. Açılımın içinden daha da fazla operasyon
çıktı. Ceylan'ın öldürülmesi, taciz tecavüz çıktı.
Bizler yıllardır devam eden bu savaşta, silahların gölgesinde,
tankların, hava saldırılarının, sınır içi ve dışı operasyonların tanığı
ve mağduruyuz. Savaş sadece sıcak çatışmalarda mı? Bize rağmen devam
etmekte olan bu savaş yaşamımızın tam içinde. Tacizle, tecavüzle,
yoksullukla, fuhuşla, zorunlu göçle gösteriyor kendini. Bu savaşın bir
adı ölüm oluyor diğer yanı Mardin'de olduğu gibi katliamlar. Bir yanı
göç oluyor diğer yanı hayatımızın her yerine sirayet eden itaat etme
kültürü. Kürt halkının demokratik talepleri yıllardır görmezlikten
gelinirken, barış talepleri silahla yanıtlanırken, bizler militarizmin
kandan beslenen gücüyle her geçen gün daha da tutsaklaşıyoruz.
Biz kararını vermediğimiz bu savaşta yakınlarımızı kaybediyoruz. Biz
kararını vermediğimiz bu savaşta yaşadığımız toprakları ateşe bırakıp
gitmeye zorlanıyoruz. Biz kararını vermediğimiz bu savaşın ganimeti gibi
görülüp tecavüze uğruyoruz. Ve bizler biliyoruz ki savaş dönemleri en
çok bizim canımızı yakıyor, krizler en çok bizi vuruyor.
Barış, savaş, demokratik açılım, tasfiye etme tartışmalarının ortasında
kadın olmak... Yıllardır devam eden savaş ortamında, militarizmin en
kanlı hali ile hayatımızın tam içine sirayet etiği bir ortamda, bu
ülkede kadın olmak. Taleplerimizle görünür olmaya çalışmak. Şiddet,
taciz, tecavüz ortamının kanıksandığı bir yerden barışın örgütlenmesi
için sokaklara düşmek. Yıllardır içinde büyüdüğümüz militer yapıyı
eleştirmek ve değiştirmeye çalışmak... Her defasında devletin şiddetine
maruz kalmak ama yılmamak. İşte yürüttüğümüz mücadeleyi böyle
özetleyebiliyorum.
Savaş ve militarizm hayatımızı bu denli kuşatmışken, bedenlerimiz ve
kimliklerimiz tutsak edilirken barış sürecinin örgütlenmesi, önümüzde
duran önemli bir görev. Ama burada "Nasıl bir barış istiyoruz" ve "Bu
süreç nasıl örgütlenecek" soruları çok özel bir öneme sahip. Günümüzde
barış kavramı tasfiye ile, farklılıklar ise düşmanlıkla eş tutuluyor.
Oysa bir halkın iradesini yok sayarak barış olamayacağı bize göre
aşikar. Militarizm kendini ötekine yapılan baskı ve sömürü üzerinden var
ediyor. Barış tartışmalarımızın somut bir zemine oturması için önce
operasyonların durması talebini daha yüksek sesle haykırmamız gerekiyor.
Ölmenin ve öldürmenin, devlet şiddetinin böylesine meşrulaştırıldığı bir
ortamda barışı örgütlemek istiyorsak öncelikli olarak bu mekanizmaların
tümünü teşhir etmeliyiz.
Kadınlar savaş dönemlerinde tecavüz, işkence tarzında bedensel ve
psikolojik şiddete maruz kalmakta, göçe ve mülteciliğe
zorlanmaktadırlar. Savaş nedeniyle göç etmiş kadınlar için ya da farklı
etnik köken ya da azınlık kadınlara danışmanlık ve kültürlerini
geliştirme merkezlerini yerel yönetimler sağlamalıdır.
Militarizm kadını dilsizleştirir. Savaş ve şiddet ortamı, kadının
halihazırda bir görünmezlik perdesiyle karşılaştığı kamusal alandan
kadını hepten dışlar. Bu bağlamda, Kürt kadını da, bilinçli devlet
politikaları ile kendi sözünü söyleyebileceği mekanizmalardan
dışlanmıştır. Kendini yalnızca anadilde ifade edebilen Kürt kadını için
anadil yasağı militarizmin yaratığı dışlanmayı katmerleştirmekte ve onun
diline bir kez daha ket vurmaktadır. Bu anlamda anadil hakkının
savunulması kadınlar açısından özel bir öneme sahiptir. Kadınların
kendini anadilde ifade etme hakkını savunmak temel bir insan hakkı
olmasını yanı sıra patriarka tarafından dayatılan bu suskunluğu aşmanın
da olanaklarını taşımaktadır.
Demokrasi ve barıştan söz edilmesi için demokratik bir anayasa
gerektiğini eklemek gerekiyor. TC Anayasası bir darbe anayasasıdır.
Türk, Sünni,"erkek", sermayeden yana ve militarist bir anayasadır. Hedef
kadınları da kapsayan sözde değil gerçek anlamda demokratik, özgürlükçü,
eşitlikçi ve barıştan yana bir anayasa olmalıdır. Anayasa cinsiyet,
cinsel yönelim, medeni hal gibi nedenlerle her türden cinsiyet
ayrımcılığını yasaklamalı, kadınlara karşı suçlar kavramı
oluşturulmalıdır. Farklı kimlik ve dilleri güvence altına almalıdır.
Ancak bu sayede, militarizmin tüm toplumsal yaşama sirayet eden dokusu
geriletmenin yolu açılabilir.
Savaş dönemlerinde milliyetçi ve şoven bir histeri yaratılmasına bağlı
olarak toplumsal şiddet tırmandırılmakta ve toplumsal hiyerarşik
dizilimin en alt basamaklarında yer alan kadına yöneltilmektedir. Tam bu
süreçte erkeklerin cinsiyetçiliğine ve şiddetine karşı sesimizi daha
fazla yükseltmemiz gerekli. Eril iktidar ile kadınları öldüren
militarizm arasındaki bağlantıyı görünür hale getirmeye, kadınlar olarak
yaşadıklarımızdan bir toplumsal bellek yaratmaya ihtiyacımız var...
Kadınlara yönelik suçların cezasız kalmaması için, gerekli
mekanizmaların yaratılması için kadınların savaşa dair deneyimlerinin
bir bilançosunu çıkarmak anlamlıdır. "Artık Yeter! Evlatlarımız Ölmesin"
diyen annelerin çığlığı, bedenlerimizin savaş ganimeti görülüp talan
edilmesine karşı sokağa çıkan kadınların sesleri, itaat etmek
istemiyoruz diyenlerin talepleri ,"Barışı ellerimizle, dayanışmamızla,
mücadelemizle öreceğiz" diyen kadınların kararlılığı karşılık
bulmalıdır.
Bugün Türkiye'nin barış güçleri, bu topraklarda yaşayan Kürt, Türk ve
bütün halkların eşitlik ve kardeşlik içinde yaşayabilmeleri için gerekli
diyalog ortamının ve demokratik çözüme giden yolun açılması için çok
önemli sorumluluklarla karşı karşıyadır. Bundan sonra sözümüz
örgütlülüğümüz olmalı. Buradan örgütleyeceğimiz ortaklıklarımız ile
hareket edebileceğimiz mekanizmaları yaratmaya ihtiyacımız var. Hareket
ettikçe artacak ortaklıklarımız. Ortaklıklarımız arttıkça daha bir gür
haykıracağız taleplerimizi ve gerileteceğiz eril iktidardan beslenen
militarizmi. Bizler bu savaşta mağdur ya da tanık olmak istemiyoruz. Bu
savaşta tarafız. Biz kadınlar barışın ve halkların kardeşliğinin
tarafındayız. Ve diyoruz ki barışın kurulabilmesi için, Kürt halkının
demokratik talepleri kabul edilmeli, Kürt sorununda demokratik ve
barışçı çözüm için adım atılmalıdır.
BARIŞ İÇİN KADIN İNİSİYATİFİ
SONUÇ BİLDİRGESİNDEN
"Savaşın yarattığı nefret, korku, düşmanlaştırma ortamı, şiddeti
normalleştirerek, gündelik yaşamın her alanında karşımıza çıkmasına
neden oluyor. Barış, sadece sıcak çatışmanın bitmesi değil, şiddetsiz
bir ortamda yaşamanın koşullarının oluşturulmasıdır.
"Savaş nedeniyle hepimiz, daha yoksul, daha sağlıksız, geleceğe daha az
güvenli, ev işlerinin yükünü daha ağır taşıyan, çalışma ve eğitim
olanaklarından daha az yararlanabilen bir toplumda erkek egemenliğinin
baskısını daha çok yaşıyoruz. Bu süreçte başta annelik aracılığıyla
mağduriyet ve acılar üzerinden kurulan dil, biz kadınları görünür
olmaktan uzaklaştırıyor, edilgen kılıyor. Biz kadınlar sadece savaşın
etkileri nedeniyle değil, ezilen bir toplumsal grup olarak Kürt halkıyla
dayanışmak için de barıştan yana tarafız."
Kadınların talepleri ise şöyle:
-- Öncelikle operasyonlar durdurulsun ve tezkere geri alınsın; kadın
hareketinden yol arkadaşlarımız DÖKH'li ve KESK'li kadınlarla Kürt
halkının barış mücadelesinde tutuklanan tüm kadınlar serbest bırakılsın
-- Cinsiyetçi, militarist, şoven her türlü örgütlenme dağıtılsın,
-- Kadınların ve Kürt halkının gördüğü zararlar pozitif ayrımcı
önlemlerle telafi edilsin, bu bağlamda uluslararası hukukun kadınlar
lehine aldığı kararlar öncelikle hayata geçirilsin,
-- Kürtçe'nin önündeki engeller kaldırılsın ve Kürtçe anadilde eğitim
acilen hayata geçirilsin. Farklı kimlikler, diller, kültürler, tam
eşitlik ve kolektif haklar anayasal güvence altına alınsın ve gelişmesi
teşvik edilsin,
-- Savaş süresince kadınlara karşı işlenmiş suçlar ve savaşın cinsiyetçi
yüzü açığa çıkarılarak yargılansın.
|
RIDVAN TURAN
N. ZAFER TAHİR OZAN
AFŞİN DEMİR
GÜNAY KUBİLAY
NURETTİN ALDEMİR
FİLİZ KURNAZ
KEREM CANİK YEŞİM ERGÜN GÜLEREN EREN R. PAMİR
NURŞEN YILDIRIM |
||