![]() |
![]() |
||
|
Sosyalist Demokrasi, 12 Eylül 2009, Sayı: 83 |
|||
|
Olanaklar ve Olasılıklar M. AZRA |
|||
|
“Tanzimat’tan bu yana görülen en önemli ve büyük toplumsal değişim
projesi.” tv ekranlarında sıkça görülen bir tarihçinin bu yorumu
içerisinden geçilen konjonktürün nasıl algılandığını ve ne gibi etkiler
yarattığını anlamamız açısından ön açıcı bir tarif olsa gerek. Gerçekten
de heyecan verici bir dönem yaşadığımızı kabul etmeliyiz. Dünün tabu
kabul edilen pek çok kavram ve konusu günün moda kavramları haline
gelivermiş durumda. Toplum sanki sihirli bir değnek dokunmuşçasına
birden esnemiş ve dün linç tezgahları kuracak kadar şovenizmin etkisi
altında olanlar birden Kürt sorununu tartışır ve konuşur hale gelmiştir.
SDP tarafından organize edilen barış yürüyüşü ve kampanyasının her yerde
oldukça yoğun ilgiyle karşılanması bu esnemeyi doğruluyor. Herkeste
biraz olsun şaşkınlık hali mevcut. Yapılan anketlerde barış talebi öne
çıkarken Kürt sorununda inkarcı çizginin sonuna gelindiği de bariz
olarak ortaya çıkıyor.
Tv ekranları Kürt sorununu tartışan programlardan geçilmezken yapılan
açıklamalar ve verilen demeç, görüş ve öneriler oldukça
radikalleşebiliyor. Kürtçe röportajlar alınıyor Kürt dili ve edebiyatı
bölümünün açılmasını YÖK başkanı “13 milyon insanin konuştuğu dil”
tanımlamasıyla savunuyor. Gerçekten hızlı bir dönüşüm en azından düşünce
planında ve dilde gerçekleşiyor. Düne kadar varlığı tanınmayan bir halk
ve o halkın dili kültürü hızla kabul görür hale geliyor. İnkar edilen
görmezden gelinen bir sorun devletin en üst kademelerinde kabul görür
tartışılır olurken silah dışında
başka dil bilmeyenler silahın yetmediğini görüyorlar. Dünün savaş
medyası bombalanan dağların ardından kahramanlık nutukları çekmeyi
bırakıp oluşturduğu masalarda programlarda Kürt sorunu tartışıyor ve
deyim yerindeyse toplumsal alanda Kürt kimliğinin meşrulaşması görevini
yerine getiriyor. Programların konusu “terör“den Kürt sorununa dönünce
doğal olarak katılımcılar da değişiyor, emekli paşaların yerini
üniversite hocaları ve gazeteciler alıyor. Anketler düzenleniyor ve
açıklanıyor tartışılıyor. Dün adını ananların tutuklandığı Kürt halk
önderi Abdullah Öcalan`ın açıklamaları ilgi alanı haline geliyor, çözüm
önerileri tartışılıyor ve devlete diyalog çağrıları yapılıyor.
Sokak Amerika’yı yeniden keşfeder gibi kendi Kürdünü keşfediyor ve
onunla yüzleşiyor. Öyle ki yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden asker
haberleri “Kürt açılımını nasıl etkileyeceği” sorusuyla birlikte
veriliyor ve tartışılıyor. Yaşananlar Cumhurbaşkanının şu cümlesiyle
özetleniyor: “Kürt sorunu bu ülkenin en önemli sorunudur.” Meselenin
böyle ele alınması yıllardır bu tarifi kelime kelime aynı yapanlar için
umut verici olsa gerek. En azından hayatın tahlili doğrulaması açısından
oldukça önemli. SDP ve onun kuruluş öncülleri bu tahlili on yıllardır
yapıyor . SDP bu tahlil nedeniyle pek çok sosyalist hareketle sorunlar
yaşadı yalnızlığa iteklenmek istendi hatta ÖDP gibi ortak projelerin
dışına düşmek durumunda kaldı. Düne kadar Kürt sorununu temel mesele
saydığımız ve soruna sahip çıktığımız için bizi kuyrukçuluk dahil
çeşitli yaftalarla suçlayanların bugün gelinen noktada kendi duruşlarını
dün yokmuş gibi tariflemeleri elbette bizi şaşırtmasa da toplumsal
hafızada dün tüm canlılığı ile yerini koruduğu akıldan çıkarılmamalı.
Tam da dünün bu kötücül anıları ve bu anılara sebep olan politik bakış
açısı tüm canlılığı ile yerinde durduğundan olsa gerek sosyalist sol AKP
tarafından gündemin en tepesine taşınan mesele karşısında afallamış ve
felce yakalanmıştır. Kürt açılımı gündeme geldiğinden beri toplumun
nerdeyse tüm tabakaları bu tabakalara yol gösterdiğini iddia eden
kurumları meseleye dair tutum alıp öneriler ortaya atarken Kürt sorunu
hiç olmadığı kadar meşru hale gelip sokakta tartışılırken solun
sessizliği ancak afallamak kavramı ile açıklanabilir. Süreç o kadar
hızlı gelişti ki dün konumunu Kürt hareketiyle arasına mesafe koymak
üzerinden tarifleyenlerin yeni durumu kavramakta ve pozisyon almakta
zorlanması anlaşılır. SDP’nin farklı bir duruş sergileyip daha aktif bir
tutum takınması da yine onun tarihsel referansları ve geçmişten bugüne
izlediği tutarlı duruşuyla açıklanabilir. Sorunu dillendirmenin dil
yaktığı sokaktaki rüzgarın bizzat şovenizmden ve popülizmden yana estiği
bir momentte bile enternasyonal duruşundan zerre kadar sapmayanların
popülizmin ve şovenizmin rüzgarına direnerek kurtuluşu Kürt özgürlük
hareketiyle stratejik ittifak üzerinden tarifleyenlerin elbette
meselenin meşrulaştığı koşulların olgunlaştığı bir zamanda daha hazır
görünmeleri oldukça doğaldır. Tam da bu nedenle yıllardır savunduğumuz
görüşlerin hayat ve mücadele tarafından doğrulandığı sıklıkla tüm
dostlarımıza hatırlatılmalıdır.
Durumu izah edecek söz Ahmet Türk tarafından yapılan “cin lambadan
çıktı“ açıklamasında gizlidir. Hükümetin pek çok hesap ve kaygıyla
ortaya attığı açılım toplumsal bilinçte geri dönüşümsüz bir değişime
sebebiyet vermiştir. Bu dönüşüm hem Kürt halkı hem de Türk halkı için
söz konusudur. Adı görüldüğü her yerde silinmeye çalışılan bir halk
bizzat silenler tarafından kabul edilmiş dili ve kimliği yok sayılanlar
yok sayanlar tarafından tanınmıştır. Ve şimdi bizzat yok eden yok
sayan devlet kendi dayattığı tabuları yıkmak için mücadele vermek
zorunda kalmıştır. Kabul edilmelidir ki şovenizm ağır bir yara almıştır.
Bizzat başbakan ve yardımcıları şovenizmin kalesi sayılan illerde halka
Kürt sorununu anlatmakta savaşın sona ermesi gerektiği yolunda
propaganda yapmaktadır. Medya Kürt halkına yapılanları ilk kez bu kadar
açıkça dillendirmekte ve kendilerince çözümden yana çaba göstermektedir.
Bizi olduğu kadar devleti ve militarist güçleri bile şaşırtacak derecede
toplum meseleye pozitif yaklaşmış Kürt kimliği ve mücadelesi Türklerin
nezdinde geniş bir meşruiyete kavuşmuştur. Durumun kendisi bir yanıyla
yıllardır yürütülen kirli savaşın yenilgisini izah ederken öte yanıyla
bizim neden başaramadığımız ve AKP’nin başardığı sorusunu cevaplama
görevini karşımıza koymaktadır.
Yapılan anketler ve bizzat yaşanan hızlı değişimin gösterdiği en önemli
olgu Türk halkının savaştan yorulduğu ve çözüme hazır olduğu
realitesidir. Yapılan anketlerin de izah ettiği üzere Türklerin önemli
bir kısmı PKK’nin yenilemeyeceğini Türk ordusunun başarısız olduğunu
kabul etmiştir. Bu durumun
oluşmasında PKK’nin onlarca yıl boyunca yürüttüğü büyük direnişin
kararlılıkla yürütülüyor olması kadar özellikle son döneme damgasını
vuran Bezele, Oramar ve Zap direnis ve saldırılarının katkısı vardır.
Direniş sadece Kürt halkını örgütlememiş Türk halkına da yenilmezliğini
kanıtlamıştır.
PKK Kürt uluslaşmasını sağlamış ve geri döndürülemez bir noktaya
getirmiştir. AKP’nin açılımına Kürt halkının çok hızlı ve meşru hak
talepleriyle cevap vermesinin altındaki esas temel bu uluslaşmadır.
Diyebiliriz ki Kürt uluslaşması tamamlanmış ve devletleşme aşamasına
gelinmiştir. Kürt halkını bundan sonra daha azına ikna etmek mümkün
değildir. Geldiğimiz momentte fiilen kazanılmış bulunan haklardan geri
adım atmak tekrar savaş politikalarına dönmek neredeyse imkansız hale
gelmiştir ve bu yönde atılacak adımlar çok büyük tepkileri ve
çatışmaları göğüslemek zorunda kalacaktır. Kabul edilmelidir ki Kürtler
artık silinmemek üzere siyasal tarih sahnesine çıktılar ve bu başarı
bizzat onların kendilerine ve önderliklerine aittir.
Türkiye solu sürece bir yandan ulusalcılığın yaygınlaştığı diğer yandan
da totaliter bir laiklik tanımının yön verdiği anti-AKP söyleminin biçim
verdiği bir kamplaşmanın tam ortasında yakalanmıştır. İşçi sınıfı
ideolojisinden çok orta sınıf söylemi ve politikalarının yön verdiği ve
esasen orta sınıfa yaslanan anti-AKP’ci kamp hiç beklemediği bir anda
hem Kürt hareketiyle hem de AKP ile yüzleşmek durumunda kalınca sürece
sessiz kalmayı tercih etmiş müphem açıklamalarla yetinmiştir.
Yaşanalar sadece şovenizmin zehirlediği halk kitlelerinin
doğrularını yıkmamış ulusalcı solun da tabularını sorgulanır hale
getirmiştir. AKP ulusalcı solu son yerel seçim müttefiki CHP’yi olması
gereken yere MHP’nin yanına itekleyince ulusalcı solun AKP tarafından
dillendirilen projenin neresinde yer alınacağı elbette derin bir
sıkıntıya vesile olmuştur. Son yerel secim değerlendirmelerinde bu
gazetenin sayfalarında anti AKP söyleminin sınıf karşıtlığına bile
vardığını ve savunanları kemalizmin kollarına savurduğu dile
getirilmişti. Hayat hızla yazılanları doğrularken bize söylemiştik
demekten başka bir sey bırakmamaktadır.
Surecin akamete uğratılmasının olasılık dahilinde olduğu elbette
bilinmelidir. AKP’nin kendisinin yaslandığı milliyetçi tabanın rüzgarına
kapılması olasılık dahilinde olduğu gibi son 30 Ağustos güç
gösterilerinin ortaya koyduğu gibi ordunun hala güçlü bir direniş odağı
teşkil ettiği unutulmamalıdır. Operasyonların hız kesmeden devam ettiği
ve asker cenazelerinin geldiği gözden uzak tutulmamalıdır. Bilinmelidir
ki bu saatten sonra ölen her askerin ölümünün tek sorumlusu
operasyonlarda ısrar edenlerdir. Yaşanan çatışmanın sorumlusu PKK değil
süreci akamete uğratmak adına askerleri operasyona süren militarist ordu
bürokrasisidir. Bu durum bile çift taraflı ateşkes talebinin
yakıcılığını göstermektedir. Bu talep doğrudan TC hükümeti ve ordusuna
yönelik operasyonları durdurma talebidir.
MHP ve CHP tarafından pompalanan kin dolu şoven söylemin önümüzdeki
süreçte provokatif eylemlere yöneleceğini görmek için kahin olmak
gerekmiyor. Bizzat MHP genel başkanının pompaladığı söylemin kendi
tabanına ne gibi mesajlar ilettiği tarihsel olarak bilinmektedir. Kabul
edilmelidir ki ister hükümet isterse şoven güçler tarafından
sürecin
baltalanmasının Kürt halkı tarafında bir savaş ilanı anlamına geleceği
kanlı bir iç savaşa yol açacağı ortadadır.
Aslında toplumsal dinamikleri yakından izleyenler açısından yaşanmakta
olanlar sürpriz olarak algılanmamalıdır. Türk halkının gerek savaşa
gerekse orduya bakışının değişmeye başladığının işaretleri uzunca
suredir ortaya çıkmaya başlamıştı. Asker cenazelerinde “yoksul
çocuklarının ölmesi”ne yönelik artan tepkiler ve Ergenekon
soruşturmaları Türk halkının bakışındaki değişimi uzun suredir
işaretliyordu. Aynı zamanda savaş bütçesinin yol açtığı yıkımın
sonuçları daha derinden hissedilmeye başlanmıştı. Bütün bunlara ek
olarak ABD’nin Irak’tan çekilme takviminin açıklanması güneydeki Kürt
hükümeti ile Türk hükümeti arasında diyalogun güçlenmesini beraberinde
getirmiştir. Bu gelişme ABD sonrası tufanı ve bu tufanın olası
sonuçlarından birisinin Kürt devleti olması olasılığı böyle bir
olasılığın TC sınırlarının parçalanması ve büyük bir kuzey Kürt
ayaklanmasını işaret etmesi bölgesel güç hayali peşindeki TC
oligarşisinin bütün planlarını altüst etme ihtimalini ortaya çıkarmıştı.
Yine petrol ve doğalgaz rezervleri ve geçiş yolları üzerinden şekillenen
emperyal mücadelede ABD’nin TC’ye biçtiği yeni roller TC’yi yeni adımlar
atmaya ve kendi Kürdüyle
kendi kabul ettiği sınırlar içerisinde barışmaya yöneltti.
AKP tarafından dile getirilen projenin saikleri emperyalizmin bölgesel
çıkarları ile ilişkileri ve daha da önemlisi kapsamı içeriği elbette çok
sıkı irdelenmelidir fakat bu irdelemenin bu yazının kapsamını aştığı da
görülmelidir. Tüm bu uyarıların ışığında ortaya atılan fikrin içerik
amaç ve ortaya atanların beklentilerinden azade bizim için ortaya
çıkardığı sonuçlar gerçekten umut vericidir fakat ayni zamanda yapılması
gerekenler açısından da öğreticidir. Süreç göstermiştir ki politika
güçle yapılmaktadır. Yıllardır bedel ödeyerek dile getirdiğimiz söylemin
bize duvar olanlar tarafından AKP dile getirince kabul edilmesi bu
dediğimizin kanıtıdır. Yine bu durum aslında şovenizmin gücünü
karşıtının zayıflığından aldığını toplumun önemli bir kesiminin önderlik
olmaması nedeniyle sessiz kaldığını da ortaya koymaktadır. Bu tahlil
doğrusal olarak bizi çatı partisi meselesine ve önemine getirmektedir.
Pandora’nın kutusunun açıldığı cinin lambadan çıktığı koşullarda
emperyalizmin hesaplarını boşa çıkarmak sürecin akamete uğratılması
çabalarını boşa çıkarmak ve süreci derinleştirerek Kürt halkıyla onurlu
adil bir barışın imkanlarını yaratmak şovenizmi gerileterek politik bir
güç ve önderliğin oluşmasını sağlamak demokratik mevziler kazanmak ancak
çatı tarzı bir güç birliği ile Türkiye işçi sınıfıyla Kürt halkının
ittifakını sağlamakla mümkün olacaktır.
Kabul edilmelidir ki solun atıl durumunun devamı çözümü bir AKP projesi
kalmaya mahkum edecek Kürt halkını bir kez daha yalnız bırakmak anlamına
gelecektir. Bu şekliyle TC Kürt halkını muhatap almadan meseleyi
bireysel kültürel haklar meselesi olarak sınırlayacak Kürt halkını
siyasal bir özne ve ulus olarak kabul etmeyecektir. Ayni şekilde
emperyalizm de varolduğu biçimiyle hedeflerine ulaşacaktır. Sosyalist
hareket asli görevlerini bir kere daha yerine getirmemiş olacak ki bu 12
Eylül yenilgisinden daha ağır sonuçlar üretecektir. En önemli müttefiki
Kürt özgürlük mücadelesini kaybedecek savunduğunu iddia ettiği sınıf
ideolojisinden kopacaktır.
AKP projesinin derinleştirilerek barış ve kardeşlik projesi haline
gelebilmesi için enternasyonalist solun tek şansı güç birliğidir. Bu
ayni zamanda olası faşist provokasyonları boşa düşürmenin de tek çıkar
yoludur. AKP ve liberal sözcülere terk edilen alan gerçek sahipleri ve
sahici talepler ile doldurulmalıdır. Geldiğimiz noktada eski söylemin
önemli bir kısmının eskidiği de görülmelidir. Dün dile getirdiklerimizin
önemli bir kısmını AKP ve liberaller söylüyor. Onların söylemediği Kürt
halkının, onun önderliğinin muhatap alınması gerektiğidir. PKK taraf
olmadan Abdullah Öcalan muhatap olmadan sorun çözülemez. Savaşın tarafı
olan PKK barışın da temel tarafıdır ve bu talep bizzat Kürt halkının
temsilcileri tarafından dile getirilmektedir. Liberal aydın ve köşe
yazarlarının bu haklı talebi boşa düşürmek için yürüttükleri kampanya
boşa düşürülmelidir. Yine yaşanan çatışmaların süreci baltalamaya
yönelik ordu hamlesi olduğu görülmeli halkta asker ölümlerine karşı
oluşan ve savaş karşıtlığı potansiyeli taşıyan yönelimi destekleyecek
operasyonların durdurulması amaçlı faaliyetler geliştirilmelidir. Bu
somut durum hem partimize hem de sosyalist güçlere önemli görevler
dayatmaktadır. Bir yandan yapabileceğimiz her şeyi yapmak öte yandan en
geniş güçleri seferber etmek.
Süreç geçmişte sahip olmadığımız olanakları önümüze koyarken daha büyük riskleri ve görevleri de karşımıza dikmektedir. Rüzgarın bize döndüğü momentte koşulları değerlendirmek ya da elimizin tersiyle iteklemek -- seçim bizim.
|
■ Bu Oyuna Artık Devam Etmek İstemiyoruz |
||