Sosyalist Demokrasi, 12 Eylül 2009, Sayı: 83


   


İkitelli'de Olanlar


TAHİR OZAN


   

İkitelli’de yaşanan felaket, kapitalist sistemin kendi içerisinde var olan çarpık ve eko sistemi tahrip eden yapısının sonucudur. Kapitalizm, bizlere kent kavramını fetişleştirmek suretiyle  bir kandırmaca ve büyülü bir hayali dünya yaratma sanrısıyla sömürü ve yağmayı gizleme mekanizmalarını oluşturmaktadır. Bu  nedenle bizlere ve yoksul halka yutturulmaya çalışılan kentsel gelişim ve dönüşüm kavramlarını yerli yerine oturtarak ‘’kent‘’ kavramını ve ‘’kentsel dönüşüm’’ kavramlarını tartışmaya açarak yeniden tanımlamak zorunluluktur.

Kapitalist toplumda kent, artı-değerin ve geniş kapsamlı rantların üretildiği, elde edilen artı-değerin bölüşümünün kanalize  edildiği toplu yaşam alanları ve emeğin yeniden-üretim koşullarının  belirlendiği yerlerdir. Kısaca, kent, kendisi de sermayenin bir ürünü olarak, sermayenin egemenliğinin sağlandığı ve yeniden yeniden-üretimin gerçekleştirildiği bir tarihsel momentin ürünüdür.

Sermaye birikimini elzem olarak gören üretim tarzının  ortaya çıkmasından bu yana  kapitalizm, sürekli kullanamayacağı fazlalar yaratmaktadır.Kapitalizm bir fazlalıklar sistemi olarak adlandırılırsa pek de yanlış bir şey söylemiş olmayız.

İlk önce sistem, satılamayan fazla mallar, kârlı bir biçimde yatırıma yönelemeyen fazla sermaye, ve bütün bunların doğal sonucu ciddi bir işsizlikle karşı karşıyadır.

Ortaya çıkan bu  fazlanın değerlendirilebileceği yeni alanlar açılmadığı takdirde sistem krizlerle baş başadır. Bunun için sürekli olarak yeni yaşam alanları   açmaya çalışır.

‘’Bu alanları sermayenin değerlendirmesine uygun bir biçimde yeniden düzenlemek için sık sık şiddete (askeri, siyasi, mali) başvurulur. Ayrıca kitlelerin gözünde bir meşruiyet yaratmak için de uygun bir hukuksal çerçeve ve hukuksal ideoloji  üretilir.’’

Devlet  denilen büyük aygıt, bu hukuksal ideolojiyi üretmek için vardır.

Böylece  kent; sermaye, dolaşım ve tüketim ilişkilerinin örgütlendiği bir yer olmakla beraber, sermayenin temerküzü sürecinde kendisi  de metalaşan bir konuma ulaşır.

Kapitalist üretim süreci, kitlelerin  ihtiyaçları üzerinden değil  sermayedar sınıfın kâr elde etmesi amacıyla  üretim sürecini şekillendirir, sistemin amacı kullanılabilir nesneler  üretmek değil, değişim değeri olan metalar üretmektir.

Bu üretim biçimiyle kapitalizm, kâr hırsı çerçevesinde doğayı, eko sistemi de yıkmayı göze alarak dünyayı  yıkıma sürüklemektedir. “Kentsel dönüşüm” adı altında yapılan uygulamalar bu yıkımlardan sadece biridir.

Günümüzde “kentsel dönüşüm” olarak ifade edilen olgu, zorunlu bir modernleşme projesi olarak değil, kapitalizmin bizzat kendisinin ürettiği krizleri aşma çabası içindeki kaynak arayışları olarak algılanmalıdır. Bugünkü anlamında “kentsel dönüşüm”, küresel kapitalizmin,  yeni rantlar yaratma vasıtasıyla yine kendisinin neden olduğu bunalımlardan kurtulma çabalarından başka bir şey değildir.

Kapitalizm, yarattığı devasa kârlarını korumak ve kâr oranlarının düşmesini engellemek için daima değişik stratejiler kullanır. Bu stratejilerin önemli ayaklarından biri yaşama alanı üzerindeki denetimdir. Bu bağlamda sermaye birikimi ve bitmek tükenmek bilmeyen kâr arayışlarının egemen olduğu kapitalist sistemin genişlemeci mantığı, sürekli olarak kendi faaliyetlerini kolaylaştıracak coğrafi mekânlar arar. Bu coğrafi genişleme süreçleri sürekli olarak doğanın tahribi ile sonuçlanan adımları gerektirir. Eko-sistemin bozulması sonucu ağaçlar ve ormanlar selleri engelleyecek en büyük faktörken yok edilirler, yerlerine selleri hızlandırıcı otobanlar ve oto yollar yapılır. Bu uygulamalarda amaçlanan gecekondu bölgelerini kentsel bir arsaya çevirmek, bu bölgelerde yüksek yapılaşma yoğunlukları vererek belediyeler ve TOKİ eliyle inşaat şirketlerinin rantlarına teslim etmektedir. Bunun sonucunda da kentlerimizde sağlıklı kentsel çevrelerin yaratılması bir yana, imarlı sayılan bölgelerinde de yoğun bir biçimde görülen çarpık yapılaşmanın sonuçları devam ettirilmiş olmaktadır.

9 Eylülde İkitelli’de yaşanan felakete ancak bu çerçeveden bakılırsa belediyenin ve hükümetin bu güne kadarki tutumları daha net anlaşılabilir.

1990’lı yıllardan sonra sanayi bölgesi ilan edilen ‘’İkitelli’’  aşırı betonlaşmanın etkisine girer. Bitki örtüsü tamamen yok edilerek bina ve yollar yapılır. Bu tarihten itibaren de Tem bağlantı yolu paralelinde ilerleyen Ayamama Deresi bölgede tehdit oluşturmaya başlar. Sonuçta yapılan otoyollar yağmurda seli hızlandıran bir faktör olarak iş görmüştür, oysa herhangi bir yeşil alan yağmuru içine alırdı.

Ayamama deresinin ilk neden olduğu büyük felaket, 1995’te yaşandı. O dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sel sonrası yaptığı açıklamada, İkitelli’de yaşanan felaketin bugüne kadar yapılan hataların sonucunda olduğunu söylemişti. Ayamama Deresi’nde 1995’te yaşanan sel felaketinin üzerinden yaklaşık 14 yıl geçti. Başbakan hala aynı şeyleri söylüyor. Bu tablo, hükümetlerin rant çılgınlığ������nın en somut sonucudur.

Küresel emperyalist sisteme  ve onun kendi krizinden kurtulma amacıyla dayattığı “kentsel dönüşüm”e karşı, direnişi örgütlediğimiz oranda, proletaryaya ve  ezilenlere karşı görevlerimizin bir kısmını yerine getirebildiğimizi düşünebiliriz.

Tarihsel açıdan bakıldığında geleceğini yaratmak için mücadele eden insanları hiçbir güç durduramamıştır. Bu anlamda bizlere ve dünya halklarına dayatılan tüm bu olumsuz saldırılara karşı, yeni bir dünyanın mümkün olduğuna inanmak inandırmak  gerekiyor.

 

Bu Yazının Basılı Sayfaları

SOSYALİST DEMOKRASİ 83


Tırsak General

AFŞİN DEMİR


■ Bu Rota Doğru mu?

DİLAY İNKAYA


■ Kampanyanın Ardından

RIDVAN TURAN


■ Yürüyüşün Eskişehir Durağı 

NURETTİN ALDEMİR


■ Ankara'da Barış Platformu


■ Muhatap Bulamadık!


■ 1 Eylül'de Diyarbakır'dan


■ Barış Sürecinde Kadınlar

YEŞİM ERGÜN


■ Bu Oyuna Artık Devam Etmek İstemiyoruz

NURŞEN YILDIRIM


■ Kent AŞ İşçileri Direniyor

FİLİZ KURNAZ


■ Olanaklar ve Olasılıklar

M. ÖZLEM


■ Açılımdan Operasyon Çıktı


■ 6-7 Eylül Olayları

ASLIHAN UMAR


■ Sessiz İmhaya Son!

STELA E.


■ İkitelli'de Olanlar

TAHİR OZAN


■ Yük Değil Kadındılar

Y. E.



Sosyalist Demokrasi Arşivi