![]() |
![]() |
||
|
Sosyalist Demokrasi, 12 Eylül 2009, Sayı: 83 |
|||
|
Kampanyanın Ardından RIDVAN TURAN |
|||
|
Şimdi geldiğimiz noktada iki şey yapmalıyız. Evvela şu ana kadarki
eylemli süreci politik ve örgütsel açıdan değerlendirmeliyiz, bir kar
zarar hesabı yapmalıyız. Ardından da 12 Eylül ve anayasa ekseninde devam
edecek olan çalışmalarımızın planlamasını yapmalıyız.
Hepimizce bilindiği üzere bir siyasal kampanya belli bir zaman
aralığında, seçilmiş olan bir konu ekseninde yoğunlaşılarak, hedef
kitleye yönelik politik teşhir ve ikna çalışmalarını içerir. Yalnızca
bununla kalmaz aynı zamanda elde ettiği siyasal sonuçlar üzerinden
örgütsel ve politik hattı geliştirmemize ve güçlendirmemize olanak
sağlar. Meseleyi bu biçimde ele almak, günlük haber değeri olan bir iş
yapmanın daha ötesinde bir perspektifi gerektirir. Bu açıdan
kampanyamızın 1. etabının kar zarar hesabının yapılması için böyle bir
perspektifle meselenin ele alınması gerekmektedir.
Bizim kampanyamızın esas hedefi Türk halkı başta olmak üzere şovenist ve
militarist propagandalardan fazlasıyla etkilenmiş olan kesimler
olmuştur. Yürüyüş dahil tüm propaganda materyallerimizle işlemeye
çalıştığımız hat, savaş ve çatışma ortamının bir an evvel sona
erdirilmesi olmuştur. Barış ve kardeşliğin tek yolunun Kürt sorununun
çözümü olduğu, savaş ve inkar yoluyla bu sorunun çözülemeyeceği vurgusu
öne çıkarılmıştır. Kürt halkı gibi, esasında Türk halkı da (ve diğer
halklar da) savaş yorgunudur. Her iki halk da savaşın ve çatışmanın
bitmesini istemektedir. Kürt halkı eşit, adil ve demokratik bir barış
istemektedir. Türk halkı ise dün olduğu gibi ‘asalım keselim bunların
kökünü kazıyalım’ edebiyatının sonuç vermediğini açıkça görmüştür.
Ancak bu durum henüz eşit ve demokratik bir çözüm talebini işaret
etmemektedir. Savaş istenmemektedir ama PKK’nin “çözülmesi temelinde”
bir çözüm (çözüm olmayan bir çözüm) genel kabul görmektedir. Kabul etmek
gerekir ki, durum dünkü durum olmasa da, bugünkü durum da yeterli
değildir. Bu bir denge durumudur. Şovenizmle zihinleri kirletilmiş
kesimler kendiliğinden eşit ve adil bir barış hedefine
yönelmeyeceklerdir. Ancak imha zihniyetinden bugünkü noktaya bu kesimler
nasıl gelmiş ise, buradan ileriye de öyle gidilebilir.
Denge durumu ya da gri durum olarak ifade edebileceğimiz içinde
olduğumuz durum milliyetçi, şoven kesimlerin, MHP, CHP, ordu, yargı
kurumlarının inisiyatifi ele geçirmeleri sonucunda gerileyebilir. Bu
nedenle batıda siyasi çalışmanın hedefi şovenizmden etkilenmiş kesimlere
yönelik süreğen bir demokratik çözüm talebi olmalıdır. İşçi sınıfı
kendiliğinden siyasal bilince ulaşamayacağı gibi, şovenizmden etkilenmiş
kesimler de, üzerlerindeki propagandanın etkisiyle kendiliklerinden
demokratik bir çözüm hedefine ulaşamayacaklardır. Tam bu konuda
zorlayıcı olmak, yol göstermek bizim işimizdir. Kampanyamızda da esas
itibarıyla yapmaya çalıştığımız şey budur. Kampanyamızla açıkça barış ve
kardeşliğin tek yolunun Kürt sorununun demokratik çözümü olduğunu ilan
etmiş olduk. Demokratik çözüm dışında hiçbir “çözümün” barışı ve
kardeşliği sağlayamayacağını ifade ettik.
Propagandamızın bir diğer hedefi hükümettir. SDP barış ve demokratik
çözüme yönelik tüm çabaları açıktan destekleyeceğini bu kampanyasıyla
ilan etmiştir. Barış ve demokratik çözüme yönelik en temel engelin
militarizm ve askeri vesayet olduğunu açıklamış ve ordu, MHP ve CHP’nin
oluşturduğu sacayağını açıktan ırkçı ve Kürt düşmanı bir ittifak olarak
değerlendirmiştir. Bu süreci daha baştan olumsuz ilan eden tüm sol
siyasal kurumlara da, tutumlarını gözden geçirmelerini önererek gereken
dostça uyarıları yapmıştır.
Bununla birlikte SDP, AKP’nin açılım adı altında sürdürdüğü çalışmaları
temkinli karşılamıştır. Hükümetin açılım adı altında başlattığı
“tartışma süreci” henüz bitmemiş olsa da bazen başbakanın ve çoğunlukla
da içişleri bakanının açıklamalarının Kürt halkı ve barış çevrelerinde
hayal kırıklığı yarattığı bellidir. Son günlerde sorun yeniden “terör”
ve “son teröristi bitirene kadar..” jargonlarıyla konuşulmaya
başlanmıştır. SDP açılıma ilişkin çalışmaların barış ve demokratik
çözüme evrilmesi için, gerek hükümete baskı yapmaya çalışmakta ve
gerekse de kitle propagandasını bu yönde geliştirmektedir. SDP bu konuda
açık bir politik mücadele sürdürmekte; başlamış, fakat henüz netlik
kazanmamış süreci “barışçı ve demokratik çözüme” evirme yolunda
çabalarını artırmaktadır. SDP barış ve demokratik çözüme nasıl
ulaşılacağını hükümete bir dosya halinde iletmiştir. SDP bu tutumuyla,
“bu işten hiçbir sonuç çıkmaz” diyen sol sekterizmle ve “sorun artık
çözüm sürecine girmiştir” diyen sol liberalizmle arasında var olan
radikal farkı açıkça sergilemiştir.
Diğer yandan yürüyüşümüzün ilk durağının Ankara olmasının sembolik bir
önemi vardır. SDP çözüm noktasında Ankara’yı muhatap görmek
istemektedir. SDP daha önce sorunun çözümünün
Washington-Ankara-Bağdat-Erbil hattıyla değil, Ankara-Diyarbakır
arasında kurulacak bir barış ve kardeşlik köprüsüyle mümkün olacağını
söylemiştir. Bu nedenle ilk durak Ankara ve ardından da yine sembolik
barış ve kardeşlik köprüsünü kurmak için Diyarbakır olmuştur.
Tüm siyasal çalışmalarımız süresince, işçi sınıfı ve emekçilerin
siyasetin esas unsuru olması gerektiğini ve gerçek demokrasiye işçi
sınıfının siyasal mücadeleye atılmasıyla ulaşılabileceğini ifade ettik.
Kampanyamız bir diğer açıdan örgütsel planda ele alınmalıdır. Bu eylem
partimizin politik prestijini gerek Kürt özgürlük hareketi nezdinde
gerekse de diğer barış ve demokrasi güçleri nezdinde güçlendirmiştir. Bu
eylem, çözümün tartışıldığı bir evrede Kürt sorunuyla ilgili en çok ses
getiren eylem olmuştur. Barış mücadelesine mütevazı bir katkı fakat
siyasal planda önemli bir eylem olmuştur. Kampanyamız, partimizin sınıf
ve kitleler arasındaki ilişkilerini artırmıştır. Çevre ilişkilerini
çoğaltmıştır. Belki hepsinden önemlisi, bu kampanyanın her düzeyine
katılan genç yoldaşlarımızın politik temsil yetenekleri gelişmiş ve
kadro nitelikleri artmıştır.
Buna karşın kampanya, önemli bir eksikliğimizi de görmemize olanak
sağlamıştır. Bu eksiklik sürekli politik faaliyet yapamamamızdır.
Sürekli politik faaliyet sürekli propaganda ve ajitasyon demektir,
sürekli hareket demektir, sınıf ve kitlelerle sistemli ilişki demektir
ve sistemli büyüyen bir örgüt demektir. Bu nedenle önümüzdeki süreç
siyasi kampanyalarımızı süreğenleştirdiğimiz bir süreç olmalıdır.
Kampanyamızın ikinci etabı hakkında...
İçişleri bakanı Beşir Atalay’ın kendi deyimiyle “ara toplamı” basına
açıkladığı toplantıda gündemlerinde bir anayasa değişikliğinin
olmadığını söylemişti. Bu
durum Kürt halkı başta olmak üzere tüm barış ve demokrasi yanlısı
kamuoyunda derin bir hayal kırıklığı yarattı. İçişleri bakanının bu
vurgusunun politik anlamı Kürt sorununda atılacak adımların anayasal
güvenceye sahip olmayacağıdır. Oysa bizler Kürt sorununda demokratik ve
barışçıl bir çözümden yanayız. Kürt sorununun çözümünü daha fazla
demokraside görüyoruz. Örneğin, Kürtlerin kolektif varlığı, kimliği,
dili kabul edilmeli ve temel kolektif haklarının iade edileceği ilan
edilmeli derken tüm bu demokratik hakların, demokratik, özgürlükçü,
eşitlikçi bir anayasanın güvencesi altına alınması gerekir diyoruz. Yani
anayasal güvenceye bağlanmamış göstermelik adımlarla kandırılmak
istemiyoruz.
Bu nedenle demokratik anayasa talebi esastan öneme sahip bir taleptir.
Demokratik bir anayasa demokrasi meselesinin (Kürt meselesinden,
cinsiyet meselesine kadar) “lafzi” olarak değil, “kalbi” olarak
kavranmakta olduğunu gösterecektir. Demokratikleşme sürecinin en kesin
temeli anayasa olacaktır. Anayasadan bağımsız bir demokratikleşme
sürecinin var olması mümkün değildir.
Diğer yandan 29. yıldönümüne, 12 Eylül’ün en çirkin eseri olan 82
anayasasına ilişkin bir tartışmayla girmek anlamlı olacaktır. 29 yıldır
yargılanamamış olan bir darbe süreci, el üstünde tutulan darbeci
cellatlar ve onların kaleme aldıkları 82 anayasası ile topyekün bir
mücadele vermenin zamanı
çoktan gelmiştir. Artık tüm demokrasi güçlerinin el birliğiyle bunları
tarihin çöp sepetine atmaları gerekmektedir. Aslında bu hesaplaşmada çok
gecikmiş durumdayız. Şili darbe döneminde garnizonlarda bulunan tüm
askerlerin yargılanmasına ilişkin bir adımı çoktan attı. Biz ise
darbecilerin kendilerini hala yargılayamadık. 29 yıldır bu toplumu bir
maymun kafesinin içinde tutan darbe toplumumuzun azımsanmaz bir kesimi
tarafından bilinmiyor. Şaka gibi. O yıl doğanlar 29 yaşına geldi. Kampanyamızın son etabı 12 Eylül ve anayasa olacak. Bu konuda da parti olarak üzerimize düşen görevleri yapmaya çalışacağız. Bu konudaki görüşlerimizi sınıf ve kitlelerle paylaşacağız, yaygın bir kitle çalışması yapacağız. Barış, demokrasi ve sosyalizm şiarımızı ülkenin dört bir yanına taşımaya çalışacağız. Bu günden tüm yoldaşlarıma kolay gelsin diyorum.
|
■ Bu Oyuna Artık Devam Etmek İstemiyoruz |
||