![]() |
![]() |
||
|
Sosyalist Demokrasi, 21 Ekim 2009, Sayı: 84 |
|||
|
Hrant İçin Adalet Çok mu Zor? TAHİR OZAN |
|||
|
"Dostluğa, birlikte yaşamaya, barışa sıkılan kurşunlara karşıydı bu mücadele ve kimin kazandığını söylemek her şeyden büyük bir suç oldu bugün. Bir bebekten katil yaratan karanlığı işaret edene, ateş edenden daha çok ceza istenmekte. Adaletsizliğin, insana ve topluma karşı umarsızlığın ayyuka çıktığı bir zamanda yaşadığımıza hepimiz tanığız. Artık böyle yaşamak istemediğimiz için bugün buradayız." "Karanlığı gören, duyan, ondan canı yananlar olarak, bu davanın mağdurları olarak, nefretten ve düşmanlıktan beslenenleri biliyoruz. Bu ülkede yaşayan tüm halkların kardeşçe yaşamasına engel olanları biliyoruz" diyen Tekir, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Hiçbirimiz karanlık aydınlanana kadar rahata eremeyeceğiz. Yaratıcılarının hâlâ sokaklarda kol gezdiğini ve bir gün yine canımızın yanacağını biliyoruz. Bu yüzden yılmadan mücadele ediyoruz. Birileri bizi sürekli kandırmaya, susturmaya, korkutmaya, sindirmeye, çalışırken mücadele etmemek gibi bir seçeneğimiz yok.Yeryüzünde haksızlık, zulüm ve sömürü devam ettikçe mücadele etmeye devam edeceğiz." sözleriyle bitirdi. Duruşmadan sonra ise Beşiktaş' ta toplanarak gösteri yapanlar ise, davanın hala sonuçlanamamış olmasını protesto etti. Çeşitli sivil toplum örgütlerinden yaklaşık 100 kişilik grup, Beşiktaş Barbaros Meydanı'nda toplandı. Ellerinde siyah pankart ve dövizler taşıyan göstericiler, "Hrant için adalet istiyoruz" sloganları attı. Grup, davanın hala sonuçlanamamış olmasına tepki gösterdi. Yapılan basın açıklamasında ise, "Şu an basın ve kamuoyu Hrant Dink'i unutmuş durumda, ya da unutturmaya çalışıyor. Bugün buraya arkadaşımız Hrant Dink'in davası bir türlü çözüme ulaşmadığı için toplandık. Ancak bu dava henüz başlamadı. Mevcut savcı ne iş yapıyor? Sadece Hrant Dink'in ailesinin taleplerini reddediyor" denildi. Göstericiler, davanın gerçek faillerin bulunmasını isteyerek davanın maksatlı olarak uzatılmaya çalışıldığını ifade ettiler. Geçtiğimiz günlerde yine bilindiği üzere Hrant'ın eşi Rakel Dink'in başbakana yazdığı mektup sonrasında başbakanlık tarafından görevlendirilen teftiş kurulu çalışmalarını bir rapor haline getirerek sonuçlandırmıştı. Bu rapora göre: Dink suikastının azmettiricisi Yasin Hayal'in Trabzon'daki Mc Donalds'ı bombalamadan önce kullandığı cep telefonuyla yurtdışındaki bazı kişilerle çok sayıda görüşme yaptığı bilgisine ulaşan Başbakanlık müfettişleri, Adalet Bakanlığı'ndan izin çıkmadığı için bu kişilerin kimliğinin araştırılamadığını rapor etti. Dink suikastının bir dizi ihmalden kaynaklandığı sonucuna varan müfettişler, aldıkları suikast ihbarlarının gereğini yerine getirmeyen Trabzon Emniyeti ve Trabzon Jandarması ile istihbarata rağmen Dink'in korumaya alınmasını sağlamayan İstinbarat Daire Başkanlığı hakkında yeniden inceleme yapılmasını istemişlerdi.
Ayrıca cinayetten hemen sonra bazı çevrelerin koruma talep etmemiş
olmakla Dink'in kendisini cinayetten mesul tutmaya kalktığını
hatırlayınca, müfettişlerin bu tespiti daha da anlamlı hale geliyor.
Olan bitenden bihaber Hrant Dink korunma talep etmemekle neredeyse kendi
kendini öldürtmekle itham edilirken, elinde en az üç ciddi istihbarat
alan yetkililer Dink'i korumaya gerek görmemişti. Yine dava sürecine bakıldığında davanın avukatlarından Fethiye Çetin davanın Ergenekon sanıkları ile ilişkilendirilmesini talep ederek: ''Ergenekon davası tutuklu sanıklarından Durmuş Ali Özoğlu tarafından örgüt adına yürütüldüğü iddia edilen 'psikolojik savaş' ile ilgili bilgi ve belgelerin Ergenekon savcılarından istenmesini talep etti. Çetin, Ergenekon davasının tutuklu sanığı Sevgi Erenerol tarafından Genelkurmay Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nda verilen 'misyonerlik brifingi'nin, misyonerlik faaliyetlerinin dışında Türkiye'deki Ermeni, Hıristiyan ve diğer azınlıkları hedef aldığını savundu.'' Dava ile ilgili neresinden tutmaya çalışılırsa orasından bir sürü yeni bilginin ve ilişkinin ortaya çıkıyor olması, devlet denilen örgütlenmenin bilgisi dışında bu kadar komplike ilişkiler bütününün nasıl fark edilmediği sorusunu akla getiriyor. Bilindiği üzere valiliğe çağrılan Hrant Dink'e öldürülebileceği bilgisi dolaylı yoldan ima edilirken cinayetten sonra haberi yokmuş gibi davrananlar bu bilginin Hrant tarafından daha önce aktarıldığının hatırlatılmasına rağmen görevlerini sürdürmeye devam etmişlerdi.
Devletin gölgede kalan ilişkiler bütününü görmezden gelme eğilimi yeni
bir şey değil. 28 Şubattan bu yana devlet, "laikliği ve Türklüğü koruma"
adı altında, gölgede çeşitli gizli ilişkiler ağının oluşmasına Dink
cinayeti sonrasına değin müdahale etmemiş olması dolayımıyla destek
verdiğini, ya da pasif destek olarak yorumlanabilecek sessiz kalma
rolünü oynadığını pekala söyleyebiliriz. Bu suikastler sürecinin devletin kendi bekası açısından değerlendirilerek devletin ittihatçı geleneklerinin bir şekilde devam etmesi olarak mı görmek gerekir yoksa devlette yuvalanmış bazı faşist çetelerin illegal ilişkileri olarak mı görmek gerekir? Hrant Dink cinayeti öncesinde Dink'e karşı sistemli bir karalama kampanyasının sürdürüldüğünü ve Hrant'ın bu kampanyaya karşı yazdığı Güvercin Tedirginliği yazısında kendisine yönelik tehditleri belirttiği hatırlanırsa, bu gün Ergenekonda yargılanan sanıkların yazar olanlarından tamamına yakını ve Veli Küçük davaya cinayet öncesinde müdahil olmaya çalışmışlardı. Cinayet sonrasında ise Hrant Dink'e karşı yine "Türklüğü savunma" adı altında sürekli ve sistemli bir kampanyanın diğer Ermeni ve muhalif yazarları da kapsayacak bir şekilde sürdüğü hatırlandığında bu durum akıllara şunu getirmektedir. Ergenekon operasyonları Hrant Dink'ten önce başlamış olsaydı belki de bugün barış güvercini bizlerle beraber yaşıyor olacaktı.
|
RIDVAN TURAN
N. ZAFER TAHİR OZAN
AFŞİN DEMİR
GÜNAY KUBİLAY
NURETTİN ALDEMİR
FİLİZ KURNAZ
KEREM CANİK YEŞİM ERGÜN GÜLEREN EREN R. PAMİR
NURŞEN YILDIRIM |
||