![]() |
![]() |
||
|
Sosyalist Demokrasi, 12 Eylül 2009, Sayı: 83 |
|||
|
Sessiz İmhaya Son! STELA E. |
|||
|
Hapishanelerin sürekli hastalık üretmesini sağlayan iktidardır. Hasta
tutsaklara teşhis konulmasını engelleyen iktidardır. Tüm hukuksuzluklara
rağmen teşhis konulabilenlerin tedavilerinin yapılmasını engelleyen de
iktidardır. Sadece 2008 yılında hapishanelerde sağlık nedeniyle tahliye
edilmeyip hayatını kaybedenlerin sayısı 37’dir. Ilerlemiş hastalıkları
nedeni ile cezaevlerinde 2009 yılı başından bu yana Mustafa El Elçi,
Gurbet Mete, Hasan Kert, Beşir Özer, Recep Çelik ve İsmet Ablak’ın
ardından Resul Güner de hayatını kaybetti. Çok sayıda ciddi hastalığı
olan mahpus var ve Güler Zere, Halil Güneş, A.Samet Çelik, Erol
Zavar,Yusuf Kaplan, Hayati Kaytan, Latif Badur, Hüseyin Balar… dört
duvar arasında, sevdiklerinden uzak ve gayrıinsani koşullarda halen
ölümü beklemekteler. Hükümet hala sessiz!
Son olarak 28 yaşındaki kanser hastası Yılmaz Keskin, tahliyesinden 1
hafta sonra yaşamını yitirdi. Hastalığı ve tedavi edilmezse öleceği
bilinmesine rağmen Yılmaz Keskin’in son ana kadar hapishanede
tutulmasındaki ısrar aynı mantığın ürünüdür.
9 yıldır cezaevinde bulunan ve tedavisi üç yıl geciktirilen mesane
kanseri Erol Zavar’ın
yakınları, doktoru ve avukatları Cumhurbaşkanı Gül’den randevu
taleplerine aylardır yanıt alamıyor. Hükümet hala sessiz!!!
1996 süresiz açlık grevi ve ölüm orucu eylemine katılan M. Ali Çelebi,
Wernicke Korsakof ve şizofren hastalığından ötürü 2000 yılında tahliye
edilmişti. Adli Tıp Kurumu tarafından verilmiş “Bellek kaybı ve tek
başına ayakta duramayacak” durumda olduğuna dair sağlık raporları
bulunan Mehmet Ali Çelebi buna rağmen Aralık 2007’de evinden gözaltına
alınarak hakkında verilmiş müebbet cezasını tamamlaması için hapishaneye
götürüldü. “Mehmet Ali Çelebi aylardır içerde olduğunu dahi bilmiyor.
Yakınları uyarıyor, Mehmet Ali Çelebi bir başına yaşamını sürdürecek
durumda değil. Kendisine ve yanındakilere zarar verebilir. Bu riski
taşıyor. Daha önce de benzer girişimleri olmuştu. Hükümet hala sessiz!
Güler Zere Adli Tıp Kurumunun açıkça ölüme terk ettiği hükümlülerden
biri. Elbistan Kapalı Cezaevinde bulunan ileri derecede kanser hastası
37 yaşındaki kadın hükümlü Güler Zere cezaevi koşullarında ağıziçi
kanserine yakalandı. Zere’nin cezaevinde damağı alındı. Sadece sıvı
besinlerle beslenen Zere hapishane koşullarında beslenemiyor.
Radyoterapi ve kemoterapi de bu koşullarda sürdürülmeye çalışılıyor.
Güler Zere hakkında “cezaevi koşullarında bakım ve tedavisinin sağlıklı
olarak yerine getirilmesinin mümkün olmadığı, iyileşinceye kadar hapis
cezasının infazının ertelenmesinin uygun olacağı” yönünde Çukurova
Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı da dahil olmak üzere 5 farklı kurum
tarafından rapor verilmesine rağmen, İstanbul Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas
Kurulu tarafından tüm bu raporlar yok sayılarak Zere’nin “infazının
ertelenmesine gerek olmadığı” yönünde karar verilmiştir.
Tüm bu uyarılara rağmen Güler Zere tahliye edilmedi ve ağır bir tedavi
olan Radyoterapiye tutukluluk koşullarında başlandı. Güler Zere’nin
Radyoterapi tedavisi hala sürmektedir. Tedavi nedeniyle ağız ve
boğazında yaralar oluştu, görme problemleri başladı, zayıfladı. Bir
süredir serumla beslenmektedir. Zaman zaman damarları tıkanmakta ve
serumun bağlı olduğu damarlar değiştirilmektedir. Bir yandan hastalığı
diğer yandan tutukluluk koşullarıyla mücadele etmek zorunda
bırakılmıştır.
Soruyoruz: Güler Zere’nin tahliye edilmesine ilişkin bu kadar bilimsel
rapor varken neden hala tutukluluk koşullarında bulunmaktadır? Bu siyasi
bir tutumdur, muhalif olanı ezme, baskı altına alma ve yok etme
politikasıdır. Bu keyfiliğe karşı sessiz kalmadığımız gibi bu
adaletsizliğin sürmesine de izin vermeyeceğiz!
Devlet kendisi gibi düşünmeyeni yok etme politikasını yaşamın her
alanında uygulamaya devam ediyor. Sistem her yaşanan ölümden sorumlu
olduğunu bilmesine rağmen öldürme politikasından vazgeçmiyor.
Cezaevi savcıları, ağır durumdaki hastalar için Adli Tıp Kurumunun
doğrudan raporu ya da tam teşekküllü hastanelerin raporlarının Adli Tıp
tarafından onaylanması halinde, tedavi için infazın ertelenmesi kararı
verebilir. Cumhurbaşkanı da bu durumdaki hükümlüleri af yetkisine
sahiptir.
Şimdi soruyoruz yetkili makamlara: Sıra kimde? Cezaevlerinde insanlar
ölüyor ve bu ülkenin yetkili makamları hala hiçbir şey yapmıyor. Sadece
seyrediyorlar. Başta cumhurbaşkanı ve adalet bakanı olmak üzere tüm
yetkilileri sorumluluklarının gereğini yerine getirmeye çağırıyoruz.
Tutuklu hastalarla ilgili gerekli işlemler yapılmalıdır.
Güler Zere’nin 1 Eylül 2009 günü Balcalı Hastanesi önünde
bekleyenlere yazdığı mektup
Merhaba
Şu anda gecenin bir vakti, sesinizi duyuyorum yine. Nasıl ki sizin
sesiniz ulaşıyor bana, biliyorum ki benim sesim de size ulaşıyor.
Yüreğimin atışlarına karışıyor, sizin yürek atışlarınız. Sonra kocaman
bir yürek oluyor sol yanımda.
Yürek… nasıl da dolu doludur yüreklerimiz... Neleri neleri
sığdırmamışız ki biz yüreklerimize.
Benim yüreğimde öyle çok şey var içimde. En başta o büyük sevgili;
karanfil kokularımız, yanı başımda kokusu kır çiçeklerine
karışanlarımız, sizler, canlarım, tüm sevdiklerim, yarım bıraktığım her
şey, sevgisini hissettiğim herkes…
Ne zamandır dara düşse yüreğim, acıya kesse bedenim parmaklarımın
ucuna dokunuyorsunuz, gözleriniz değiyor gözlerime, bu küçük hücrem
kalabalıklara karışıyor, birden çok ses çıkarıyor. Ben içinde kala
kalıyorum. Her sese tebessümle cevap veriyorum. Bilerek değil,
kendiliğinden! Sizler ise gülen gözlerinizle karşılıyorsunuz içimden
kopan her sesi.
İster yanı başımda olsun, ister bir adım ötemde kapı önünde, ister
bir sokakta olun, ister herhangi bir şehrin, bir yerinde oturun, ister
adli tıp önünde oturun ben sizleri hissediyorum. Sıcaklığınız, gücünüz,
sesiniz, beni sarıp sarmalıyor. Bundandır bu illet her sıkıştırdığında
karşısında başımı dik tutmam. Ona çelme takmaya hazırlanmam bundandır.
Sizler benimlesiniz ya gerisi boş!
Hele kısacık bir yolda gözleriniz, gözlerime takılınca bir serçe
telaşında oluyor yüreğim.
Evet sizlerden bahsediyorum Adana’nın sıcağı kadar sıcak
yüreklilerim, Seyhan’ın yakamozları gibi parlayan ışıl ışıl gözlülerim.
Seviyorum sizleri. Kapı önünde değil, işte tam şuram da oturuyorsunuz.
Şimdi birde kavgamın şehrinde oturanlar var. Günlerdir oradasınız ve
ben kim bilir kaç kez uzandım sizlere bilir misiniz? Uzanıp dokunuyorum
size, en çok da umutlu hallerinize. Hani o yüreğinizin sesinin
gözlerinizin terine karıştığı anlardaki hallerinize, ben hep sizinleyim,
her seferinde çoğalarak dönüyorum hücreme. Ve her seferinde sizin
gücünüzle yerle bir ediyorum hücremi. Sarılıyorum ellerinize sımsıkı,
sarılıyorum bütün gücümle.
Sonra gönlümün hep hareketli derinlerinde olanlar var. Sevgisini,
yoldaşlığını, dostluğunu satırlara yükleyip her seferinde buraya koşan,
her seferinde umut taşıyan canımın canı yoldaşlarım; öyle özledim ki
sizleri, öyle seviyorum ki ben sizleri…
Dostlarımız da var tabi bu kavgada. Dost yürekleriniz her daim
yanımda bunu bana hep hissettirdiniz. Sesinizi sesime kattınız. Her
kavgada insan dostunu omuz başında görünce duygusu farklı oluyor
biliyorsunuz. Bir dost gülüşü gönderiyorum sizlere; sevgiden, kavgadan
yana… Selam olsun sizlere. Kime ne desem, ne yapsam yarım kalacak biliyorum. Hangi köşesini tutsam bir başka köşe eksik kalacak iyisi mi burada bitirmek. Ama gözlerinizin ta içine dikiyorum gözlerimi. Sevgimin derinliğini görün diye. Ve son olarak tekrar ediyorum; seviyorum sizleri… hem de çok! Güler Zere
|
■ Bu Oyuna Artık Devam Etmek İstemiyoruz |
||